24 Şubat 2014 Pazartesi

MİT’e geniş yetkiler veren tasarı komisyondan geçti


ANKARA - MİT’e geniş yetkiler veren ve büyük tartışmalar yaratan 15 maddelik yasa tasarısı Meclis İçişleri Komisyonu'nda kabul edildi.

Siyasetçiler kanun MİT’i Devlet için devlet haline getireceğini iddia etti.
Komisyon’da konuşan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, değişikliğin istihbarat servisini güçlendirdiğine dair eleştirileri reddetti.
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve MİT Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, MİT'in görevlerini yeniden belirliyor.
"Dış güvenlik, terörle mücadele ve milli güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulu'nca verilen her türlü görevi yerine getirmek", "Dış istihbarat, milli savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek ve analiz etmek" ve "İstihbarat kapasitesini, niteliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla, çağdaş istihbarat teşkilat usul ve yöntemlerini araştırmak, teknolojik gelişmeleri takip etmek ve uygun görülenleri temin etmek", MİT'in görevleri arasında yer alacak. MİT'e kanunla sayılan görevler dışında görev verilemeyecek.

PKK İLE GÖRÜŞME ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ KALDIRILDI

Yeni düzenlemeye göre, MİT, "milli güvenliğin ve ülke menfaatinin gerektirdiği" hallerde yerli ve yabancı her türlü kurum ve kuruluş ile tüm örgüt veya oluşumlar ile kişilerle doğrudan ilişki kurabilecek, uygun koordinasyon yöntemlerini uygulayabilecek.

MİT, düzenleme çerçevesinde görevleriyle ilgili olarak kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Bankacılık Kanunu kapsamındaki kurum ve kuruluşlar ile diğer tüzel kişiler ve tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşlardan bilgi, belge, veri ve kayıtları alabilecek, bunlara ait arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim alt yapısından yararlanabilecek ve bunlarla irtibat kurabilecek. Bu kapsamda talepte bulunulanlar, kendi mevzuatlarındaki hükümleri gerekçe göstermek suretiyle talebin yerine getirilmesinden kaçınamayacak.

MİT, TCK'nin "Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar", "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar", "Milli Savunmaya Karşı Suçlar", "Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk" başlıklı maddelerinde yer alan suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda ifade tutanaklarına, her türlü bilgi ve belgeye erişebilecek, bunlardan örnek alabilecek. 
SIZDIRMALARI ÖNLEMEYE ÇALIŞIYORLAR

Düzenlemede, MİT'in görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin bilgi ve belgeleri açıklayan ve yayanlar hakkında üç yıldan 12 yıla kadar yerine, üç yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası olarak değiştirildi. MİT mensuplarına ilişkin bilgi ve belgeleri ele geçiren, sahte olarak üreten, bunlar üzerinde sahtecilik yapan, bulunduran, kaydeden, bir başkasına veren veya yayan kişiler ise üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Teklifi göre bu kanun kapsamındaki, görev ve yetkilerin kullanılmasına engel olan kişilere üç yıldan beş yıla kadar, talep edilen bilgi, belge ve verileri vermeyen kişilere ise iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilecek.
MİT mensupları ile MİT'te görev yapmış olanlar, MİT'in görev ve faaliyetlerine ilişkin hususlarda tanıklık yapamayacak. Ancak, devletin çıkarlarının zorunlu kıldığı hallerde MİT mensuplarının tanıklığı MİT Müsteşarının, MİT Müsteşarının tanıklığı ise Başbakanın iznine bağlı olacak. Kamu kurum ve kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlar, MİT Kanunu'nda yazılı görevlerin yerine getirilmesi sırasında ihtiyaç duyulan hallerde, kullanımında bulunan her türlü malzeme, ekipman, teçhizat ve cihazı diğer kanunların bu konudaki düzenlemelerine bakılmaksızın MİT'e geçici tahsis edilebilecek veya bedelsiz devredebilecek.

MİT’TEKİ GİZLİLİK DERECESİNE YİNE MİT KARAR VERECEK  

Teşkilat uhdesindeki bilgi ve belgelerin gizlilik derecelerinin ve sürelerinin tespit edilmesine, birim ve kısımlara ayrılmasına, kullanıma veya paylaşıma açılmasına ve bunların akademik çalışmalar ile her türlü yayın ve edebi eserde kullanılmasına müsteşar tarafından oluşturulacak bir komisyonca karar verilecek. Doğrudan MİT tarafından tedarik edilmesi uygun görülen istihbarat ve güvenlik amaçlı ihtiyaçlar için gereken kaynak, MİT Müsteşarının teklifi, Milli Savunma Bakanı'nın uygun görüşü ve Başbakanın onayıyla, Savunma Sanayi Destekleme Fonundan MİT adına açılmış olan hesaplara aktarılacak. Aktarılan bu tutarlar, MİT'in tabi olduğu mevzuat hükümlerine göre harcanacak.

MİT, istihbari faaliyetler için görevlendirilenlerin kimliklerini değiştirebilecek, kimliğin gizlenmesi için her türlü önlemi alabilecek, tüzel kişilikler kurabilecek. Kimliğin oluşturulması veya tüzel kişiliğin kurulması ve devam ettirilmesi için zorunlu olması durumunda gerekli belge, kayıt ve dokümanlar ile araç ve gereçler hazırlayabilecek, değiştirilebilecek ve kullanılabilecek. Yabancıların ülkeye giriş ve çıkış ile vize, ikamet, çalışma izni ve sınır dışı edilmesi gibi konularda, ilgili kurum ve kuruluşlardan talepte bulunabilecek.

MİT'E GİRECEKLERE UYGULANAN TESTLERİN MAİYETİ NE?

MİT'te görev alan veya alacak kişilerin güvenilirliklerini ve uygunluklarını belirlemek için yalan makinesi uygulaması dahil, test teknik ve yöntemlerini kullanabilecek.

MİT mensupları görevlerini yerine getirirken ceza ve infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülerle önceden bilgi vermek suretiyle görüşebilecek, görevinin gereği terör örgütleri dahil olmak üzere milli güvenliği tehdit eden bütün yapılarla irtibat kurabilecek.

Yetkili ve görevli hakim, HSYK tarafından belirlenen Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nin üyesi olacak.

MİT MÜŞTEŞARI SADECE YARGITAY’DA YARGILANABİLECEK  

Cumhuriyet savcıları, MİT görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde, MİT ile temasa geçecek. Konunun MİT'in görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğunun anlaşılması veya belgelendirilmesi üzerine, adli yönden başkaca bir işlem yapılmayacak ve herhangi bir koruma tedbiri uygulanmayacak. İsimsiz, imzasız, adressiz yahut takma adla yapıldığı anlaşılan ya da belli bir olayı ve nedeni içermeyen, delilleri ve dayanakları gösterilmeyen ihbar ve şikayetler, Cumhuriyet savcılarınca işleme konulmayacak. Kanun kapsamına giren suçlar ile MİT mensuplarının görev suçlarına ilişkin yargılamaları yapmaya, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi yetkili olacak. Ancak MİT Müsteşarı hakkındaki yargılama, Yargıtay ilgili dairesince yapılacak. Aynı konuya ilişkin, yeniden soruşturma yapılamayacak.


"Türkiye yurttaşları hariç olmak üzere, tutuklu veya hükümlü bulunanlar, milli güvenliğin veya ülke menfaatlerinin gerektirdiği" hallerde Dışişleri Bakanı'nın talebi üzerine, Adalet Bakanı'nın teklifi ve Başbakan'ın onayı ile başka bir ülkeye iade edilebilecek veya başka bir ülkede tutuklu ve hükümlü bulunanlar ile takas edilebilecek.

ATALAY: TEKRAR DEĞERLENDİRME YAPILACAK

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, MİT kanun teklifine ilişkin tartışmalar ışığında tekrardan değerlendirmeler yapacaklarını kaydederek, "MİT İçişleri Komisyonu'nda daha sonra da Genel Kurul'da Parlamentomuzda tartışılması, görüşülmesi, kendi başına önemlidir. Çok seviyeli bir görüşme oldu" dedi. 

Çermik ve Çüngüşlüler’den BDP’li adaylarla dayanışma gecesi


Almanya'nın Giessen kentinde bir araya gelen yüzlerce Çermik ve Çüngüşlü, yerel seçimlerde BDP'ye tam destek verdi. Geceye katılan BDP Grup Başkanvekili ve Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, "Seçim sonuçları, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın başlattığı görüşmelerinin bir göstergesi olacak" dedi.
Giessen Mezopotamya Kültür Merkezi tarafından organize edilen ve Bergstr'de bulunan Burger Haus'ta gerçekleştirilen geceye 500 Kürdistanlı katıldı. Milletvekili Pervin Buldan ve Çermik Belediye Eşbaşkan Adayı Cemal Aydın'ın katıldığı gecede, Çermik Belediye Eşbaşkan adayı Zuhal Odabaşı ile Çüngüş Belediye Eşbaşkan adayı Niyazi Yiğit telefon bağlantısıyla katılımcılara seslendi.

‘ÖZ YÖNETİME KAVUŞMALI’

Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan gecenin açılış konuşmasını Giessen Halk Meclisi adına Emin Deniz yaptı. 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde Avrupa’da yaşayan Kürdistanlıların ve özellikle Çermiklilerin duyarlı olmasını isteyen Deniz, “31 Mart’tan sonra Kürdistan’ın tarihi değişecektir. Bu konuda herkes elinden gelen her çalışmayı mutlaka yapmalıdır” dedi.
Daha sonra söz alan Çermik Belediyesi Eşbaşkan adayı Cemal Aydın, bugüne kadar Çermik’te belediye başkanlığı yapmış olanların kendi çıkar ve menfaatlerini düşündüğünü belirterek, "30 Mart'ta buna artık 'dur' diyeceğiz. Çermik artık kendi öz yönetimine kavuşmalı. Siz Avrupa'daki halkımız da seçimler öncesinde gelip topraklarınızda çalışmalar yürütmelisiniz" diye konuştu.

21. yüzyılda olunmasına rağmen, Çermik ve köylerinde hala su sorunu yaşadıklarını, 30 yıldır iktidara belediye başkanı olanların bir gün olsun Çermiklilerin bu sorunlarına çözüm bulmadığını kaydetti. Çermik’in her yerinde kaplıcaların olduğunu da hatırlatan Aydın, “Bu kaplıcalar 35 sene önce nasılsa şimdi de öyledir. Bu kaplıcaları dünya turizmine kapıları açacak niteliktedir. Ama kendi hallerine terkedilmişler. Çermik halkı, bu seçimlerde kendi çıkarlarını düşünenlere bir ders verecektir” diyerek konuşmasını sürdürdü.

‘ÖCALAN’IN SELAMINI GETİRDİM’

BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ise, "Kürt Halk Önderi'nden size kucak dolusu selam getirdim" demesi, salonda “Biji Serok Apo” sloganı ile karşılık buldu.

Buldan, Çermik ve Çüngüş belediyelerinin AKP'nin elinde olduğunu belirterek Avrupa'daki Kürdistanlılara, "Çermûg ve Çunguş yıllardır hak etmediği yerdedir. Her Kürdistanlı bu haksızlığa dur demek için 30 Mart'taki seçimlerde aktif şekilde seçim çalışması yapmalı" dedi.

Bir yıldan bu yana yürütülen barış sürecinde halen bir adım atılmadığını da vurgulayan Buldan şunları söyledi: “AKP’nin yıllardır Kürt halkına uygulamış olduğu zulmü iki katına çıkarmış olmasına rağmen, Kürt Halk Önderi, barış sürecinin devam etmesi için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Bir senedir başlatılan bu süreç, birçok güç tarafından sobote edilmeye çalışıldı. Süreç başladığı zaman komplocu güçler Paris’te üç Kürt kadın siyasetçisini katlettiler. Gever’de 3 yurtseverimiz bu güçler tarafından katledildi. Yine 15 Şubat komplosu yaklaştığında, bu güçler tarafından montajlanmış kaset görüntüleri ortaya attılar. Bu güçlerin tek amacı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı itibarsızlaştırmaktı. Ama bu halk, bu güçlere karşı en büyük cevabı 15 Şubat komplosunu protesto etmek için alanlara çıkarak verdi. Şunu herkes bilmelidir. Bu halk, kendi önderliğine ve şehitlerine bağlıdır.”

Buldan seçim sonuçlarının çok önemli olduğunun da altını çizdi. "Bu seçimler 15 yıldır İmralı'da bir hücrede olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın başlatmış olduğu barış sürecinde bir gösterge olacaktır" diyen Buldan’ın ardından seçim çalışmalarının yoğunluğundan dolayı geceye gelemeyen Çermik Belediye Eşbaşkan Adayı Zuhal Odabaşı ile Çüngüş Belediyesi Eşbaşkanı Niyazi Yiğit, telefon bağlantısı ile katılımcılara seslendi.

Her iki aday da, ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini belirtti. Diasporadaki Kürdistanlılara "Ailelerinizi arayarak oyların BDP'ye verilmesini sağlayın. Seçim bölgesine giderek çalışmalarda yer alın" çağrısı yaptı.


Konuşmalardan sonra sanatçılar Emin Aktas, Halil Marangoz, Medya Deniz, Bülent Turan, Bang, Dimli Amed, Kadir Ekinci, Hozan Seyfo ve Nursel, Muzafer Yiğit sahne aldı. Gece halaylarla sona erdi.

BDP: Saldırganlar derhal yargı önüne çıkartılmalı



ANKARA - BDP, dün İzmir’in Urla ilçesinde ve Kadıköy’de HDP’ye yönelik faşist saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada, “Demokratik sivil siyaset ve siyasetçileri hedef alan ve doğrudan yaşam hakkına yönelen bu ırkçı saldırılar, devletin güvenlik kuvvetlerinin ve yargı yerlerinin tavizkar tavrı ile adeta artmakta ve seçim güvenliği ile toplumsal barışı tehdit etmektedir” dedi. Açıklamada saldırıları gerçekleştirenlerin derhal bulunması ve yargı önüne çıkartılması çağrısı da yapıldı.

BDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş yaptığı yazılı açıklamada, 30 Mart yerel yönetim seçimleri yaklaştıkça, Türkiye’nin iç barışına karşı çıkan, demokratik siyasetin önüne şiddet ve terör ile geçmeye çalışan odakların belirginleştiğine dikkat çekti.

“23 Şubat günü Türkiye’de ırkçı, faşist odaklar, Türkiye de halkların, kültürlerin, tercihlerin ve hakların eşitliği, toplumsal barış söylemi ve çabası ile siyaset üreten Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) hedef almış ve İzmir-Urla seçim bürosu açılışına saldırı düzenlemişlerdir” diyen Beştaş, yaklaşık bin kişilik ırkçı ve tahammülsüz grubun saldırısı sonucunda HDP İzmir Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayı Osman Özçelik’in de aralarında bulunduğu 7 kişinin yaralandığını hatırlattı. Aynı gün yine HDP seçim çalışmalarına yönelik saldırıların İstanbul Kadıköy ve İzmir Buca’da meydana geldiğini de vurgulayan Beştaş şöyle devam etti:

“Demokratik sivil siyaset ve siyasetçileri hedef alan ve doğrudan yaşam hakkına yönelen bu ırkçı saldırılar, devletin güvenlik kuvvetlerinin ve yargı yerlerinin tavizkar tavrı ile adeta artmakta ve seçim güvenliği ile toplumsal barışı tehdit etmektedir. Anayasal hak taleplerinin ifade edilmesi kapsamında gerçekleşen gösteri yürüyüşlerine karşı kuvvet kullanmakta yasal ve vicdani hiçbir ölçü gözetmeden müdahale eden güvenlik güçleri, doğrudan yaşam hakkını tehlikeye sokan fiiller ile başlayan bu saldırılara adeta seyirci kalmakta ve bu tutumuyla bu ırkçı terörü teşvik etmektedir.

Saldırıları gerçekleştiren kişilere ait görüntülerde işlenen suça ilişkin deliller sabit olmasına rağmen hiçbir saldırgan gözaltına alınmamış ve saldırılarla ilgili herhangi bir soruşturmada başlatılmamıştır. Yargı yerleri ile kolluğun sorumsuz bu tavrı bir hukuk devletinde kabul edilecek bir tavır değildir. Esas itibarıyla demokrasiye yapılan bu saldırı karşısında bu sorumsuz ve ilgisiz tavrı aynı derece de hükümet ve muhalefet partileri de sergilemiştir. Sivil ve demokratik siyaset zemininde Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulma gayretinde olan bir siyasi partinin seçim çalışmalarına karşı kitlesel ve organize bu saldırı hükümet ve muhalefet partilerince kınanmamış ve böylece prensipte bu saldırı kültürüne adeta ortak olunmuştur.”

Türkiye’de kalıcı bir barış ile kurumsal, anayasal bir demokrasiye giden yolun kuşkusuz demokratik seçimler ile ortaya çıkacak halk iradesinden geçeceğini de vurgulayan Beştaş, “Siyaset kurumu başta olmak üzere devletin tüm kurumları ve sivil toplum, temelde demokrasiye ve halkın özgür iradesine yapılan bu saldırıları kınamalı Türkiye barışını faşist her türlü eğilimden korumalıdır” dedi.

Saldırıları gerçekleştirenlerin derhal bulunması ve yargı önüne çıkartılması gerektiğini de kaydeden Beştaş, şiddeti siyaset ve toplumsal yaşamdan uzaklaştırmak noktasında hükümet, muhalefet ve demokratik kamuoyunun kararlı olması, siyasal zemine yönelen bu şiddete karşı yasal ve toplumsal zeminde etkin bir biçimde mücadele edilmesi gerektiğini de ifade etti.

“Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu demokrasi ideali sivil siyasetin önünde engel teşkil eden bu ırkçı anlayışla birlikte mücadele ile mümkün olacaktır” diyen Beştaş, HDP üyeleri ve vatandaşlara yönelen ırkçı, şiddet ile yaralanan siyasetçi ve halka da geçmiş olsun dileklerini iletti.

Açıklamada, sivil, demokratik siyasete karşı şiddet kullanan ırkçılık da kınandı.



Tatvan'da Mala Kalo aşireti AKP’den istifa etti


BİTLİS - Bitlis'in Tatvan ilçesinde Mala Kalo aşiretine mensup 400 dolayında kişi AKP'den istifa etti.
Bitlis'in Tatvan ilçesinde ikamet eden Mutki kökenli Mala Kalo aşiretine mensup Balkın ve Tunç ailelerinden AKP üyesi 400 dolayında kişi AKP'den istifa etti. AKP'nin kuruluşundan bu yana aktif olarak parti içinde yer aldıklarını, ancak kullanıldıklarının farkına vardıklarını belirterek istifa kararı alan aşiret üyeleri AKP Tatvan İlçe Başkanlığı'na istifa dilekçelerini sundu. 
'YILLARCA İYİ NİYETİMİZ SUİSTİMAL EDİLDİ'

Aralarında parti yöneticisi, parti delegesi, genel merkez kongre delegesi gibi değişik kademelerde görev yapanların da bulunduğu aşiret adına açıklama yapan Abdurrahim Balkın, bugüne kadar kullanıldıklarını düşündükleri için istifa ettiklerini söyledi. Balkın 'Biz geniş bir aileyiz. İlçenin özellikle Karşıyaka Mahallesi’nde bini aşkın seçmenimiz var. 11 yıldır hep AKP'ye çalıştık, samimiyetle hiçbir çıkar beklemeden çalıştık. Ancak şunu gördük ki orada bulunan her yönetici, her söz sahibi kişi sadece menfaati için orada. Bizler gibi samimi olarak çalışanlar ise hep kullanılıyor, iyi niyet suistimal ediliyor. Yıllarca kullanıldığımızın farkına vardık, oraya ait olmadığımızı anladık. Bizim ve bizim gibi samimi insanların iyi niyetleri kötüye kullanıldı. Artık yeter diyoruz.'
'BDP’YE GEÇMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ'
AKP'den istifa etmelerinin ardından BDP'ye geçmeyi düşündüklerini söyleyen Balkın “Bu seçimde koşulsuz olarak oyumuzu BDP'ye vereceğiz. Elimizdeki bilgilere göre ailemizden Tatvan AKP İlçe Başkanlığı'na kayıtlı kişi sayısı 380'in üstünde. Hepimiz oradan istifa ediyoruz. Kitlesel olarak BDP'ye geçmeyi düşünüyoruz. Resmi olarak BDP'ye geçmeyecek olan akrabalarımızda var ancak bütün oylarımız BDP'ye olacak” şeklinde konuştu. 

Mala Kalo aşireti mensuplarının istifa işlemleri hafta içi tamamlanınca hafta sonunda BDP Tatvan İlçe Başkanlığı'nda kitlesel katılımlı bir törenle BDP'ye geçmeleri bekleniyor.

Roboski'de çatışma, halk sınıra yürüyor

Federal Kürdistan bölgesi sınır hattındaki Beyaztepe'de (KoxeSpî) ile Karaçalı (Şehit Kendal) bölgesi arasında gerginliğe neden olan "güvenlik yolu" nedeniyle bugün HPG'liler ve askerler arasında çatışma çıktı. Çatışma devam ederken, Roboskililer, sınıra yürüyor. 

Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyü ile Federal Kürdistan Bölgesi sınırında yapımı devam eden "güvenlik yolu"nun çalışmaları devam ediyor. En son 17 Şubat'ta yol çalışması sırasında iş makinesine "taciz ateşi" açıldığı iddiasıyla askerler sınır hattındaki Karaçalı (Şehit Kendal) bölgesini bombalamış ve sınır ticareti yapan köylülerin geçişleri sırasında kurulan pusu sonucu Nihat Encü, ayağına isabet eden mermi ile yaralanmıştı. 17 Şubat'tan bu yana TSK'ya bağlı güçlerin obüs, havan topu ve kobra tipi helikopterlerle bölgeye ateş etmesi dikkat çekmişti. Son iki gün içinde askerler tarafından Karaçali bölgesine obüs ve havan atışları yapılıyordu.

Roboski sınır hattındaki Beyaztepe (koxespî) ile Şehit Kendal bölgesi arasında yapılan "güvenlik yolu" çalışmaları devam ederken, bölgeye askeri sevkıyatlar sürüyor. Bölgedeki yol gerginliği bugün yerini çatışmaya bıraktı. Bölgede HPG'liler ile askerler arasında çatışma yaşandığı belirtildi. Çatışma devam ederken, bu duruma tepki gösteren halk, sınıra doğru yürüyüş gerçekleştirdi. Devam eden yürüyüşe Şırnak'ın BDP Uludere, Şenoba ilçe yöneticileri, Roboskili aileler ile çok sayıda yurttaş katıldı. Bölgede hem çatışma hem de başlatılan yürüyüş devam ediyor.

29 Aralık 2012 Cumartesi

İlham Ehmed: Konsey 2012'nin en önemli gelişmesiydi


QAMİŞLO- Batı Kürdistan’daki Yüksek Kürt Konseyi Üyesi İlham Ehmed'e göre Kürtler açısından 2012 yılının en önemli gelişmesi konseyin kurulmasıydı. 2012'de yaşanan gelişmeleri ANF'ye değerlendiren Ehmed "Her ne kadar bazı yerlerde şiddetli çatışmalar olsa da 2012 bizim için kazanım yılıydı. Konseyimizin kurulması Kürt tarihi açısında da tarihi bir adımdı" dedi.


Sadece 2012 açısında değil, aynı zamanda Kürtlerin genel tarihi açısından da bakıldığında Yüksek Kürt Konseyi'nin kurulmasının tarihi bir adım olduğunda herkesin hemfikir olacağını belirten Ehmed "Biz Suriye devriminin başladığı ilk günden bu yana bütün fırsatları iyi değerlendirdiğimiz rahatlılıkla söyleyebiliriz" diye konuştu.
2012 yılında Batı Kürdistan halkına yönelik yapılan saldırılara da dikkat çeken İlham Ehmed şu hususları dile getirdi:
"Şiddet olaylarına rağmen halkımızın zamanında gerekli tedbirleri aldığını ve stratejik adımları attığını düşünüyorum. Halkımız hiç bir tarafta yer almamış, meşru haklarını kendisi mücadele ederek elde etmeyi bilmiştir. Biz kendi rengimizle Suriye devrimine katıldık. Çünkü unutmayalım ki Kürt halkının direnişi Suriye'nin geleceğini belirleyecektir."
'KONSEYDEKİ BİRLİĞİMİZİ DAHA DA GÜÇLENDİRDİK'
Yüksek Kürt Konseyi'nin kurulmasını bu tarihi süreçte tarihi bir adım olduğunu ifade eden Ehmed, Kürtlerin birliğinin hayati bir öneme sahip olduğunu söyledi. Son toplantılarında konseyin birleşenleri arasındaki farklı çalışma tarzından kaynaklanan sorunları masaya yatırdıklarını ve anlaşmasızlıkları giderdiklerini aktaran Ehmed devamla şöyle konuştu:
"Son toplantılarla konseydeki birliğimizi daha da güçlendirdik. Bu şekilde artık Kürt halkının temsilcisi olduğumuzu söyleyebiliriz. Ancak birlik olursak başta Türk devleti olmak üzere diğer güçlerin oyunlarını bozabiliriz. Bu oyun ve planların Kürt halkının kazanımlarına karşı olduğunu unutmamalıyız."
Roboski katliamının birinci yıldönümüne de dikkat çeken Yüksek Kürt Konseyi Üyesi İlham Ehmed, katliamı kınayarak, "Bu şüphesiz halkımıza karşı gerçekleştirilmiş ilk katliam değil. Bundan sonra mücadelemizi yükselterek yeni katliamları engelleyebiliriz" dedi. Ehmed, geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Diyarbakır bağımsız milletvekili ve KADEP Genel Başkanı Şerafettin Elçi için de ailesi ve Kürt halkına başsağlığı diledi. İlham Ehmed son olarak "Umut ediyorum 2013 tüm halkımız için özgürlük yılı olur" şeklinde konuştu.

2012’de AKP emek mücadelesini sindirmek için her yolu denedi


İBRAHİM AÇIKYER/ ANKARA - Özellikle "KCK operasyonları"nın damgasını vurduğu 2012 yılındaki emek mücadelesinde tutuklanarak 8 ay cezaevinde kalan KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, emek alanının bir yılını değerlendirdi. Çalağan, KESK'li kadınların tutuklanmasının asıl nedeninin sendikal faaliyetlerin ötesinde cinsiyet özgürlüğü ve demokratikleşme mücalelerini yürütmeleri sonucunda hükümeti zorlamaları olduğunu belirtti. AKP'nin 2012 yılı boyunca emek alanında verilen mücadeleyi yasadışılaştırma ve tekçilikle sindirmeye çalıştığına dikkat çeken Çalağan, "AKP, KESK'in sendikal, barış, demokratikleşme mücadelesini etkisiz kılmak için yasalarla sokakları bize kapatmaya çalışıyor. Tutuklama ve gözaltılarda yıldırmaya çalışıyor. 1990'lardan bu yana gözdağı vermek, etkisizleştirmek, güçsüzleştirmek amaçlı uygulamalara bu yıl da maruz kaldık. Ancak cezaevinde bulunan 68 arkadaşımızı da alarak mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.

Türkiye’de emek ve çalışma alanındaki olumsuzluklar 2012 yılında da hızından bir şey kaybetmeksizin sürdü. Emek alanında 2012’nin temel gündemi ise şüphesiz 13 Şubat’ta KESK’e yönelik “KCK operasyonu” sonrasında yoğunlukla genel merkez yöneticilerinin ağırlıkta olduğu 15 KESK’li kadın sendikacının gözaltına alınması oldu. 16 Şubat’ta 9 kadın sendikacı tutuklanark, haklarında "Örgüt üyesi olmak" iddiasıyla dava açıldı. KESK'li kadınların Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaları devam ediyor.

Davanın 4 Ekim’de görülen ilk duruşmasında KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, Eğitim Sen 1 Nolu Şube Üyesi Hatice Beydilli, SES Ankara Şube Üyesi Nurşat Yeşil, KESK eski yöneticisi Belkıs Yurtsever, Eğitim Sen 1 Nolu Şube Üyesi Evrim Oğraş, SES Ankara Şube Yöneticisi Hülya Mendilligil, tahliye edilmişti. Tutukluluk halleri devam eden SES Kadın Sekreteri Bedriye Yorgun, Tüm Bel-Sen Basın Yayın Sekreteri Güler Elveren ve Eğitim Sen Ankara 2 Nolu Şube Kadın Sekreteri Güldane Erdoğan da 13 Aralık’taki ikinci duruşmada özgürlüklerine kavuştu.

8 ay tutsak edilen KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, KESK, kadın mücadelesi, emek alanındaki gelişmeler ve AKP’nin bir yıl boyunca emek cephesinde temel haklar ve demokrasi mücadelesi yürütücülerine yönelik baskı, tutuklama ve sindirme politikalarını değerlendirdi. Türkiye’de emek alanına ilişkin son 20 yıldır gelişen neoliberal politikaların bir sonucu olarak emeğin yeni haklar elde etmesinin ötesinden emekçilerin ödedi bedellerle alınmış haklarına yönelik de ciddi saldırıların olduğu bir dönemi yaşadıklarını vurguladı.

TEKÇİLİĞİN HEDEFLENDİĞİ BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ

KESK’in kurulduğu ilk dönemlerdeki vahşi kapitalist döneme benzer bir dönemi yaşadıklarını söyleyen Çalağan, “Türkiye’de de neoliberal politikalar, biraz tekçi, biraz muhafazakar, otoriter milliyetçi, mevcut hükümet de görünür olan politikalarla harmanlanarak emek alanına dönük çok yoğun saldırılarla karşı karşıyayız. Ülkede yaratılmak istenen her şeyin tek olduğu, düzende hiçbir muhalefete tahammül olmamasının hedeflenmesidir. KESK olarak biz de yürüttüğümüz mücadele esnasında kurulduğumuz günden bu yana hükümetlere karşı emekten yana tutum almış konfederasyon olarak aramızda mesafe olmuştur. Bu dönemki kadar yoğun tahammülsüzlüğün görüldüğü dönemler ise nadirdir” dedi.

AKP MÜCADELEMİZİ YASADIŞI İLAN ETMEYE ÇALIŞIYOR

1990’larda bile yoğun sürgünler, faili meçhuller, binlerce dava dosyalarının, sendikalarının kapılarına kilitler vurulması, alanlarda karşı karşıya verdikleri mücadelelerin AKP’nin on yıllık iktidarlık döneminde versiyonunun değiştiğine dikkat çeken Çalağan, AKP döneminde yürüttükleri mücadelenin yasadışı ilan edilmeye çalışılarak aylara varan tutuklamalarla, mücadeleden alıkoyma, emekçilere ve topluma alt yapısında gözdağı verme mantığıyla 2009’dan bu yana çok yoğun saldırı altında olunduğunu söyledi. “Bunun şununla bağlantılı olduğunu düşünüyorum; KESK’in tüzüğünde de var. Emek mücadelesi demokrasi mücadelesinden ayrı düşünülemez. İkisi birbiriyle alakalı” diyen Çalağan demokrasi mücadelesi denildiğinde temel gündemlerden birinin de Kürt sorunu olduğunu ifade etti.

KESK BARIŞ DEDİĞİ İÇİN HEDEFTE

KESK’in içerde ve dışarıda her türlü savaşa karşı olduğunu belirten Çalağan, “Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümünden yana olduğumuzu söylüyoruz. Bu biçimiyle yıllardır söylediğimiz bizi biz yapan ilkelerimiz olmasına rağmen hükümet nezdinde sendikalara, özellikle Kürt emekçilere yönelik ya da savaşa karşı barış diyen, Kürt sorununda güvenlik-şiddet değil, diyalogu öneren, aktif sendika mücadelesi yürüten arkadaşlarımıza yönelik operasyon furyası var. Genel merkezlerimizin, şubelerimizin, aktivistlerimizin hani belli dönemlerle cezaevlerinde mücadeleden ayrı konulduğu dönemi yaşıyoruz. Son 3 yılda olduğu gibi bir yandan mücadeleyi yürütürken, bir yandan adliye önlerinde mücadele ettiğimiz bir yıl oldu 2012’de” diye konuştu.

KADINLARIN MÜCADELESİ HÜKÜMETİ ZORLUYOR

“Eğitim Sen’in son üç dönem kadın sekreterleri, ben, benden önceki KESK kadın sekreteri, bağlı sendikaların yöneticilerinin tamamı 13 Aralık itibariyle serbest kaldı” diyen Çalağan, şunları söyledi: “Kadınlara yoğun operasyonların yapılmasının KESK’in kadın mücadelesinin önemli bir bileşeni olmasıyla da alakalı olduğunu düşünüyorum. KESK her yerde örgütlü. Yürüttüğümüz mücadele yaygın olarak hükümeti zora sokuyor. Bu kadar cinsiyetçi söylemlerin öne çıktığı, bu kadar kadına yönelik şiddetin arttığı bir dönemde kadınların yürüttüğü mücadeleye tahammülsüzlüğün göstergesidir bu tutuklama ve gözaltı furyası. Yani biz 90’lardan bu yana benzer uygulamalarla karşı karşıya kaldık. Bununla gözdağı vermek, etkisizleştirmek, güçsüzleştirmekti niyet. Ama hedeflendiği gibi olmadı. Ne kadın ne emek ne de barış mücadelesi sona ermedi. Arkadaşlarımız eksikleri tamamlıyor. Biz de 9 aylık aradan sonra haklı ve meşru mücadelemize kaldığımız yerden devam ediyoruz.”

ASIL ÖNEMSEDİĞİMİZ HALKIN VİCDANINDAN TEMİZ ÇIKMAK

90’lardaki sürgünler, faili meçhullerin bu ülkenin tarihine kara bir leke olarak geçtiğini belirten Çalağan, 2009’dan bu yana emekçilerin yaşadıkları da böyle kara bir leke olarak Türkiye tarihine geçeceğini söyledi. Çalağan, kendilerinin halkın vicdanında yargılanmayı önemsediğini ifade ederek, “Oradan temiz çıkmayı önemsiyoruz. Yoksa bu tutuklamaların, cezaların çok da etkisi olduğunu düşünmüyoruz. Tarihsel süreçte nerede durduğumuz, sürecin geçeceğini, buna yetecek güce ve dayanışmayı oluşturduğumuzu düşünüyorum. Birçok farklı kesimden Türkiye’nin aynası KESK. Birçok cinsiyete, cinsel yönelimi, etnik kimliği, inanç farkı olanların bir araya gelerek oluşturduğu bir kimlik. Dolayısıyla emeğin hakları mücadelesinde en önemli aktörlerden bir tanesi kamu alanında. Bundan ötürüdür ki, diğer konfederasyonlara göre KESK’in gördüğü baskının yoğun oluşu. Bu yıl zorlu bir mücadele yılı oldu. Bundan sonrasına da varız” dedi.

AKP’NİN PİYASALAŞTIRMA AMACINA KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRÜYOR

Sendikalara ilişkin son düzenlemenin daha geri bir statüde olduğunu belirten Çalağan, “Yasalarla sınırlı bir örgüt olmadığımızı, emeğin fiili mücadelesini yürüttüğümüzü ifade ediyorduk. Evrensel haklarımızı bin yıllara varan geriye dönük emek mücadelesinin kazanımları anlamında tuttuğumuz yerin gerisine çekmeyeceğiz. Ancak 4688 sayılı kanun evrensel sendikal haklarla örtüşmeyen toplu sözleşme, grev hakkını zımni olarak elimizden alan bir düzenleme. Buna karşı bu yıl da yürüttüğümüz mücadelemiz devam ediyor. Bunun dışında konfederasyon düzeyinde iş güvencemize yönelik tehdit söz konusu. Hükümet, bu konuda pazarlıklar yürütmek niyetinde. Kamu emekçilerinin tabi oldukları 657’ye ilişkin eleştirilerimiz de var. Bir sosyal ve iş güvencesi tanımı vardır. Hükümetin buna ilişkin piyasalaşma, kamu alanlarını piyasaya açma, oradaki istihdamı performansa göre konumlandırma niyeti var. Bu alanlarda iş güvencesini ortadan kaldırmak istiyor. Bunun grev nedeni olduğunu, sonuna kadar direneceğimiz bir mücadele olduğunu açıkladık” ifadelerinde bulundu.

İŞ GÜVENCEMİZ TARTIŞMA KONUSU OLAMAZ

AKP’nin kamu alanındaki piyasalaştırma ve performansa dayalı bir iş ortamı yaratma hedefinin sadece sağlık alanında değil tüm alanlarda etkin kılmaya çalıştığını dile getiren Çalağan, “Hızla kamuda özelden hizmet satın alımı boyutu, taşeronlaştırma, güvencesiz çalıştırma yaygınlaştırılma başlandı. Performansa göre çalıştırma. Ürettiğiniz hizmetin hem de çalışma koşullarınızı yakından ilgilendiren düzenleme. Şimdi adım adım getirilen bu süreç, iş güvencesini tartışmaya kadar götürülüyor. Başından beri her türlü esnek, güvencesiz çalışma ile performansa dayalı ücretlendirmeye karşı mücadelemiz sürüyor. İş güvencesini tartışma konusu yapılamayacağını ifade ettik. Bu konudaki duruşumuz halen nettir. İş güvencemiz bizim açımızdan tartışma konusu değildir” diye belirtti.

2911 İLE MÜCADELE ALANLARI KAPATILMAK İSTENİYOR

KESK başta olmak üzere emek alanında sendikal mücadele yürütenlerin önüne konulan bir diğer engelin ise 2911sayılı yasa olduğunu vurgulayan Çalağan, “Bir sendikanın en temel görevi üyeleri için mücadele etme, barışçıl şiddet içermeyen alan mücadeleleri yürütmektir. Bizim bugün yaptığımız en küçük basın açıklamaları bile tamamen keyfi bir biçimde 2911’e muhalefet olarak değerlendiriliyor. Yüzlerce üyemize bundan ötürü davalar açıldı. 2009 yılının 8 Martı’nda sendika eylemine katıldıkları için iki arkadaşımız bu yüzden tutuklu. Hükümet bu yolla bize alanları kapatmak istiyor. Sokakta verdiğimiz mücadeleyi kapatmak istiyoruz. Bizim temel sloganımız vardır; hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır. Sokak bizim temel mücadele alanlarımızdan biri. Terk etmek niyetinde değiliz. Bu yasayla bizi durdurmak anlamsız. Biz bu suçu her gün çok daha etkili yaparak bu yasayı işlevsiz kılmak hedefini önümüze koyduk. Temel engellerden biri de budur KESK’in önüne çıkartılmak istenen” dedi.

TİS SÜRECİNDE HERŞEY ÖNCEDEN BELİRLENİYOR

Bu yıla da KESK’in taleplerinin damgasını vurduğu TİS süreçlerine de değinen Çalağan, şu hususlara dikkat çekti: “Ciddi bir yoksulluk, açlık sınırı altında yaşıyor emekçiler. Emeğimizin karşılığını alamadığımız gibi, her gün kesilen doğrudan ve dolaylı vergilerle hükümet göstermelik yaptığı sadaka zamlarıyla yılın ikinci yarısında vergi dilimleriyle geri alıyor. Dolayısıyla emekçilerin açlık ve yoksulluk sorunu devam ediyor. Bu sözleşmeler bizim açımızdan önemli. Toplu sözleşme ve grev hakkı. Bir sendikayı var eden budur. Bu mücadelemiz fiili olarak sürüyor. Her koşulda her şeye karşı değiliz. Hükümet bir yerde bizim için işveren konumunda. Ve biz işverenle karşı karşıya geldiğimizde toplu pazarlık masasında aynı koşullarda olduğumuzu söylüyoruz. Adı toplu sözleşme, kendi toplu görüşmedir. Her şey önceden belirleniyor. Sınırlı bir söz hakkınız var. Uzlaşıya girme şansımız yok. Temsil ettiğimiz bir emek tabanı var. O tabanın haklarını bu şekilde koruma şansımız yok. Toplu sözleşme gerçek anlamda kurulduğunda KESK kendi yerini alacaktır. Bugün yapılan mevcut yasayla toplu sözleşme değil, toplu görüşmeden de geri bir durumu içeriyor.”

SAVAŞA YAPILAN YATIRIM BİZİM EMEĞİMİZDEN FİNANSE EDİLİYOR

Yürüttükleri mücadelenin bu yıl ki bir başka boyutunun ise açlık ve yoksulluğa karşı da verildiğini ifade eden Çalağan, “Bu anlamda yürütülen savaş bizi çok ciddi etkiliyor. Emekçiler olarak kadınlar olarak etkiliyor. Bütçe açıklandı. Verilere baktığımızda en önemli gider kaynaklarını savaş harcamaları oluşturuyor. Biz açlık ve yoksulluk sınırında yaşarken bu ülkede savaşa yapılan yatırım ciddi biçimde bizim ürettiğimiz emekten finanse ediliyor. Ülkede sürekli savaşa yönelik güvenlik konseptiyle yürütülen süreç, şiddet olarak bize geri dönüyor” dedi.

EKONOMİK KAZANIMLAR DEMOKRASİ MÜCADELESİNDEN BAĞIMSIZ DEĞİL

Çalağan, gerek topluma gerekse de kadına yönelik bu şiddettin ciddi manada etkilerinin olduğunu bir kez daha vurgulayarak, “Militarizmin gündemde olduğu ülkelerde böyle. Kadınların uğradığı şiddet artıyor. Bizim özelde kadınlar olarak hem kadın, hem emek alanında uğradığımız şiddet, temel mücadele perspektiflerimiz kapsamında 2012 yılını belirleyen sorunlar. Bunlar artarak devam ediyor. Yeni yeni kulvarlar olarak önümüzde duruyor. Bütünlüklü bir ortak mücadelenin ancak diğer parçalarda hak kazanmak olarak da düşünüyoruz. Yani herhangi bir ekonomik kazanımınız demokrasi mücadelesinden asla bağımsız değil. Kadınların emek mücadelesinde görünür olması, emek alanından bağımsız değil. Bütünlüklü götürülürse kazanımlar mümkün olacak. KESK sadece ekonomik boyutuyla mücadele yürütmediği gibi bundan sonra da bu perspektifle yürütecek” ifadelerinde bulundu.

11'İ KADIN 68 KESK ÜYESİ HALEN TUTUKLU

Türkiye’nin farklı cezaevlerinde 11’i kadın 68 KESK üyesinin tutuklu olduğunu dile getiren Çalağan, “Bazılarının yıllardır tutuklu yargılanmaları sürüyor. Birçok arkadaşımız anadilde savunma yapma hakkı nedeniyle tutuklu yargılanmaya devam ediyor. Arkadaşlarımızı tek tek konfederasyon olarak sahiplenmeye devam edeceğiz. KESK’li kadın arkadaşlarımız KESK, kadın örgütleri, ulusal ve uluslararası örgütlerin dayanışması ile aramıza döndüler. Mücadelemize devam ediyoruz. Peyder pey cezaevlerindeki arkadaşlarımızı geri alarak, emek, demokrasi ve cinsiyet özgürlüğü mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz” dedi.