Moskova - Merkezleri Moskova’da bulunan Rusya Federasyonu Kürt dernek ve kurumları yaptıkları ortak açıklamada “Batı Kürdistan devrimini” selamlayarak buradaki halkın özgürlük çabalarının yanında olduklarını duyurdu.
Kurumlar adına açıklamayı okuyan Mezopotamya Kültür Derneği Yönetim Kurulu üyesi Rafik Kamil tüm Kürt halkı için olduğu gibi Rusya’da yaşayan Kürt diasporasının da tarihi anlamı olan Batı Kürdistan’ın başarıya uzanan devrimci mücadelesinin büyük coşkusunu paylaşıp selamladıklarını ifade etti.
Uluslararası Kürt Kurumları Organizasyonu, Federal Kürt Kültür Otonomisi, Medya Kürt Kadın Derneğinin ortak imzasını taşıyan açıklama da şöyle denildi: “Sadece Halk olarak varlıkları değil kişisel kimlikleri bile inkâr edilip yok sayılan bu parçadaki halkımızın Başkan Apo ile başlayıp büyük kazanımlarla süren özgürlük mücadelesini selamlıyor yanlarında olduğumuz belirtiyoruz.
Güney Batı Kürdistan Parçası yaşadıkları ve pozisyonu ile tüm ulusal dinamiklerin sahiplendiği, desteklediği ulusal birlik sembolüdür. Şüphesiz ki büyük zorlukları olan ve halen büyük özverisi isteyen bir mücadele olduğu gerçeği ortadadır. Ancak yaşananlar Kürt halkının kendi kaderini belirleme isteği, örgütlülüğü ve öz yönetim gücünü ortaya koyması açısından büyük önem taşıyor. Tüm parçalardaki Kürtler gibi bizde maddi ve manevi olarak bu parçadaki halkamızın mücadelesinin yanındayız ve destekliyoruz.”
Açıklamayı okuyan Rafik Kamil Gerilla’nın başlattığı devrimci hamleye de değinerek savaşın geldiği düzeyden AKP ve Türk devleti sorumlu tuttu. Kamil sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu hamle Kürt halkının savunmasıdır. Bu hamlelerde hayatlarını kaybeden değerli şehitlerimizi saygı ve sevgiyle selamlıyor bağrımıza basıyoruz.”
Moskova’da yaşayan Kürtler ve buraya çalışmaya gelen gurbetçiler dünkü iftarlarını Kürt kültür evinde açtı. Oruç tutanların yanandı yezidi Kürtlerinde misafir olarak katıldığı yemek özgürlük mücadelesinde hayatını kaybedenler anısında bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.
6 Ağustos 2012 Pazartesi
AFAD: Şırnak’taki depremde can ve mal kaybı olmadı
ANKARA - Başbakanlık Afet ve Acil Durum (AFAD) Yönetimi Başkanlığı, Şırnak’ta meydana gelen 5,3 büyüklüğündeki depremde can ve mal kaybının yaşanmadığını duyurdu.
AFAD tarafından yapılan açıklamada, binalarda oluşan küçük çaplı çatlakların dışında can ve mal kaybı bulunmadığı depremi takip eden ilk on iki saat içerisinde, büyüklükleri 2,5 ile 3,8 arasında değişen 15 artçı deprem meydana geldiği belirtildi.
Depremin, kuzey-güney sıkışma rejimi altında olan tektonik sistem içinde geliştiği ifade edilen açıklamada, depremin dış merkezine 47 kilometre uzaklıktaki Şırnak-Merkez'de en yüksek ivme değerinin K-G yönünde 26.5 gal olarak ölçüldüğü kaydedildi.
AFAD tarafından yapılan açıklamada, binalarda oluşan küçük çaplı çatlakların dışında can ve mal kaybı bulunmadığı depremi takip eden ilk on iki saat içerisinde, büyüklükleri 2,5 ile 3,8 arasında değişen 15 artçı deprem meydana geldiği belirtildi.
Depremin, kuzey-güney sıkışma rejimi altında olan tektonik sistem içinde geliştiği ifade edilen açıklamada, depremin dış merkezine 47 kilometre uzaklıktaki Şırnak-Merkez'de en yüksek ivme değerinin K-G yönünde 26.5 gal olarak ölçüldüğü kaydedildi.
Demirtaş’tan Erdoğan’a müzakere ve diyalog çağrısı
BATMAN - Batman’da düzenlenen bir şölende konuşan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AKP hükümetinin Türkiye'deki Kürtlere tahammülünün olmadığı gibi Suriyeli Kürtlerin kazanımlarına da tahammülünün olmadığını belirterek, "Oradaki tabloyu görüp çıldırıyorlar. Biz oradaki tablodan onur duyuyoruz. Mutluluk duyuyoruz. Batı Kürdistan'ın özgürlüğünden onur duyuyoruz" dedi. “Ortada büyük bir savaş var” diyen Demirtaş, çözüm için müzakerelerin bir an önce başlatılmasını Başbakan Erdoğan’ı “Kürt sorunu askeri yöntemlerle çözülmez, müzakere, diyalog ve konuşma ile çözülür” açıklamasında bulunmaya davet etti.
BDP Batman İl Örgütü, Suriyeli Kürtlerin özerklik temelinde kendilerini yönetmelerini kutlamak ve destek vermek amacı ile şölen düzenledi. Şerzan Kurt Parkı'nda düzenlenen şölene BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, DTK Koordinasyon Kurulu Üyesi Batman Milletvekili Ayla Akat, BDP Batman İl Başkanı Ayşe Ağılğat, il ve ilçe örgütü yöneticileri, sivil toplum örgütü temsilcilerinin yanı sıra binlerce KİŞİ katıldı. Sarı, kırmızı ve yeşil renkli bayrakların dalgalandığı şölende sık sık "Şehîd namirin" sloganları atıldı. Havai fişek gösterisi ile başlayan şölende konuşma yapan Demirtaş, Batman halkı ile bir arada olduğundan dolayı onur ve şeref duyduğunu ve herkesi saygı ile selamladığını belirtti. Batman'a Ramazan ayında iftarı açmak için geldiklerini söyleyen Demirtaş, askeri operasyonlar sırasında yaşanan ölümler ve acılar nedeni ile şölendeki müzik etkinliliğinin iptal edildiğini duyurdu.
‘NEWROZ’DA SAVAŞ YAŞANMASIN DİYE ALANLARDAYDIK’
Şölene katılanlara hitap eden Demirtaş, "Sizler şahitsiniz, her biriniz tanıksınız ve bunun mücadelesini yürüten bir nefersiniz. En fazla barış isteyen biz olduk, barış için alanlarda ve meydanlarda haykıran biz olduk. Bugün yaşanan ölümler olmasın diye mitingler, yürüyüşler, açıklamalar yapan biz olduk. Fakat bugüne kadar karşımızda barış iradesi görmedik" dedi. Barış için sokağa çıktıkları zaman AKP'nin copundan, gazından ve panzerinden başka bir şey görmediklerini söyleyen Demirtaş, bugün yaşanan ölümlerin olmaması için Batmanlıların Newroz Bayramı'nda meydanlara çıktığını söyledi. Ancak Newroz'da halkın AKP'nin faşizmi ile karşılaştığını söyleyen Demirtaş, "Barış için kendini adamış bir isim Sayın Ahmet Türk, işte burada Batman'da o çirkin ve ahlaksızca bir saldırıya uğradı. Bunlar sokaklarda barış ve çözüm için yürüyüş yaparken copları ve gazları ile saldırmıyor muydu? Gece gündüz gençleri ve anaları tutuklayıp cezaevlerine atmıyorlar mıydı? Biz 14 Temmuz'da miting yapmak için İstasyon Meydanı'na gitmek üzereyken bir kez daha faşizmini ve baskısını gösteren bunlar değil miydi?" diye sordu.
‘BU HÜKÜMET SAVAŞ, KAN HÜKÜMETİ OLDUĞU İÇİN BU ÖLÜMLER YAŞANIYOR’
Barış isteyen ve bunun için mücadele veren tarafın kendileri olduğunu kaydeden Demirtaş, Erdoğan'ın gözünde ise savaştan beslenen taraf olarak görüldüklerini dile getirdi. Kimin günahkar olduğuna kendilerinin karar veremeyeceğini söyleyen Demirtaş, bu savaşı Erdoğan ve AKP'nin istediğinden emin olduklarını söyledi. "Bu ölümleri bu savaşı sizler ortaya çıkardınız" diyen Demirtaş, "Barış için sokaklarda, alanlarda, meydanlarda olan bizdik. Şimdi bu ölümlerin hesabını vermesi gereken sizsiniz. Savaşı yaratan sizsiniz. Meclis'ten sınır ötesi tezkeresi alan sizsiniz. Barış isteyen anaları sokaklarda saçlarından sürükleyen sizsiniz. Barış isteyen gençleri, belediye başkanlarını zindanlara dolduran sizsiniz. Gece gündüz halkın taleplerine copla, gazla panzerle cevap veren sizsiniz. O nedenle kimse kimseyi kandırmasın. Bu hükümet savaş, kan hükümeti olduğu için bu ölümler yaşanıyor. Yoksa barış için uzatılan bu eli tutmuş olsalardı, barış isteyen Kürt halkının iradesine saygılı olsalardı, gerçekten de çözüm ve müzakere isteyen, çözüm için en büyük rolü oynayan Sayın Öcalan'a saygı ile yaklaşsalardı barış bir adım ötedeydi. Barışı yakalamak bu kadar kolaydı. Ama bakın bu halkın evlatları gençleri işte her gün yaşamını yitiriyor ve canını veriyor. Biz her birinin ana kuzusu olduğunun farkındayız. Her birinin anasının yüreğinin yandığının farkındayız. Ve bu nedenle biz gerillanın da, askerin de, polisin de ölmemesi için yollara düştük, önümüzü kestiler, canlı kalkan olarak savaş bölgesine giden bizdik ama bunlar hepsine hakaret ettiler. Barış anaları da dahil hepsine hakaret ettiler. Şimdi ortaya bu savaş tablosunu çıkardılar, bundan da bizi sorumlu tutmaya çalışıyorlar. Hiç utanmadan, sıkılmadan, sanki bunların hiçbiri yaşanmamış gibi Kürtler savaş istiyormuş gibi, sanki BDP savaş istiyormuş gibi, savaşı kışkırtıyormuş gibi faturayı bize çıkarmaya çalışıyorlar" dedi.
‘ÖLEN ASKERİN ARDINDAN MİLİYETÇİLİKLE ŞEHİT EDEBİYATI YAPIYORLAR’
20 yaşında gencecik askerlerin tabutlar ile evlere gönderildiğine dikkat çeken Demirtaş, ölen askerlerin arkasından da milliyetçilik ile "şehit edebiyatı" yapıldığını belirtti. Ölmeden önce o askerin kıymetinin hiç kimse tarafından bilinmediğini ifade eden Demirtaş, "O gençleri sokakta copluyorsun, o gençleri sen üniversiteden atıyorsun, işsiz, yoksul bırakıyorsun, her türlü hakareti yapıyorsun, yetmiyor zorla askere gönderiyorsun, yaşamını yitirince de onun üzerinden şehit edebiyatı yapıyorsun. Bundan da utanmanız lazım. O yoksul halkın gençlerinin onların canı üzerinden siyaset yapanların da bin kere utanması gerekiyor. O gençlere yaşıyorken ayakta iken kıymet vermiyor ve değer biçmiyorsunuz. Bir gün birinin ağzından duydunuz mu: Kürt gençleri de ölmesin, gerillalar da ölmesin. Bunu diyen tek bir parti lideri gördünüz mü? Bakın bu kadar savaş, bu kadar acı yaşanırken medyanın da kendi sorumluluk payını görmesi gerekiyor. Her gün onlarca insan yaşamını yitiriyor. Ortada büyük bir savaş var ama gece gündüz tatil yörelerinin ve yemek programı yapıyorlar. Burada kan gövdeyi götürüyor, her gün onlarca insan canını veriyor, yaşamını yitiriyor ama aldığı talimat gereği bütün bunların üstünü örtüyor. Koltuklarını sağlama alsın istiyorlar. Ama biz ahlaki, vicdani davranıyoruz. Bu çocuklar halkın çocuklarıdır, ölmesin istiyoruz. O nedenle müzakereler bir an önce başlasın 2 taraf da elini tetikten çeksin ve Başbakan çıkıp şu açıklamayı yapmasını istiyoruz: Kürt sorunu askeri yöntemlerle çözülemez, müzakere, diyalog ve konuşma ile çözülebilir. Bakın ondan sonra siyaset daha güçlü devreye girer, BDP daha güçlü bir şekilde rolünü oynar" şeklinde konuştu.
‘BU KADAR PERVASIZCA BU HALKIN DEĞERLERİNE YAKLAŞIYOR’
Öcalan üzerinde bir yılı aşkındır devam ettirilen tecride son verilmesi gerektiğini kaydeden Demirtaş, Oslo'da ve İmralı'da yapılan müzakerelerin yeniden başlamasını istedi. Müzakerelerin başlamasının kime ne zararının olacağı sorusunu yönelten Demirtaş, "Barışçıl yöntemlerin ve diyalogun kime ne zararı olabilir. Bir tek insanın, bir tek gencin hayatı kurtulacaksa buna değmez mi? Ama bu hükümetin barış niyeti yok. Barıştan anladığı şey teslimiyettir. Barıştan anladığı şey onun önünde diz çökülmesidir. Biz barıştan bunu anlamıyoruz. Biz barıştan çözüm anlıyoruz. Bir halkın hakkının teslim edilmesini anlıyoruz. O nedenle AKP'nin şu andaki zihniyeti Başbakan'ı ve bakanlarıyla çözüm zihniyeti değildir. Kürt halkının dilini kabul etmiyor. Allah vergisi dildir, onu kabul etmiyor. Sen kendi parkına bile o dille isim koyamazsın diyor. Sen kendi aranda, birde çocuklarınla cezaevinde konuşabilirsin diyor. Bir de 'bu iyiliğimizi unutmayın' diyor. Bu kadar pervasızca bu kadar çirkince bu halkın değerlerine yaklaşıyor. Çünkü bu halkın değerlerine saygısı yok, çünkü halkın yaşadığı ana topraklarında özgürlüğüne tahammülü yok" ifadesinde bulundu.
‘SURİYE’DEKİ TABLOYU GÖRÜP ÇILDIRIYORLAR’
AKP hükümetinin Türkiye'deki Kürtlere tahammülünün olmadığı gibi Suriyeli Kürtlerinin kazanımlarına da tahammülünün olmadığını söyleyen Demirtaş, "Oradaki tabloyu görüp çıldırıyorlar. Biz oradaki tablodan onur duyuyoruz. Mutluluk duyuyoruz. Batı Kürdistan'ın özgürlüğünden onur duyuyoruz. Bugün Suriye'de yaşanan savaş hepimiz açısından dramatiktir. Elbette Esad faşizmi de, rejimi de çökecek ve yenilecektir. Ama oradaki halkların da hepsinin özgürlüğünden biz mutluluk duyarız. Ama bunlar çıldırıyorlar. Oradaki gelişmeleri gördükçe çıldırıyorlar. Suriye Kürdistan'ında bile insanların kendini yönetmelerine tahammülü yok. 'Müdahale ederiz' diyor. Oldu bitti izin vermeyiz diyor, çünkü Kürdün özgürlüğüne tahammülü yok, çünkü Kürdün bu topraklarda bu dünyada tek bir metrekarede bile özgür olmasına tahammülü yok. Bu anlayış ile bu ülkeyi yönetemezler artık. Şimdi orada Sünni Araplar 10 tane devlet kursalar Başbakan hepsini alkışlar. Ama sömürge haline gelmiş Kürdistan orada bir özerk yönetim kurmaya çalışıyor, gece gündüz gidip entrikalarla bunu engellemeye çalışıyor. Allah'tan reva mıdır? Kürt sana nerede düşmanlık yapmış, Kürt senin köyünü mü yaktı, Kürt sizi faili meçhul cinayetlerle mi katletti, Kürt mü Dersim'de soykırım yaptı, Zilan'da, Ağrı'da, Şeyh Sait'te Kürt mü katliamlar yaptı, işkenceleri Kürtler mi yaptı, zindanlara Kürtler mi attı, Kürtler sizin dilinizi mi yasakladı, Türkçeyi mi yasakladı Kürtler. Türkçe konuşamazsınız, eğitim yapamazsınız mı dedi Kürtler. Bunların hepsini siz yaptınız. Ama hala Kürde karşı büyük bir öfke ile düşmanlıkla engellemeye çalışıyorsunuz. Ve bu savaşı da Kürtlet yarattı, Kürtler çıkardı diye büyük bir kirli propaganda ile Kürtlere kesmeye çalışıyorsunuz" dedi.
‘TÜRK ANALARI DA KÜRT ANALARI GİBİ SAVAŞA KARŞI ÇIKMALI’
Konuşmasının devamında Türk halkına seslenen Demirtaş şunları kaydetti: "Buradan Şerzan Kurt'un anısına yapılan parkta, Batmanlı yiğit bir gencin, sizin eliniz ile katledilmiş bir üniversite öğrencisinin isminin verildiği parktan Türklere sesleniyorum: Bu savaş siz 'evet' dediğiniz için yürüyor, siz AKP'nin savaşına onay verdiğiniz için yürüyor, en çok savaşa karşı çıkması gereken Türk anaları, babalarıdır. Artık uyanmanız gerekir. Bu savaş sizin savaşınız değil, bu savaşta evlatlarınız canlarını veriyorlar, ama vatan uğruna değil; AKP'nin koltukları uğruna canlarını veriyorlar. Artık uyanın nasıl Kürt anaları, Barış Anaları bu savaşa karşı çıkıyorsa Türk anaları da karşı çıkmalıdır. Gerekirse karakolların kapısına dayanmalıdır. Askerlik şubelerine dayanmalıdır, valiliklere gitmelidir, Türk anaları evlatlarının hesaplarını sormalıdır. Şemdinli'de, Hakkari'de, Şırnak'ta 'benim oğlumu neden savaştırıyorsunuz?' demelidir. 'Benim oğlum yaşamını yitiriyor ismini bile açıklamıyorsunuz, bu kirli savaşta evladımı vermiyorum' demelidir. Türk anaları bunu istesin ki eşitlik, kardeşlik, barış da gelişebilsin. Ama bu kadar baskıya faşizme karşıyım diyecek olan bir halk olacak, öbür tarafta Kürtler gece gündüz linç edilecek. Malatya'da, Sürgü'de, Dalyan'da Kürtler linç edilecek. Böyle bir şeye asla ve asla tahammül edemeyiz.
Biz buna eşitlik, kardeşlik diyemeyiz. Önce hep birlikte hakkımızla hukukumuzla eşit olalım, kardeş olmak kolaydır. Ama siz Türk halkı olarak devletin yürüttüğü savaş ve faşizm politikasına Kürtlerle beraber dur demezseniz korkumuz odur ki daha nice evlatlarımız bu savaşta canını yitirecek. Türk halkının Kürdün hakkı hukuku ile sorunu yoksa bu savaşa karşı çıksın artık. Şemdinli'de çocuğu asker olan Çukurca'da çocuğu asker polis olan ana ben biliyorum ki uyuyamıyor. Başını yastığa koyamaz o ana. Çocuğu gerillada olan bir ana başını yastığa koyamaz. Uyku tutmaz o ananın gözünü. O analar eğer barış istiyorsa Erdoğan savaş isteyemez. Eğer o anaların emri talimatı barıştan yana ise buna Tayyip Erdoğan karşı çıkamaz. Bize düşen anaların emrine, talimatına uymaktır. Analar barış, çözüm istiyorsa hiçbir siyasetçi onun karşısında duramaz. O nedenle Türk anaları barış için sesini yükseltsin. Kürt anaları ile el ele versin bu kirli savaş politikalarına karşı çıksınlar. Çocuklarının hatırına, özgür geleceğimizin hatırına bunu yapsınlar diyoruz."
‘KALBİMİZ NE KADAR AMED’TE ATIYORSA O KADAR HEWLER’DE QAMİŞLO’DA ATIYOR’
AKP'nin yürüttüğü bu politikaları halkın kendi özgücünden başka bir gücün durduramayacağını söyleyen Demirtaş, "Biz halkımızın özgücünü, kendi irademize güvenerek AKP faşizmine karşı dimdik duruyoruz. Ve bizim AKP'nin faşizminden korkmadığımızı görünce daha fazla çılgınlaşıyorlar, daha fazla çıldırıyorlar. Siz bu özgürlük mücadelesini yaratan 7'den 70'e bir halk olarak bugün çözüme yakın olduğumuz bugünlerde daha fazla el ele vermelisiniz. Daha fazla omuz omuza vermelisiniz. Bilin ki Suriye Kürdistan'ında ki coşkulu zaferi hazmetmeyenler bizim de özgürlüğü kazanmamız için elinden gelenin fazlasını yapacaklar ama biz de hep birlikte bu faşizme karşı direnebiliriz. Bu politikaları tuzla buz edebilirler. Kürt halkı bunun en somut örneğidir. Bütün dünyaya umut veriyor cesaret veriyorsunuz. Biz de cesaretimizi sizin duruşunuzdan alıyoruz ve size layık olabilmek için daha fazla mücadele sözü veriyoruz. Son olarak yakınlarını kaybeden herkese başsağlığı diliyor, Allahtan rahmet diliyoruz bu mübarek günde bütün dualarımız barış ve çözüm için olsun Allah kabul etsin. Öncelikle de Allah Rojawa'da zor günler geçiren Kürtlerin yanında olsun, biz bütün kalbimiz ile onların yanındayız onların zafer yürüyüşünün arkasındayız. Kalbimiz ne kadar Amed ve Van'da atıyorsa o kadar Hewler'de Qamişlo'da atıyor, Kürdün kalbi her yerde de atmaya devam edecek" dedi.
Demirtaş'ın konuşmasının ardından şölen sona erdi.
BDP Batman İl Örgütü, Suriyeli Kürtlerin özerklik temelinde kendilerini yönetmelerini kutlamak ve destek vermek amacı ile şölen düzenledi. Şerzan Kurt Parkı'nda düzenlenen şölene BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, DTK Koordinasyon Kurulu Üyesi Batman Milletvekili Ayla Akat, BDP Batman İl Başkanı Ayşe Ağılğat, il ve ilçe örgütü yöneticileri, sivil toplum örgütü temsilcilerinin yanı sıra binlerce KİŞİ katıldı. Sarı, kırmızı ve yeşil renkli bayrakların dalgalandığı şölende sık sık "Şehîd namirin" sloganları atıldı. Havai fişek gösterisi ile başlayan şölende konuşma yapan Demirtaş, Batman halkı ile bir arada olduğundan dolayı onur ve şeref duyduğunu ve herkesi saygı ile selamladığını belirtti. Batman'a Ramazan ayında iftarı açmak için geldiklerini söyleyen Demirtaş, askeri operasyonlar sırasında yaşanan ölümler ve acılar nedeni ile şölendeki müzik etkinliliğinin iptal edildiğini duyurdu.
‘NEWROZ’DA SAVAŞ YAŞANMASIN DİYE ALANLARDAYDIK’
Şölene katılanlara hitap eden Demirtaş, "Sizler şahitsiniz, her biriniz tanıksınız ve bunun mücadelesini yürüten bir nefersiniz. En fazla barış isteyen biz olduk, barış için alanlarda ve meydanlarda haykıran biz olduk. Bugün yaşanan ölümler olmasın diye mitingler, yürüyüşler, açıklamalar yapan biz olduk. Fakat bugüne kadar karşımızda barış iradesi görmedik" dedi. Barış için sokağa çıktıkları zaman AKP'nin copundan, gazından ve panzerinden başka bir şey görmediklerini söyleyen Demirtaş, bugün yaşanan ölümlerin olmaması için Batmanlıların Newroz Bayramı'nda meydanlara çıktığını söyledi. Ancak Newroz'da halkın AKP'nin faşizmi ile karşılaştığını söyleyen Demirtaş, "Barış için kendini adamış bir isim Sayın Ahmet Türk, işte burada Batman'da o çirkin ve ahlaksızca bir saldırıya uğradı. Bunlar sokaklarda barış ve çözüm için yürüyüş yaparken copları ve gazları ile saldırmıyor muydu? Gece gündüz gençleri ve anaları tutuklayıp cezaevlerine atmıyorlar mıydı? Biz 14 Temmuz'da miting yapmak için İstasyon Meydanı'na gitmek üzereyken bir kez daha faşizmini ve baskısını gösteren bunlar değil miydi?" diye sordu.
‘BU HÜKÜMET SAVAŞ, KAN HÜKÜMETİ OLDUĞU İÇİN BU ÖLÜMLER YAŞANIYOR’
Barış isteyen ve bunun için mücadele veren tarafın kendileri olduğunu kaydeden Demirtaş, Erdoğan'ın gözünde ise savaştan beslenen taraf olarak görüldüklerini dile getirdi. Kimin günahkar olduğuna kendilerinin karar veremeyeceğini söyleyen Demirtaş, bu savaşı Erdoğan ve AKP'nin istediğinden emin olduklarını söyledi. "Bu ölümleri bu savaşı sizler ortaya çıkardınız" diyen Demirtaş, "Barış için sokaklarda, alanlarda, meydanlarda olan bizdik. Şimdi bu ölümlerin hesabını vermesi gereken sizsiniz. Savaşı yaratan sizsiniz. Meclis'ten sınır ötesi tezkeresi alan sizsiniz. Barış isteyen anaları sokaklarda saçlarından sürükleyen sizsiniz. Barış isteyen gençleri, belediye başkanlarını zindanlara dolduran sizsiniz. Gece gündüz halkın taleplerine copla, gazla panzerle cevap veren sizsiniz. O nedenle kimse kimseyi kandırmasın. Bu hükümet savaş, kan hükümeti olduğu için bu ölümler yaşanıyor. Yoksa barış için uzatılan bu eli tutmuş olsalardı, barış isteyen Kürt halkının iradesine saygılı olsalardı, gerçekten de çözüm ve müzakere isteyen, çözüm için en büyük rolü oynayan Sayın Öcalan'a saygı ile yaklaşsalardı barış bir adım ötedeydi. Barışı yakalamak bu kadar kolaydı. Ama bakın bu halkın evlatları gençleri işte her gün yaşamını yitiriyor ve canını veriyor. Biz her birinin ana kuzusu olduğunun farkındayız. Her birinin anasının yüreğinin yandığının farkındayız. Ve bu nedenle biz gerillanın da, askerin de, polisin de ölmemesi için yollara düştük, önümüzü kestiler, canlı kalkan olarak savaş bölgesine giden bizdik ama bunlar hepsine hakaret ettiler. Barış anaları da dahil hepsine hakaret ettiler. Şimdi ortaya bu savaş tablosunu çıkardılar, bundan da bizi sorumlu tutmaya çalışıyorlar. Hiç utanmadan, sıkılmadan, sanki bunların hiçbiri yaşanmamış gibi Kürtler savaş istiyormuş gibi, sanki BDP savaş istiyormuş gibi, savaşı kışkırtıyormuş gibi faturayı bize çıkarmaya çalışıyorlar" dedi.
‘ÖLEN ASKERİN ARDINDAN MİLİYETÇİLİKLE ŞEHİT EDEBİYATI YAPIYORLAR’
20 yaşında gencecik askerlerin tabutlar ile evlere gönderildiğine dikkat çeken Demirtaş, ölen askerlerin arkasından da milliyetçilik ile "şehit edebiyatı" yapıldığını belirtti. Ölmeden önce o askerin kıymetinin hiç kimse tarafından bilinmediğini ifade eden Demirtaş, "O gençleri sokakta copluyorsun, o gençleri sen üniversiteden atıyorsun, işsiz, yoksul bırakıyorsun, her türlü hakareti yapıyorsun, yetmiyor zorla askere gönderiyorsun, yaşamını yitirince de onun üzerinden şehit edebiyatı yapıyorsun. Bundan da utanmanız lazım. O yoksul halkın gençlerinin onların canı üzerinden siyaset yapanların da bin kere utanması gerekiyor. O gençlere yaşıyorken ayakta iken kıymet vermiyor ve değer biçmiyorsunuz. Bir gün birinin ağzından duydunuz mu: Kürt gençleri de ölmesin, gerillalar da ölmesin. Bunu diyen tek bir parti lideri gördünüz mü? Bakın bu kadar savaş, bu kadar acı yaşanırken medyanın da kendi sorumluluk payını görmesi gerekiyor. Her gün onlarca insan yaşamını yitiriyor. Ortada büyük bir savaş var ama gece gündüz tatil yörelerinin ve yemek programı yapıyorlar. Burada kan gövdeyi götürüyor, her gün onlarca insan canını veriyor, yaşamını yitiriyor ama aldığı talimat gereği bütün bunların üstünü örtüyor. Koltuklarını sağlama alsın istiyorlar. Ama biz ahlaki, vicdani davranıyoruz. Bu çocuklar halkın çocuklarıdır, ölmesin istiyoruz. O nedenle müzakereler bir an önce başlasın 2 taraf da elini tetikten çeksin ve Başbakan çıkıp şu açıklamayı yapmasını istiyoruz: Kürt sorunu askeri yöntemlerle çözülemez, müzakere, diyalog ve konuşma ile çözülebilir. Bakın ondan sonra siyaset daha güçlü devreye girer, BDP daha güçlü bir şekilde rolünü oynar" şeklinde konuştu.
‘BU KADAR PERVASIZCA BU HALKIN DEĞERLERİNE YAKLAŞIYOR’
Öcalan üzerinde bir yılı aşkındır devam ettirilen tecride son verilmesi gerektiğini kaydeden Demirtaş, Oslo'da ve İmralı'da yapılan müzakerelerin yeniden başlamasını istedi. Müzakerelerin başlamasının kime ne zararının olacağı sorusunu yönelten Demirtaş, "Barışçıl yöntemlerin ve diyalogun kime ne zararı olabilir. Bir tek insanın, bir tek gencin hayatı kurtulacaksa buna değmez mi? Ama bu hükümetin barış niyeti yok. Barıştan anladığı şey teslimiyettir. Barıştan anladığı şey onun önünde diz çökülmesidir. Biz barıştan bunu anlamıyoruz. Biz barıştan çözüm anlıyoruz. Bir halkın hakkının teslim edilmesini anlıyoruz. O nedenle AKP'nin şu andaki zihniyeti Başbakan'ı ve bakanlarıyla çözüm zihniyeti değildir. Kürt halkının dilini kabul etmiyor. Allah vergisi dildir, onu kabul etmiyor. Sen kendi parkına bile o dille isim koyamazsın diyor. Sen kendi aranda, birde çocuklarınla cezaevinde konuşabilirsin diyor. Bir de 'bu iyiliğimizi unutmayın' diyor. Bu kadar pervasızca bu kadar çirkince bu halkın değerlerine yaklaşıyor. Çünkü bu halkın değerlerine saygısı yok, çünkü halkın yaşadığı ana topraklarında özgürlüğüne tahammülü yok" ifadesinde bulundu.
‘SURİYE’DEKİ TABLOYU GÖRÜP ÇILDIRIYORLAR’
AKP hükümetinin Türkiye'deki Kürtlere tahammülünün olmadığı gibi Suriyeli Kürtlerinin kazanımlarına da tahammülünün olmadığını söyleyen Demirtaş, "Oradaki tabloyu görüp çıldırıyorlar. Biz oradaki tablodan onur duyuyoruz. Mutluluk duyuyoruz. Batı Kürdistan'ın özgürlüğünden onur duyuyoruz. Bugün Suriye'de yaşanan savaş hepimiz açısından dramatiktir. Elbette Esad faşizmi de, rejimi de çökecek ve yenilecektir. Ama oradaki halkların da hepsinin özgürlüğünden biz mutluluk duyarız. Ama bunlar çıldırıyorlar. Oradaki gelişmeleri gördükçe çıldırıyorlar. Suriye Kürdistan'ında bile insanların kendini yönetmelerine tahammülü yok. 'Müdahale ederiz' diyor. Oldu bitti izin vermeyiz diyor, çünkü Kürdün özgürlüğüne tahammülü yok, çünkü Kürdün bu topraklarda bu dünyada tek bir metrekarede bile özgür olmasına tahammülü yok. Bu anlayış ile bu ülkeyi yönetemezler artık. Şimdi orada Sünni Araplar 10 tane devlet kursalar Başbakan hepsini alkışlar. Ama sömürge haline gelmiş Kürdistan orada bir özerk yönetim kurmaya çalışıyor, gece gündüz gidip entrikalarla bunu engellemeye çalışıyor. Allah'tan reva mıdır? Kürt sana nerede düşmanlık yapmış, Kürt senin köyünü mü yaktı, Kürt sizi faili meçhul cinayetlerle mi katletti, Kürt mü Dersim'de soykırım yaptı, Zilan'da, Ağrı'da, Şeyh Sait'te Kürt mü katliamlar yaptı, işkenceleri Kürtler mi yaptı, zindanlara Kürtler mi attı, Kürtler sizin dilinizi mi yasakladı, Türkçeyi mi yasakladı Kürtler. Türkçe konuşamazsınız, eğitim yapamazsınız mı dedi Kürtler. Bunların hepsini siz yaptınız. Ama hala Kürde karşı büyük bir öfke ile düşmanlıkla engellemeye çalışıyorsunuz. Ve bu savaşı da Kürtlet yarattı, Kürtler çıkardı diye büyük bir kirli propaganda ile Kürtlere kesmeye çalışıyorsunuz" dedi.
‘TÜRK ANALARI DA KÜRT ANALARI GİBİ SAVAŞA KARŞI ÇIKMALI’
Konuşmasının devamında Türk halkına seslenen Demirtaş şunları kaydetti: "Buradan Şerzan Kurt'un anısına yapılan parkta, Batmanlı yiğit bir gencin, sizin eliniz ile katledilmiş bir üniversite öğrencisinin isminin verildiği parktan Türklere sesleniyorum: Bu savaş siz 'evet' dediğiniz için yürüyor, siz AKP'nin savaşına onay verdiğiniz için yürüyor, en çok savaşa karşı çıkması gereken Türk anaları, babalarıdır. Artık uyanmanız gerekir. Bu savaş sizin savaşınız değil, bu savaşta evlatlarınız canlarını veriyorlar, ama vatan uğruna değil; AKP'nin koltukları uğruna canlarını veriyorlar. Artık uyanın nasıl Kürt anaları, Barış Anaları bu savaşa karşı çıkıyorsa Türk anaları da karşı çıkmalıdır. Gerekirse karakolların kapısına dayanmalıdır. Askerlik şubelerine dayanmalıdır, valiliklere gitmelidir, Türk anaları evlatlarının hesaplarını sormalıdır. Şemdinli'de, Hakkari'de, Şırnak'ta 'benim oğlumu neden savaştırıyorsunuz?' demelidir. 'Benim oğlum yaşamını yitiriyor ismini bile açıklamıyorsunuz, bu kirli savaşta evladımı vermiyorum' demelidir. Türk anaları bunu istesin ki eşitlik, kardeşlik, barış da gelişebilsin. Ama bu kadar baskıya faşizme karşıyım diyecek olan bir halk olacak, öbür tarafta Kürtler gece gündüz linç edilecek. Malatya'da, Sürgü'de, Dalyan'da Kürtler linç edilecek. Böyle bir şeye asla ve asla tahammül edemeyiz.
Biz buna eşitlik, kardeşlik diyemeyiz. Önce hep birlikte hakkımızla hukukumuzla eşit olalım, kardeş olmak kolaydır. Ama siz Türk halkı olarak devletin yürüttüğü savaş ve faşizm politikasına Kürtlerle beraber dur demezseniz korkumuz odur ki daha nice evlatlarımız bu savaşta canını yitirecek. Türk halkının Kürdün hakkı hukuku ile sorunu yoksa bu savaşa karşı çıksın artık. Şemdinli'de çocuğu asker olan Çukurca'da çocuğu asker polis olan ana ben biliyorum ki uyuyamıyor. Başını yastığa koyamaz o ana. Çocuğu gerillada olan bir ana başını yastığa koyamaz. Uyku tutmaz o ananın gözünü. O analar eğer barış istiyorsa Erdoğan savaş isteyemez. Eğer o anaların emri talimatı barıştan yana ise buna Tayyip Erdoğan karşı çıkamaz. Bize düşen anaların emrine, talimatına uymaktır. Analar barış, çözüm istiyorsa hiçbir siyasetçi onun karşısında duramaz. O nedenle Türk anaları barış için sesini yükseltsin. Kürt anaları ile el ele versin bu kirli savaş politikalarına karşı çıksınlar. Çocuklarının hatırına, özgür geleceğimizin hatırına bunu yapsınlar diyoruz."
‘KALBİMİZ NE KADAR AMED’TE ATIYORSA O KADAR HEWLER’DE QAMİŞLO’DA ATIYOR’
AKP'nin yürüttüğü bu politikaları halkın kendi özgücünden başka bir gücün durduramayacağını söyleyen Demirtaş, "Biz halkımızın özgücünü, kendi irademize güvenerek AKP faşizmine karşı dimdik duruyoruz. Ve bizim AKP'nin faşizminden korkmadığımızı görünce daha fazla çılgınlaşıyorlar, daha fazla çıldırıyorlar. Siz bu özgürlük mücadelesini yaratan 7'den 70'e bir halk olarak bugün çözüme yakın olduğumuz bugünlerde daha fazla el ele vermelisiniz. Daha fazla omuz omuza vermelisiniz. Bilin ki Suriye Kürdistan'ında ki coşkulu zaferi hazmetmeyenler bizim de özgürlüğü kazanmamız için elinden gelenin fazlasını yapacaklar ama biz de hep birlikte bu faşizme karşı direnebiliriz. Bu politikaları tuzla buz edebilirler. Kürt halkı bunun en somut örneğidir. Bütün dünyaya umut veriyor cesaret veriyorsunuz. Biz de cesaretimizi sizin duruşunuzdan alıyoruz ve size layık olabilmek için daha fazla mücadele sözü veriyoruz. Son olarak yakınlarını kaybeden herkese başsağlığı diliyor, Allahtan rahmet diliyoruz bu mübarek günde bütün dualarımız barış ve çözüm için olsun Allah kabul etsin. Öncelikle de Allah Rojawa'da zor günler geçiren Kürtlerin yanında olsun, biz bütün kalbimiz ile onların yanındayız onların zafer yürüyüşünün arkasındayız. Kalbimiz ne kadar Amed ve Van'da atıyorsa o kadar Hewler'de Qamişlo'da atıyor, Kürdün kalbi her yerde de atmaya devam edecek" dedi.
Demirtaş'ın konuşmasının ardından şölen sona erdi.
Avesta: Devrimci hamle başladı, özerk yönetimler oluşturulmalı
Behdinan - PKK Yürütme Komitesi Üyesi Sozdar Avesta, Şemdinli’de yaşananlar için “Devrimci bir operayon” diyerek, “Bu son yıllarda yapılan en büyük ve kalıcı operasyon olarak değerlendiriliyor. Adım adım bu daha da ilerletiliyor” dedi. Avesta, “Artık devrimci bir hamle başlamıştır. Bir taraftan da halkımız bu hamleye katılmak için kendi demokratik özerk yönetimlerini oluşturmalıdır” diye ekledi.
PKK Yürütme Konseyi Üyesi Sozdar Avesta, 23 Temmuz’dan bu yana Şemdinli’de yaşananları ve 15 Ağustos’un yıldönümünü PKK’nin internet sitesinde yayınlanan bir açıklama ile değerlendirdi. Şemdinli’de yaşananları “Devrimci bir operasyon” olarak değerlendiren Sozdar, şu değerlendirmelerde bulundu:
“HPG gerillalarının 23 Temmuzda Şemzinan’da başlattıkları devrimci harekât yeni bir süreci ifade ediyor. Özellikle de Kuzey Kürdistan’da gerilla savaşında yeni bir atılımdır. Bu nedenle başta bu atılımı başlatan ve geliştiren, 15 günü aşkın bir süredir Şemzinan’ı kuşatma altında tutan ve bölge üzerinde önemli bir etki yaratan, bu tarihi süreç içerisinde kahramanca ve fedai bir şekilde, Apocu tarzla vuruş yaparak şehit düşen yoldaşları saygıyla anıyorum. Direnişleri karşısında saygıyla eğiliyorum. Ve tekrardan özellikle de Hezên Parastina Gel gerillalarını ve bu kuşatmada yer alan bütün arkadaşları selamlıyorum ve bu atılım tüm Kürdistan halkına kutlu olsun diyorum.
EYLEM DEĞİL, OPERASYON
23 Temmuz atılımı Kuzey Kürdistan’da, Şemzinan arazisi üzerinde başladı. Şüphesiz bu alan bilinçli olarak ve önemli hazırlıklar sonucunda seçilmiştir. Bu atılım kendi içerisinde hem askeridir, hem örgütseldir, hem de düşmanı Kürdistan’dan darbeleyerek kovma atılımıdır. Kürdistan’dan düşmanı çıkarma atılımıdır. Devrimci bir operasyondur. Sadece bir eylem olarak adlandıramayız. Sadece bir eylem değildir, bir operasyondur. Bugün bazıları tartışıyor, “gerilla eskiden vurup kaçıyordu. 23 Temmuz’la başlayan hamleyle beraber gerilla vuruyor ama kaçmıyor, vuruyor alan tutuyor yani taktik değiştirmişler”. Bu son yıllarda yapılan en büyük ve kalıcı operasyon olarak değerlendiriliyor. Adım adım bu daha da ilerletiliyor. Şüphesiz bunun kamuoyu üzerinde etkisi olmaması için Türk devleti bütün gücünü devreye koymuştur. Basını devreye koymuş. Türk basını özel savaş basını, ordu basını gibi hareket etmekte.
HALKIMIZ GERİLLA KAYNAKLARINA İNANMALI
15 gündür Şemzinan’da devam etmekte olan oldukça şiddetli çatışmalar hiç yokmuş gibi gösteriliyor. Bunu gizliyorlar, vermek istemiyorlar. Toplumun etkilenmesini istemiyorlar. Tüm bunlara rağmen bir kez daha özgür Kürt basını bu kara yüzlerini deşifre etmektedir. Bunların yalanlarının ortaya çıkarıyor. Özgür, demokratik, alternatif basın bu konuda bu süreci izliyor ve kamuoyuyla paylaşıyor. Bu nedenle de baktığımızda Türk devleti bu son günlerde bazı şeyleri itiraf etmek zorunda kaldı. Bizzat başbakan yardımcısı bunları itiraf etti. Dışişleri bakanı yine öyle. “Şemzinan’da, Botan ve Behdinan alanlarında çok ciddi olaylar oluyor takip ediyoruz. Üzerinde duruyoruz” gibi açıklamalar yaparak olanları tersyüz etmeye çalışıyorlar. Kamuoyu üzerinde yalan ve spekülatif söylem ve haberlerle bir dezenformasyon yaratarak halkı ve toplumu kandırmaya çalışıyorlar. 28 yıldır bu topraklarda yürütülen gerilla savaşı karşısında her yıl Türk devleti kendisine bir gerekçe oluşturuyor ve bunun üzerinden kendisini kurtarmaya çalışıyor. Oramar, Bezele, Zap operasyonunda, Konserve tepesi, Ştazan eylemlerinin hepsinde söyledikleri yalanları hep tekrarlanıyor. İşte “dış güçler destekliyor” diyorlar. “PKK’nin askeri gücü bu eylemleri yapmaya yetmez” diyorlar. Bu eylemlerle bir kez daha yalanları ortaya çıkmış oluyor. PKK kendi gücünü bütünüyle devreye koyarsa bu eylemleri ve daha fazlasını da yapmaya yetmektedir. Şemzinan’da 15 gündür işgal devam ediyordu. Bugün askeri operasyonlarımızın ikinci bölümü devreye girdi. Çelê’den de bu yönlü eylemlerin olduğuna yönelik haberler aldık. Çelê’de de gece yarısından itibaren 19 düşman noktası üzerine gerilla operasyonları gerçekleşiyor. Karakol, tepe, yol kontrol noktası ve düşman güçlerinin olduğu birçok noktaya yönelik olarak gerillalar eylemlerle beraber bir hamle başlatmışlardır. Bu esas olarak Şemzinan’ı tamamlayan ve ilerleten bir adım olmaktadır. Gerilla güçleri bir kez daha kendi potansiyelini herkese gösterdi. Geçen süreçte kendi gücünü tam olarak ortaya koymadığı anlaşılmaktadır. Ancak bu süreç artık bir gerilla sürecidir. Gerilla, gerçekleştirdiği operasyonlarla, Şehit Arjin ve Şehit Mahir yoldaşların da adını alarak onların da intikamlarını gündeme getirerek operasyonlarını başlatmıştır. Bu operasyonları sadece, eylemleri başlatıp bitirecek olan bir tarz olarak ele almamak gerekir. Bunlar devam edecektir. Etkileri de kamuoyuyla paylaşıldı. İşte 100 asker öldürülüyor ama 10 asker olarak yansıtıyorlar. Ancak gerilla kaynaklarının verdiği bilgilerin doğru olduğuna halkımız inanmalıdır. Halkımız bu bilgileri esas almalıdır. Süreci takip eden Bizim dışımızdaki güçlerin bu sürece göre yaklaşımları nasıl ortaya çıkacaktır? Türk devleti kimi kandırmaya çalışıyor. Olanların üzerini kapatmaya çalışıyor. Ancak o kadar büyük bir harekât ki üzerini kapatamıyor.
KÜRDİSTAN HALKI DEVRİM AŞAMASINI YAŞIYOR
Karşıt güçler bir kez daha Türk devletini destekleme girişimlerini gösteriyorlar. Ama genel olarak Kürdistan halkının özgürlük mücadelesi önemli bir aşamadadır. Devrim aşamasını yaşıyor. Batı Kürdistan’da devrim sürecidir. Kuzey Kürdistan’da devrim sürecidir. Güney doğu Kürdistan’da kazanımlarını korumaya çalışıyor. Artık zaman Kürt halkı için özgürlüğünü kazanma ve varlığını koruma zamanıdır. Bunu yaşamsallaştırıyor. Bu süreç bu esas üzerinden bilinçli bir biçimde başlatılmış bir süreçtir. Biz Botan Behdinan hattını iyi biliyoruz. Colemêrg, Çelê, Şemzinan hattı bizim tarihimizde de oldukça önemli bir alandı. Bu alanlarda Kürt gerillaları destanlar yazdı. Kürt halkının tarihinde de oldukça önemli bir yeri vardır. Gerilla mücadelesi daha 84’te başlamadan önce o dönemki işbirlikçi güçler “PKK Colemêrg’e girerse artık kimse onu bitiremez” diyorlardı. “Ne olursa olsun gerilla bu alanlara girmemelidir” diyorlardı. Gerillalar tam 28 yıldır bu alanlardalar. Şemzinan, Eruh hattında ‘84 15 Ağustos atılımıyla başlattığı ilk eylemlerini gerçekleştirdi. Gerilla o günden bu güne bu alanları bırakmadı ve yaşamaya devam etti. Halkımız, genel kamuoyu ve dost-düşman herkes bunları bilmelidir.
DEVRİMCİ HAMLE BAŞLADI, HALKIMIZ ÖZERK YÖNETİMLER OLUŞTURMALI
Artık devrimci bir hamle başlamıştır. Bir taraftan da halkımız bu hamleye katılmak için kendi demokratik özerk yönetimlerini oluşturmalıdır. Kürt halkı da üzerinde yürütülen katliamların intikamını en iyi kendi sistemini oluşturarak alabilir. Gerilla şu anda Roboski’nin intikamını, öldürülen Kürt çocuklarının intikamını, zindanlarda katliamla yüz yüze bırakılanların intikamını en önemlisi de Önderliğimiz üzerindeki tecridin intikamını alıyor. Bunları Rêber Apo üzerindeki tecridi, İmralı’daki imha sistemini kaldırmak için yapıyor.
Bu dönemin önceki dönemlerde farkı vardır. Bu dönemin farkı sadece bir direniş değil serhildan olmasında, başarıyı getirmesinde ve zafere götürmesindedir. Gerçekten de çelikten bir iradedir. Bilinçli bir duruştur. Yaratıcı bir planlamadır. Örgütlenmiş bir harekâttır. Gerilla güçleri her açıdan, mevzilenmede ve üzerine gitmede fedai bir ruhla bu Şemzinan hamlesini başlatmıştır. Çelê’yle devam ediyor. Ve gerillanın bulunduğu her alanda bunun cevabı da verilecektir. 15 Ağustos atılımı bütün Kürdistan’da bu şekilde karşılanacak ve Kürt halkı bütün alanlarda kazanımlarını koruyacak ve geliştirecektir. Önemli bir atılımdır. Halkımıza moral vermiştir. Düşmanı şaşırtmıştır. Toplantı üzerine toplantı yapıyorlar. Açıklama üzerine açıklama yapıyorlar. Hiç kimsenin aklının almayacağı tersyüz edilmiş şeyler söylüyorlar. İşte güya Şam’da yapılmak istenenler burada yapılmak isteniyormuş, sözde Esad korunmak isteniyormuş. Bunlar ahlaksızlıktır. AKP hükümetinin siyasetini açığa çıkarıyor. Bu söylemler kendi çaresizliklerinden, daralmalarından, şaşkınlıklarından kaynaklanıyor. Ne yapacaklarını bilemediklerinden topu başka yerlere atıyorlar. Kendileri de iyi biliyor ki Kürdistan halkı düşmanını iyi tanıyor ve kendi tutumunu da zamanında ortaya koymuştur. Yıllardır BAAS rejimine karşı tutumu ortadadır. Ancak bunları ters yansıtıyorlar. Tamamen karalama propagandalarıdır. Halkımız da bunları çok iyi biliyor. Sadece Kürt halkı da değil dünya halkları da, Türkiye halkları da bunları iyi biliyor. Dış güçler de biliyor.
Bir kez daha diyoruz ki bu eylemler bir eylem olmanın ötesinde bir atılımdır. Devrimci bir atılımdır, kutsal bir atılımdır, başarılı bir atılımdır. Bu atılımı da bir kez daha kutluyor ve selamlıyorum. Bütün parti adına selamlıyorum. Gün genel kazanımlarımıza sahip çıkma günüdür. Bütün gençlerimizi HPG saflarında bu atılıma katılmaya davet ediyoruz. Tüm Kürt kızlarını YJA Star saflarına katılmaya davet ediyoruz. Bu hamlede YJA Star da önemli bir rol üstlenmiştir. Bütün hareket olarak bu atılımı genel hareketin atılımı olarak değerlendiriyor ve ele alıyoruz. Bu nedenle de fedaice ve kahramanca bu atılımda şehit düşen arkadaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyorum. Bütün Kürdistan özgürlük gerillalarını selamlıyor ve atılımlarını kutluyorum.
15 AĞUSTOS’TAN 23 TEMMUZ’A
15 Ağustos atılımının da 28. yıl dönümüdür. Bu da ayrıca anlam içeriyor. Bundan 28 yıl önce Kürdistan gerillaları küçük bir grupla Şemzinan ve Eruh’a girdiler. Ancak o zamanlar büyük bir inanç vardı. Gerçekten de hem inançları güçlüydü, bağlılıkları, halk sevgileri güçlüydü. Hem de dayandıkları ideolojik ve felsefik anlayışlarının ifadesi olan Rêber Apo’ya sonsuz inanıyorlardı. Bunun üzerine hem Eruh’ta hem de Şemzinan’da eylemlerini gerçekleştirdiler ve başarılı da oldular. 28 yıl sonra adım adım biz 15 Ağustos’a giderken 23 Temmuzdan beridir Şemzinan bir bütün olarak gerilla kuşatmasındadır. Bu bir ruhtur. Bu bir inançtır. Bu bir iradedir. Bu gerçekten de bir duruşu ifade ediyor. 15 Ağustos’ta ‘84’te henüz doğmamış olan gençler, bugün 20 yaşlarındaki Kürt gençleri özgürlük gerillaları olarak aynı 15 Ağustos ruhuyla, Mahsun Korkmaz yoldaşın, Mustafa Yöndem yoldaşın, Erdal yoldaşın, Bedran-Mehmet Sevgat yoldaşın takipçileri olarak, o komutanların takipçileri olarak bir saldırıya geçmişlerdir. Bu bir ruh işidir. 15 Ağustos kendisiyle bir ruh, bir irade, bir örgütlenme, bir bilinç oluşturdu, bir toplumsallık ortaya çıkardı. Bu ruh üzerinden bir toplum inşa edildi. Bunun için Rêber Apo “15 Ağustos’un ilk mermisi başta halkımızın kafasında yaratılan karakollara sıkıldı, bu karakollar yıkıldı” diyordu. “ilk mermi yaratılan korkak yüreklere sıkıldı. Parçalanan yüreklere yeniden bir taze bir kan verdi. Büyük bir yürek ortaya çıkardı” diyordu. Bu gerçekten de kendisini göstermektedir. 28 yıldan bu yan aralıksız bir şekilde bu mücadele devam ediyor ve Kürt halkının yaratımlarını geliştirmiştir. 15 Ağustos atılımı olmasaydı kimse Kürtlerin olduğundan haberdar değildi. Zaten 15 Ağustos’tan önce haritasından Şemzinan ve Eruh’u çıkarmıştı. İlk 15 Ağustos eylemi olduğunda generaller haritaya baktıklarında Şemzinan ve Eruh’u bulamamışlardı bile. Ama şimdi neredeyse Eruh, Şemzinan, Çelê, Çatak ve bir bütün Kürdistan coğrafyasını teknik ve askerlerle kuşatmışlar. Yüzlerce karakol kurmuşlar. Tüm bunlara rağmen gerilla büyük bir güçle ve iradeyle bunların üzerine gidiyor. Bugün de bir birlerine bağlılıkları canlıdır ve günceldir. 15 Ağustos eylemlerine verilecek en doğru yanıt bu şekilde olabilir. Ancak böyle layık olunabilir. Ancak 15 Ağustos ruhu zaferi elde edebilir. Hem ruhuyla, örgütlenme tarzıyla, başarıya kilitlenmesi ve inancıyla ancak bu atılım karşılanabilir. Kayseri’de Eriş ve Andok arkadaşlar bu süreci başlattılar ve o zamandan beridir bu süreç devam ediyor. Bir kez daha Kürdistan gerillaları 15 Ağustos’ta Şemzinan’da tarih yazıyorlar. Geçen gün Eruh’u da vurdular. Bunlar tekrardan tarih yazıldığını gösteriyor. Botan Behdinan hattı tarihi günler yaşıyor. Kürdistan halk savaşının merkezi olan bu alanlar kutsal değerlerin korunduğu alanlar olmaktadır. Bu alan gerillaları bir hamle içerisindedirler.
Bütün Kürdistan ve özelde de Botan üzerindeki korkutma amaçlı baskı ve işkenceler devam ederken Botan halkı şahsında özgürlük mücadelesinin özerkliği kurma çalışmalarını engellemek için Roboski katliamını gerçekleştirdiler. Buna Botan halkı bizzat şahitlik yaptı. Botan halkı 15 Ağustosa şahitlik etmişti. Burada 35 Kürdün katledilmesiyle de istediğini yapamadı. Bu hamle ile bunun da intikamı alınmış oldu. Burada öne çıkarılması gereken, yeni bir hamle başlamıştır ve bu devam edecektir. Herkes bunu iyi bilmelidir. Devam edecektir ve ettirilmelidir de. Devam ettirilmesi için bütün PKK militanları, PAJK militanları, bütün halkımız ve bütün mücadele alanları diplomasiden tutun, ekonomiye kadar bütün çalışmalarını bu atılıma göre gerçekleştirmeli, buna göre katılmalıdır. Bu yeni atılımı görmeli ve buna göre bu tarihi adımla birleşmeli onunla bütünleşmeli. Bu hamleyle başarıya ulaşmalı. Erken başlayan 15 Ağustos hamlesi gerçekten de bu şekilde devam da edecektir. Kürdistan gerillası için her gün 15 Ağustos’tur. 15 Ağustos sembolik bir gün değildir. Belki bir yıl dönümü olabilir. Ama Kürdistan gerillası her günü 15 Ağustos ruhu, duruşuyla, Agit ve Bedranların tarzıyla karşılıyor, mücadelesini yürütüyor ve geliştiriyor. Geçen yıllarda aynı coğrafya üzerinde Bruskların, Rukenlerin, Berwarların, Çiçeklerin intikamı alındı. Bu ruhla üzerine gittiler ve gerçekten de kazandılar. Bu yoldaşlarımızı da bir kez daha anarken bu atılımın bütün halkımıza kutlu olmasını diliyoruz.”
PKK Yürütme Konseyi Üyesi Sozdar Avesta, 23 Temmuz’dan bu yana Şemdinli’de yaşananları ve 15 Ağustos’un yıldönümünü PKK’nin internet sitesinde yayınlanan bir açıklama ile değerlendirdi. Şemdinli’de yaşananları “Devrimci bir operasyon” olarak değerlendiren Sozdar, şu değerlendirmelerde bulundu:
“HPG gerillalarının 23 Temmuzda Şemzinan’da başlattıkları devrimci harekât yeni bir süreci ifade ediyor. Özellikle de Kuzey Kürdistan’da gerilla savaşında yeni bir atılımdır. Bu nedenle başta bu atılımı başlatan ve geliştiren, 15 günü aşkın bir süredir Şemzinan’ı kuşatma altında tutan ve bölge üzerinde önemli bir etki yaratan, bu tarihi süreç içerisinde kahramanca ve fedai bir şekilde, Apocu tarzla vuruş yaparak şehit düşen yoldaşları saygıyla anıyorum. Direnişleri karşısında saygıyla eğiliyorum. Ve tekrardan özellikle de Hezên Parastina Gel gerillalarını ve bu kuşatmada yer alan bütün arkadaşları selamlıyorum ve bu atılım tüm Kürdistan halkına kutlu olsun diyorum.
EYLEM DEĞİL, OPERASYON
23 Temmuz atılımı Kuzey Kürdistan’da, Şemzinan arazisi üzerinde başladı. Şüphesiz bu alan bilinçli olarak ve önemli hazırlıklar sonucunda seçilmiştir. Bu atılım kendi içerisinde hem askeridir, hem örgütseldir, hem de düşmanı Kürdistan’dan darbeleyerek kovma atılımıdır. Kürdistan’dan düşmanı çıkarma atılımıdır. Devrimci bir operasyondur. Sadece bir eylem olarak adlandıramayız. Sadece bir eylem değildir, bir operasyondur. Bugün bazıları tartışıyor, “gerilla eskiden vurup kaçıyordu. 23 Temmuz’la başlayan hamleyle beraber gerilla vuruyor ama kaçmıyor, vuruyor alan tutuyor yani taktik değiştirmişler”. Bu son yıllarda yapılan en büyük ve kalıcı operasyon olarak değerlendiriliyor. Adım adım bu daha da ilerletiliyor. Şüphesiz bunun kamuoyu üzerinde etkisi olmaması için Türk devleti bütün gücünü devreye koymuştur. Basını devreye koymuş. Türk basını özel savaş basını, ordu basını gibi hareket etmekte.
HALKIMIZ GERİLLA KAYNAKLARINA İNANMALI
15 gündür Şemzinan’da devam etmekte olan oldukça şiddetli çatışmalar hiç yokmuş gibi gösteriliyor. Bunu gizliyorlar, vermek istemiyorlar. Toplumun etkilenmesini istemiyorlar. Tüm bunlara rağmen bir kez daha özgür Kürt basını bu kara yüzlerini deşifre etmektedir. Bunların yalanlarının ortaya çıkarıyor. Özgür, demokratik, alternatif basın bu konuda bu süreci izliyor ve kamuoyuyla paylaşıyor. Bu nedenle de baktığımızda Türk devleti bu son günlerde bazı şeyleri itiraf etmek zorunda kaldı. Bizzat başbakan yardımcısı bunları itiraf etti. Dışişleri bakanı yine öyle. “Şemzinan’da, Botan ve Behdinan alanlarında çok ciddi olaylar oluyor takip ediyoruz. Üzerinde duruyoruz” gibi açıklamalar yaparak olanları tersyüz etmeye çalışıyorlar. Kamuoyu üzerinde yalan ve spekülatif söylem ve haberlerle bir dezenformasyon yaratarak halkı ve toplumu kandırmaya çalışıyorlar. 28 yıldır bu topraklarda yürütülen gerilla savaşı karşısında her yıl Türk devleti kendisine bir gerekçe oluşturuyor ve bunun üzerinden kendisini kurtarmaya çalışıyor. Oramar, Bezele, Zap operasyonunda, Konserve tepesi, Ştazan eylemlerinin hepsinde söyledikleri yalanları hep tekrarlanıyor. İşte “dış güçler destekliyor” diyorlar. “PKK’nin askeri gücü bu eylemleri yapmaya yetmez” diyorlar. Bu eylemlerle bir kez daha yalanları ortaya çıkmış oluyor. PKK kendi gücünü bütünüyle devreye koyarsa bu eylemleri ve daha fazlasını da yapmaya yetmektedir. Şemzinan’da 15 gündür işgal devam ediyordu. Bugün askeri operasyonlarımızın ikinci bölümü devreye girdi. Çelê’den de bu yönlü eylemlerin olduğuna yönelik haberler aldık. Çelê’de de gece yarısından itibaren 19 düşman noktası üzerine gerilla operasyonları gerçekleşiyor. Karakol, tepe, yol kontrol noktası ve düşman güçlerinin olduğu birçok noktaya yönelik olarak gerillalar eylemlerle beraber bir hamle başlatmışlardır. Bu esas olarak Şemzinan’ı tamamlayan ve ilerleten bir adım olmaktadır. Gerilla güçleri bir kez daha kendi potansiyelini herkese gösterdi. Geçen süreçte kendi gücünü tam olarak ortaya koymadığı anlaşılmaktadır. Ancak bu süreç artık bir gerilla sürecidir. Gerilla, gerçekleştirdiği operasyonlarla, Şehit Arjin ve Şehit Mahir yoldaşların da adını alarak onların da intikamlarını gündeme getirerek operasyonlarını başlatmıştır. Bu operasyonları sadece, eylemleri başlatıp bitirecek olan bir tarz olarak ele almamak gerekir. Bunlar devam edecektir. Etkileri de kamuoyuyla paylaşıldı. İşte 100 asker öldürülüyor ama 10 asker olarak yansıtıyorlar. Ancak gerilla kaynaklarının verdiği bilgilerin doğru olduğuna halkımız inanmalıdır. Halkımız bu bilgileri esas almalıdır. Süreci takip eden Bizim dışımızdaki güçlerin bu sürece göre yaklaşımları nasıl ortaya çıkacaktır? Türk devleti kimi kandırmaya çalışıyor. Olanların üzerini kapatmaya çalışıyor. Ancak o kadar büyük bir harekât ki üzerini kapatamıyor.
KÜRDİSTAN HALKI DEVRİM AŞAMASINI YAŞIYOR
Karşıt güçler bir kez daha Türk devletini destekleme girişimlerini gösteriyorlar. Ama genel olarak Kürdistan halkının özgürlük mücadelesi önemli bir aşamadadır. Devrim aşamasını yaşıyor. Batı Kürdistan’da devrim sürecidir. Kuzey Kürdistan’da devrim sürecidir. Güney doğu Kürdistan’da kazanımlarını korumaya çalışıyor. Artık zaman Kürt halkı için özgürlüğünü kazanma ve varlığını koruma zamanıdır. Bunu yaşamsallaştırıyor. Bu süreç bu esas üzerinden bilinçli bir biçimde başlatılmış bir süreçtir. Biz Botan Behdinan hattını iyi biliyoruz. Colemêrg, Çelê, Şemzinan hattı bizim tarihimizde de oldukça önemli bir alandı. Bu alanlarda Kürt gerillaları destanlar yazdı. Kürt halkının tarihinde de oldukça önemli bir yeri vardır. Gerilla mücadelesi daha 84’te başlamadan önce o dönemki işbirlikçi güçler “PKK Colemêrg’e girerse artık kimse onu bitiremez” diyorlardı. “Ne olursa olsun gerilla bu alanlara girmemelidir” diyorlardı. Gerillalar tam 28 yıldır bu alanlardalar. Şemzinan, Eruh hattında ‘84 15 Ağustos atılımıyla başlattığı ilk eylemlerini gerçekleştirdi. Gerilla o günden bu güne bu alanları bırakmadı ve yaşamaya devam etti. Halkımız, genel kamuoyu ve dost-düşman herkes bunları bilmelidir.
DEVRİMCİ HAMLE BAŞLADI, HALKIMIZ ÖZERK YÖNETİMLER OLUŞTURMALI
Artık devrimci bir hamle başlamıştır. Bir taraftan da halkımız bu hamleye katılmak için kendi demokratik özerk yönetimlerini oluşturmalıdır. Kürt halkı da üzerinde yürütülen katliamların intikamını en iyi kendi sistemini oluşturarak alabilir. Gerilla şu anda Roboski’nin intikamını, öldürülen Kürt çocuklarının intikamını, zindanlarda katliamla yüz yüze bırakılanların intikamını en önemlisi de Önderliğimiz üzerindeki tecridin intikamını alıyor. Bunları Rêber Apo üzerindeki tecridi, İmralı’daki imha sistemini kaldırmak için yapıyor.
Bu dönemin önceki dönemlerde farkı vardır. Bu dönemin farkı sadece bir direniş değil serhildan olmasında, başarıyı getirmesinde ve zafere götürmesindedir. Gerçekten de çelikten bir iradedir. Bilinçli bir duruştur. Yaratıcı bir planlamadır. Örgütlenmiş bir harekâttır. Gerilla güçleri her açıdan, mevzilenmede ve üzerine gitmede fedai bir ruhla bu Şemzinan hamlesini başlatmıştır. Çelê’yle devam ediyor. Ve gerillanın bulunduğu her alanda bunun cevabı da verilecektir. 15 Ağustos atılımı bütün Kürdistan’da bu şekilde karşılanacak ve Kürt halkı bütün alanlarda kazanımlarını koruyacak ve geliştirecektir. Önemli bir atılımdır. Halkımıza moral vermiştir. Düşmanı şaşırtmıştır. Toplantı üzerine toplantı yapıyorlar. Açıklama üzerine açıklama yapıyorlar. Hiç kimsenin aklının almayacağı tersyüz edilmiş şeyler söylüyorlar. İşte güya Şam’da yapılmak istenenler burada yapılmak isteniyormuş, sözde Esad korunmak isteniyormuş. Bunlar ahlaksızlıktır. AKP hükümetinin siyasetini açığa çıkarıyor. Bu söylemler kendi çaresizliklerinden, daralmalarından, şaşkınlıklarından kaynaklanıyor. Ne yapacaklarını bilemediklerinden topu başka yerlere atıyorlar. Kendileri de iyi biliyor ki Kürdistan halkı düşmanını iyi tanıyor ve kendi tutumunu da zamanında ortaya koymuştur. Yıllardır BAAS rejimine karşı tutumu ortadadır. Ancak bunları ters yansıtıyorlar. Tamamen karalama propagandalarıdır. Halkımız da bunları çok iyi biliyor. Sadece Kürt halkı da değil dünya halkları da, Türkiye halkları da bunları iyi biliyor. Dış güçler de biliyor.
Bir kez daha diyoruz ki bu eylemler bir eylem olmanın ötesinde bir atılımdır. Devrimci bir atılımdır, kutsal bir atılımdır, başarılı bir atılımdır. Bu atılımı da bir kez daha kutluyor ve selamlıyorum. Bütün parti adına selamlıyorum. Gün genel kazanımlarımıza sahip çıkma günüdür. Bütün gençlerimizi HPG saflarında bu atılıma katılmaya davet ediyoruz. Tüm Kürt kızlarını YJA Star saflarına katılmaya davet ediyoruz. Bu hamlede YJA Star da önemli bir rol üstlenmiştir. Bütün hareket olarak bu atılımı genel hareketin atılımı olarak değerlendiriyor ve ele alıyoruz. Bu nedenle de fedaice ve kahramanca bu atılımda şehit düşen arkadaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyorum. Bütün Kürdistan özgürlük gerillalarını selamlıyor ve atılımlarını kutluyorum.
15 AĞUSTOS’TAN 23 TEMMUZ’A
15 Ağustos atılımının da 28. yıl dönümüdür. Bu da ayrıca anlam içeriyor. Bundan 28 yıl önce Kürdistan gerillaları küçük bir grupla Şemzinan ve Eruh’a girdiler. Ancak o zamanlar büyük bir inanç vardı. Gerçekten de hem inançları güçlüydü, bağlılıkları, halk sevgileri güçlüydü. Hem de dayandıkları ideolojik ve felsefik anlayışlarının ifadesi olan Rêber Apo’ya sonsuz inanıyorlardı. Bunun üzerine hem Eruh’ta hem de Şemzinan’da eylemlerini gerçekleştirdiler ve başarılı da oldular. 28 yıl sonra adım adım biz 15 Ağustos’a giderken 23 Temmuzdan beridir Şemzinan bir bütün olarak gerilla kuşatmasındadır. Bu bir ruhtur. Bu bir inançtır. Bu bir iradedir. Bu gerçekten de bir duruşu ifade ediyor. 15 Ağustos’ta ‘84’te henüz doğmamış olan gençler, bugün 20 yaşlarındaki Kürt gençleri özgürlük gerillaları olarak aynı 15 Ağustos ruhuyla, Mahsun Korkmaz yoldaşın, Mustafa Yöndem yoldaşın, Erdal yoldaşın, Bedran-Mehmet Sevgat yoldaşın takipçileri olarak, o komutanların takipçileri olarak bir saldırıya geçmişlerdir. Bu bir ruh işidir. 15 Ağustos kendisiyle bir ruh, bir irade, bir örgütlenme, bir bilinç oluşturdu, bir toplumsallık ortaya çıkardı. Bu ruh üzerinden bir toplum inşa edildi. Bunun için Rêber Apo “15 Ağustos’un ilk mermisi başta halkımızın kafasında yaratılan karakollara sıkıldı, bu karakollar yıkıldı” diyordu. “ilk mermi yaratılan korkak yüreklere sıkıldı. Parçalanan yüreklere yeniden bir taze bir kan verdi. Büyük bir yürek ortaya çıkardı” diyordu. Bu gerçekten de kendisini göstermektedir. 28 yıldan bu yan aralıksız bir şekilde bu mücadele devam ediyor ve Kürt halkının yaratımlarını geliştirmiştir. 15 Ağustos atılımı olmasaydı kimse Kürtlerin olduğundan haberdar değildi. Zaten 15 Ağustos’tan önce haritasından Şemzinan ve Eruh’u çıkarmıştı. İlk 15 Ağustos eylemi olduğunda generaller haritaya baktıklarında Şemzinan ve Eruh’u bulamamışlardı bile. Ama şimdi neredeyse Eruh, Şemzinan, Çelê, Çatak ve bir bütün Kürdistan coğrafyasını teknik ve askerlerle kuşatmışlar. Yüzlerce karakol kurmuşlar. Tüm bunlara rağmen gerilla büyük bir güçle ve iradeyle bunların üzerine gidiyor. Bugün de bir birlerine bağlılıkları canlıdır ve günceldir. 15 Ağustos eylemlerine verilecek en doğru yanıt bu şekilde olabilir. Ancak böyle layık olunabilir. Ancak 15 Ağustos ruhu zaferi elde edebilir. Hem ruhuyla, örgütlenme tarzıyla, başarıya kilitlenmesi ve inancıyla ancak bu atılım karşılanabilir. Kayseri’de Eriş ve Andok arkadaşlar bu süreci başlattılar ve o zamandan beridir bu süreç devam ediyor. Bir kez daha Kürdistan gerillaları 15 Ağustos’ta Şemzinan’da tarih yazıyorlar. Geçen gün Eruh’u da vurdular. Bunlar tekrardan tarih yazıldığını gösteriyor. Botan Behdinan hattı tarihi günler yaşıyor. Kürdistan halk savaşının merkezi olan bu alanlar kutsal değerlerin korunduğu alanlar olmaktadır. Bu alan gerillaları bir hamle içerisindedirler.
Bütün Kürdistan ve özelde de Botan üzerindeki korkutma amaçlı baskı ve işkenceler devam ederken Botan halkı şahsında özgürlük mücadelesinin özerkliği kurma çalışmalarını engellemek için Roboski katliamını gerçekleştirdiler. Buna Botan halkı bizzat şahitlik yaptı. Botan halkı 15 Ağustosa şahitlik etmişti. Burada 35 Kürdün katledilmesiyle de istediğini yapamadı. Bu hamle ile bunun da intikamı alınmış oldu. Burada öne çıkarılması gereken, yeni bir hamle başlamıştır ve bu devam edecektir. Herkes bunu iyi bilmelidir. Devam edecektir ve ettirilmelidir de. Devam ettirilmesi için bütün PKK militanları, PAJK militanları, bütün halkımız ve bütün mücadele alanları diplomasiden tutun, ekonomiye kadar bütün çalışmalarını bu atılıma göre gerçekleştirmeli, buna göre katılmalıdır. Bu yeni atılımı görmeli ve buna göre bu tarihi adımla birleşmeli onunla bütünleşmeli. Bu hamleyle başarıya ulaşmalı. Erken başlayan 15 Ağustos hamlesi gerçekten de bu şekilde devam da edecektir. Kürdistan gerillası için her gün 15 Ağustos’tur. 15 Ağustos sembolik bir gün değildir. Belki bir yıl dönümü olabilir. Ama Kürdistan gerillası her günü 15 Ağustos ruhu, duruşuyla, Agit ve Bedranların tarzıyla karşılıyor, mücadelesini yürütüyor ve geliştiriyor. Geçen yıllarda aynı coğrafya üzerinde Bruskların, Rukenlerin, Berwarların, Çiçeklerin intikamı alındı. Bu ruhla üzerine gittiler ve gerçekten de kazandılar. Bu yoldaşlarımızı da bir kez daha anarken bu atılımın bütün halkımıza kutlu olmasını diliyoruz.”
Ahmet Türk: Kürdistan’ın 4 parçası birleşecektir
MARDİN - BDP Kızıltepe İlçe Örgütü tarafından düzenlenen şölende konuşan DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Kürtlerin senelerdir vermiş olduğu mücadelenin sonucunda Suriye'de kazanım elde ettiğini ve kazanımlarını selamladıklarını belirterek, "Herkes iyi bilsin ki Kürdistan'ın 4 parçası birleşecektir" dedi.
BDP Kızıltepe İlçe Örgütü, "Özgür geleceğimiz özgür Önderlikle mümkündür" sloganıyla Şenyurt'ta şölen düzenledi. Şölene DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, BDP Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, BDP PM Üyesi Mehmet Demir, BDP il ve ilçe yöneticileri, ilçe ve belde belediye başkanları ile binlerce KİŞİ katıldı. Şölen alanında sık sık, "Bijî Serok Apo", "Öcalan", "Bê serok jiyan nabe" ve "Şehîd namirin" sloganları atılırken, duvarlara PKK bayrakları, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın posterleri ile "Em şoreşa Rojava silav dikin", "Özgür geleceğimiz özgür Önderlikle mümkündür", "Sînorên ji dilê xwe me rakir ji navbera axan jî em ê rakin" pankartları asıldı.
‘ÖZGÜR KARDEŞLERİMİZ ŞENYURT SINIRINA DAYANDILAR’
Özgürlük mücadelesinde yaşamlarını yitirenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan etkinlikte konuşan DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Kürtlerin senelerdir vermiş olduğu mücadelenin sonucunda Suriye'de kazanım elde ettiğini ve kazanımlarını selamladıklarını belirterek, Kürtlerin büyük bedeller ödeyerek, özgürlük önündeki sınırları kaldırdığını vurguladı. Qamişlo'ya, Amûdê, Efrîn, Dêrika Hemko, Kobani ve tüm Kürt kentlerine, ilçe, kasaba ve köylerine selam gönderdiğini belirten Türk, "Herkes iyi bilsin ki Kürdistan'ın 4 parçası birleşecektir. Suriye'deki Kürtler örgütlü mücadeleleri sayesinde özgürlüklerine kavuşmuştur. Özgür kardeşlerimiz Şenyurt sınırına dayandılar. Özgürlük sesleri sınırları aşarak Kürdistan topraklarında yankı buluyor" dedi.
Batı Kürdistan Kürtlerinin özgürlük mücadelesinin Ortadoğu'da yaşayan tüm mazlum halkların umudu olacağını kaydeden Türk, senelerdir zulüm ve baskı altındaki Kürtlerin kendi özgürlükleri ve onurlu bir yaşam için büyük bedeller ödediğini ve bunun sonucunda tüm Ortadoğu halklarına bağımsızlık yolunu açtığını kaydetti.
‘BU TECRİT DÜNYADAKİ EN BÜYÜK FAŞİZM VE ZULÜMDÜR’
Erdoğan'ın Kürtlere karşı yürüttüğü siyasetin zulümkarların siyaseti olduğunu belirten Türk, "Suriye'de yaşanan olaylarda her fırsatta Esad'a kendi yurttaşlarına zulmettiğini söyleyen Erdoğan, söz konusu Kürtler olunca iki yüzlü siyaset ile baskı kuruyor" dedi. Bir yılı aşkın süredir PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde kirli bir siyaset ile tecrit uygulandığını kaydeden Türk, "Bu tecrit ne insanidir ne de ahlakidir. Bu tecrit dünyadaki en büyük faşizm ve zulümdür. Bu tecridi mutlaka kaldıracağız" şeklinde konuştu.
Yapılan konuşmanın ardından havai fişek gösterisi yapıldı, renkli görüntülere sahne olan gösterinin ardından MKM sanatçıları sahne aldı. Coşkulu anların yaşandığı etkinlikte en son sahne alan Hozan Comert'in söylediği hareketli ezgiler eşliğinde çekilen halaylarla etkinlik son buldu.
BDP Kızıltepe İlçe Örgütü, "Özgür geleceğimiz özgür Önderlikle mümkündür" sloganıyla Şenyurt'ta şölen düzenledi. Şölene DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, BDP Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, BDP PM Üyesi Mehmet Demir, BDP il ve ilçe yöneticileri, ilçe ve belde belediye başkanları ile binlerce KİŞİ katıldı. Şölen alanında sık sık, "Bijî Serok Apo", "Öcalan", "Bê serok jiyan nabe" ve "Şehîd namirin" sloganları atılırken, duvarlara PKK bayrakları, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın posterleri ile "Em şoreşa Rojava silav dikin", "Özgür geleceğimiz özgür Önderlikle mümkündür", "Sînorên ji dilê xwe me rakir ji navbera axan jî em ê rakin" pankartları asıldı.
‘ÖZGÜR KARDEŞLERİMİZ ŞENYURT SINIRINA DAYANDILAR’
Özgürlük mücadelesinde yaşamlarını yitirenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan etkinlikte konuşan DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Kürtlerin senelerdir vermiş olduğu mücadelenin sonucunda Suriye'de kazanım elde ettiğini ve kazanımlarını selamladıklarını belirterek, Kürtlerin büyük bedeller ödeyerek, özgürlük önündeki sınırları kaldırdığını vurguladı. Qamişlo'ya, Amûdê, Efrîn, Dêrika Hemko, Kobani ve tüm Kürt kentlerine, ilçe, kasaba ve köylerine selam gönderdiğini belirten Türk, "Herkes iyi bilsin ki Kürdistan'ın 4 parçası birleşecektir. Suriye'deki Kürtler örgütlü mücadeleleri sayesinde özgürlüklerine kavuşmuştur. Özgür kardeşlerimiz Şenyurt sınırına dayandılar. Özgürlük sesleri sınırları aşarak Kürdistan topraklarında yankı buluyor" dedi.
Batı Kürdistan Kürtlerinin özgürlük mücadelesinin Ortadoğu'da yaşayan tüm mazlum halkların umudu olacağını kaydeden Türk, senelerdir zulüm ve baskı altındaki Kürtlerin kendi özgürlükleri ve onurlu bir yaşam için büyük bedeller ödediğini ve bunun sonucunda tüm Ortadoğu halklarına bağımsızlık yolunu açtığını kaydetti.
‘BU TECRİT DÜNYADAKİ EN BÜYÜK FAŞİZM VE ZULÜMDÜR’
Erdoğan'ın Kürtlere karşı yürüttüğü siyasetin zulümkarların siyaseti olduğunu belirten Türk, "Suriye'de yaşanan olaylarda her fırsatta Esad'a kendi yurttaşlarına zulmettiğini söyleyen Erdoğan, söz konusu Kürtler olunca iki yüzlü siyaset ile baskı kuruyor" dedi. Bir yılı aşkın süredir PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde kirli bir siyaset ile tecrit uygulandığını kaydeden Türk, "Bu tecrit ne insanidir ne de ahlakidir. Bu tecrit dünyadaki en büyük faşizm ve zulümdür. Bu tecridi mutlaka kaldıracağız" şeklinde konuştu.
Yapılan konuşmanın ardından havai fişek gösterisi yapıldı, renkli görüntülere sahne olan gösterinin ardından MKM sanatçıları sahne aldı. Coşkulu anların yaşandığı etkinlikte en son sahne alan Hozan Comert'in söylediği hareketli ezgiler eşliğinde çekilen halaylarla etkinlik son buldu.
Suriye televizyonuna bombalı saldırı
ŞAM - Suriye’nin başkenti Şam’da, devlet televizyon ve radyosunun bulunduğu binaya bombalı saldırı düzenlendi.
Şam merkezindeki Umawiyen Meydanı’nda bulunan binanın üçündü katında meydana geldiği bildirilen patlamada 3 kişinin yaralandığı aktarıldı.
Devlet televizyonu yayınlarına ara vermeden devam ederken, rejim yanlısı haber kanalı El İhbariye televizyonunun yayınladığı görüntülerde çalışanların yaralı bir meslektaşlarına yardımcı olmaya çalıştıkları görüldü.
Saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı.
Haziran ayında Şam’ın güneyindeki El İhbariye televizyonu binasına düzenlenen silahlı saldırıda 7 kişi hayatını kaybetmişti.
Şam merkezindeki Umawiyen Meydanı’nda bulunan binanın üçündü katında meydana geldiği bildirilen patlamada 3 kişinin yaralandığı aktarıldı.
Devlet televizyonu yayınlarına ara vermeden devam ederken, rejim yanlısı haber kanalı El İhbariye televizyonunun yayınladığı görüntülerde çalışanların yaralı bir meslektaşlarına yardımcı olmaya çalıştıkları görüldü.
Saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı.
Haziran ayında Şam’ın güneyindeki El İhbariye televizyonu binasına düzenlenen silahlı saldırıda 7 kişi hayatını kaybetmişti.
Şemdinli muharebesi Erdoğan'ı sersemletti-Analiz
Maxime Azadi -HPG, 23 Temmuz’dan bu yana Şemdinli’de 35 km kadar sınır içinde denetimlerinin sürdüğünü ve ordunun karadan giriş yapamadığını belirtirken, Hakkari, Siirt ve Kürdistan’ın diğer bölgelerinde de büyük eylemler ve yol kontrolleri yapmaya devam ediyor.
4-5 Ağustos gecesi gerillaların 19 noktadan Hakkari’deki askeri karakol ve üslere yönelik düzenlediği eylemin ardından, Türk hükümeti de sessizliğini bozdu ancak, içine düştüğü durumu ifade etmek için kendisinden daha çaresiz durumdaki bir rejimi suçladı.
Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon kanalında 23 Temmuz’dan bu yana 2 askerin öldüğünü ve 115 gerillanın hayatını kaybettiğini ileri sürdü. Erdoğan’ın bu iddialarını doğrulayacak herhangi bir kaynak yok. Mazlumder’in 3 Ağustos günü yayınladığı Şemdinli raporuna göre Şemdinli Kaymakamı Mesut Gençtürk, ellerinde herhangi bir gerilla cenazesinin olmadığını belirtti. Ne yerel kaynaklar, ne de hastane kaynakları Erdoğan’ın iddiasını doğrulamıyor. En üst perdeden atılan yalanların Kürt toplumu açısından bir inandırıcılığı yok kuşkusuz.
HAKKARİ NERE, SURİYE NERE
Erdoğan ayrıca AKP rejiminin gerilla karşısındaki başarısızlığını gizlemek için de Hakkari ve Şemdinli’deki eylemleri Suriye rejimi ile ilişkilendirmekten geri durmadı. Erdoğan, "Sızma devam ederse Suriye'ye girer çıkarız" dedi. Türkiye’nin ve tüm Kürtlerin başbakanı olduğunu iddia eden Erdoğan’a sormak gerek: “Hakkari ve Şemdinli nere, Suriye nere.”
Ya “bölünmez ve tek” dediği bu topraklara yabancı, ya da apaçık bir şekilde dünyanın gözlerinin içine baka baka bu mübarek Ramazan ayında yalan söylemekte bir behis görmüyor.
AKP rejiminin gerçekle bağdaşmayan açıklamalarını hiç sorgulamadan aktaran Türk medyasının tavrı şaşırtıcı değil. Ancak Hakkari-Suriye bağlantısına vurgu yapan bazı uluslararası haber ajanslarının da bu manipülasyonlara ortak olduğunu burada hatırlatmak gerekiyor.
SINIR HİKAYE OLDU
Geçtiğimiz günlerde KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan ANF’de yayınlanan mülakatında HPG gerillalarının artık Kuzey Kürdistan’da mevzilendiğini ifade ederek “Şimdi sınırın 35 km içerisindeki Şemdinli’nin etrafında gerilla vardır. Böylece artık sınır ötesi sınır berisi de hikayeye dönüşmüştür” dedi. Bu aynı zamanda, Türkiye’nin her fırsatta sarıldığı “komşu ülkeler ve sınırötesi” bahanelerinin de artık hiçbir inandırıcılığı kalmadığını gösteriyor. Son 30 yıldır gerilla zaten sınır içerisinde eylem yapıyor ancak, ancak Şemdinli’deki gerilla operasyonu ile sınırlar da fiilen ortadan kaldırılmış oldu.
SERSEMLEYEN REJİM
Erdoğan’ın Hakkari ve Şemdinli’deki durumu Esad rejimine bağlaması AKP rejiminin içinde düştüğü acizliği gösteriyor. AKP hükümetinin, bu eylemleri kendisinden bile daha aciz durumdaki Esad rejimine bağlaması, “sersemleşmiş” bir durumu ifade ediyor. Zira akılla izah edilebilecek bir durum değil.
Erdoğan’ın bu sözlerini duyan AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, “Bugün Esad’ın PKK’ya silahla, para yardımında bulunduğunu açıkça biliyoruz” iddiasında bulunarak, Hakkari ve Şemdinli’de yaşananların boyutlarını gizlemeye ve çarpıtmaya çalıştı. AKP rejimi öyle anlaşılıyor ki, Suriye tarafından düşürülen uçağın ardından Batı Kürdistan kazanımlarını engellemek amacıyla yapamadığı “işgal harekatı” için yeni bir provokasyonun peşinden koşuyor. Böyle bir çılgınlık yapabilir mi, bu ayrı konu.
AKP’NİN ARKASINDA HANGİ GÜÇLER VAR?
Kürt sorunu karşısında Türk devletinin son 30 yıldır geleneksel mantığında bir değişme yaşanmadığı anlaşılıyor. Halen soruna askeri anlamda güç getiremediğinde, dış ülkeleri suçlayan bir savunma durumuna geçiyor. Oysa, AKP rejiminin Suriye’deki silahlı gruplara ve paramiliter güçlere silah, para ve diplomatik destek sunduğu artık bir sır değil. Yine tüm Türk hükümetlerinin Kürt halkının meşru taleplerini bastırmak için Batılı devletlerden askeri, ekonomik ve siyasi destek aldığı da açık bir gerçek.
Türk Başbakanı Erdoğan’ın sınırötesi saldırılara ilişkin kullandığı ifadeler de dikkat çekici. Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin “sınır ihlali” diyerek nota verdiğini hatırlatan Erdoğan, “Biz hemen ertesi günü Kandil’e 3 operasyon yaptık, yaparız da ve asla duramayız. Oradan tehdit geldiği sürece gider operasyonu yapar, döneriz. Bunu bilmesi lazım. Bunları Maliki ile açık net konuştuk. ‘Benim gücüm yetmiyor, söyleyecek hiçbir şeyim yok’ diyen de kendisidir” şeklinde konuştu.
OHAL’İ KALDIRARAK SORUNU ÇÖZMÜŞ
Uzun uzun analiz yapmaya gerek yok. Erdoğan açıkça bir başka ülkenin egemenliğini ihlal ettiğini ve Maliki’yi tehdit ettiğini ilan ederken, diğer yandan şu sorulara da kapı açmış oldu: “Maliki hiç olmazsa içinde bulunduğu koşulları ifade edebildi ya Türk rejimi? Onlarca kez sınırötesi kara operasyonları düzenlendi, sadece geçen yıldan bu yana yüzlerce kez hava saldırısı yapıldı, karadan top atışları ise aralıksız sürüyor. Peki ne oldu? Gücünüz PKK’yi Kandil’den sökmeye yetti mi? Daha yakında olanı var, Şemdinli’de 23 Temmuz’dan bu yana yaşananlar neyin nesi?”
Ayrıca Türk rejiminin Güney Kürdistan topraklarını bombalarken onayı esas olarak Maliki’den değil ABD’den aldığını hatırlatmak gerekiyor.
Erdoğan’ın kullandığı her ifade içine düştüğü açmaza işaret ederken, Kürt sorunu karşısında barışçıl herhangi bir niyet kırıntısı da taşımadığını gösteriyor. Kürtlerin asgari talebi bugün özerklik olurken, Erdoğan Kürt sorununu OHAL’i kaldırarak çözdüğünü söyleyecek kadar şaşırmış durumda.
4-5 Ağustos gecesi gerillaların 19 noktadan Hakkari’deki askeri karakol ve üslere yönelik düzenlediği eylemin ardından, Türk hükümeti de sessizliğini bozdu ancak, içine düştüğü durumu ifade etmek için kendisinden daha çaresiz durumdaki bir rejimi suçladı.
Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon kanalında 23 Temmuz’dan bu yana 2 askerin öldüğünü ve 115 gerillanın hayatını kaybettiğini ileri sürdü. Erdoğan’ın bu iddialarını doğrulayacak herhangi bir kaynak yok. Mazlumder’in 3 Ağustos günü yayınladığı Şemdinli raporuna göre Şemdinli Kaymakamı Mesut Gençtürk, ellerinde herhangi bir gerilla cenazesinin olmadığını belirtti. Ne yerel kaynaklar, ne de hastane kaynakları Erdoğan’ın iddiasını doğrulamıyor. En üst perdeden atılan yalanların Kürt toplumu açısından bir inandırıcılığı yok kuşkusuz.
HAKKARİ NERE, SURİYE NERE
Erdoğan ayrıca AKP rejiminin gerilla karşısındaki başarısızlığını gizlemek için de Hakkari ve Şemdinli’deki eylemleri Suriye rejimi ile ilişkilendirmekten geri durmadı. Erdoğan, "Sızma devam ederse Suriye'ye girer çıkarız" dedi. Türkiye’nin ve tüm Kürtlerin başbakanı olduğunu iddia eden Erdoğan’a sormak gerek: “Hakkari ve Şemdinli nere, Suriye nere.”
Ya “bölünmez ve tek” dediği bu topraklara yabancı, ya da apaçık bir şekilde dünyanın gözlerinin içine baka baka bu mübarek Ramazan ayında yalan söylemekte bir behis görmüyor.
AKP rejiminin gerçekle bağdaşmayan açıklamalarını hiç sorgulamadan aktaran Türk medyasının tavrı şaşırtıcı değil. Ancak Hakkari-Suriye bağlantısına vurgu yapan bazı uluslararası haber ajanslarının da bu manipülasyonlara ortak olduğunu burada hatırlatmak gerekiyor.
SINIR HİKAYE OLDU
Geçtiğimiz günlerde KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan ANF’de yayınlanan mülakatında HPG gerillalarının artık Kuzey Kürdistan’da mevzilendiğini ifade ederek “Şimdi sınırın 35 km içerisindeki Şemdinli’nin etrafında gerilla vardır. Böylece artık sınır ötesi sınır berisi de hikayeye dönüşmüştür” dedi. Bu aynı zamanda, Türkiye’nin her fırsatta sarıldığı “komşu ülkeler ve sınırötesi” bahanelerinin de artık hiçbir inandırıcılığı kalmadığını gösteriyor. Son 30 yıldır gerilla zaten sınır içerisinde eylem yapıyor ancak, ancak Şemdinli’deki gerilla operasyonu ile sınırlar da fiilen ortadan kaldırılmış oldu.
SERSEMLEYEN REJİM
Erdoğan’ın Hakkari ve Şemdinli’deki durumu Esad rejimine bağlaması AKP rejiminin içinde düştüğü acizliği gösteriyor. AKP hükümetinin, bu eylemleri kendisinden bile daha aciz durumdaki Esad rejimine bağlaması, “sersemleşmiş” bir durumu ifade ediyor. Zira akılla izah edilebilecek bir durum değil.
Erdoğan’ın bu sözlerini duyan AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, “Bugün Esad’ın PKK’ya silahla, para yardımında bulunduğunu açıkça biliyoruz” iddiasında bulunarak, Hakkari ve Şemdinli’de yaşananların boyutlarını gizlemeye ve çarpıtmaya çalıştı. AKP rejimi öyle anlaşılıyor ki, Suriye tarafından düşürülen uçağın ardından Batı Kürdistan kazanımlarını engellemek amacıyla yapamadığı “işgal harekatı” için yeni bir provokasyonun peşinden koşuyor. Böyle bir çılgınlık yapabilir mi, bu ayrı konu.
AKP’NİN ARKASINDA HANGİ GÜÇLER VAR?
Kürt sorunu karşısında Türk devletinin son 30 yıldır geleneksel mantığında bir değişme yaşanmadığı anlaşılıyor. Halen soruna askeri anlamda güç getiremediğinde, dış ülkeleri suçlayan bir savunma durumuna geçiyor. Oysa, AKP rejiminin Suriye’deki silahlı gruplara ve paramiliter güçlere silah, para ve diplomatik destek sunduğu artık bir sır değil. Yine tüm Türk hükümetlerinin Kürt halkının meşru taleplerini bastırmak için Batılı devletlerden askeri, ekonomik ve siyasi destek aldığı da açık bir gerçek.
Türk Başbakanı Erdoğan’ın sınırötesi saldırılara ilişkin kullandığı ifadeler de dikkat çekici. Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin “sınır ihlali” diyerek nota verdiğini hatırlatan Erdoğan, “Biz hemen ertesi günü Kandil’e 3 operasyon yaptık, yaparız da ve asla duramayız. Oradan tehdit geldiği sürece gider operasyonu yapar, döneriz. Bunu bilmesi lazım. Bunları Maliki ile açık net konuştuk. ‘Benim gücüm yetmiyor, söyleyecek hiçbir şeyim yok’ diyen de kendisidir” şeklinde konuştu.
OHAL’İ KALDIRARAK SORUNU ÇÖZMÜŞ
Uzun uzun analiz yapmaya gerek yok. Erdoğan açıkça bir başka ülkenin egemenliğini ihlal ettiğini ve Maliki’yi tehdit ettiğini ilan ederken, diğer yandan şu sorulara da kapı açmış oldu: “Maliki hiç olmazsa içinde bulunduğu koşulları ifade edebildi ya Türk rejimi? Onlarca kez sınırötesi kara operasyonları düzenlendi, sadece geçen yıldan bu yana yüzlerce kez hava saldırısı yapıldı, karadan top atışları ise aralıksız sürüyor. Peki ne oldu? Gücünüz PKK’yi Kandil’den sökmeye yetti mi? Daha yakında olanı var, Şemdinli’de 23 Temmuz’dan bu yana yaşananlar neyin nesi?”
Ayrıca Türk rejiminin Güney Kürdistan topraklarını bombalarken onayı esas olarak Maliki’den değil ABD’den aldığını hatırlatmak gerekiyor.
Erdoğan’ın kullandığı her ifade içine düştüğü açmaza işaret ederken, Kürt sorunu karşısında barışçıl herhangi bir niyet kırıntısı da taşımadığını gösteriyor. Kürtlerin asgari talebi bugün özerklik olurken, Erdoğan Kürt sorununu OHAL’i kaldırarak çözdüğünü söyleyecek kadar şaşırmış durumda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)