29 Aralık 2012 Cumartesi

Türkiye’de her dört kişiden biri icralık


ANKARA - Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her dört kişiden birinin icralık olduğu bildirildi. İcralık olan kişilerin sayısı AKP iktidarı süresince ikiye katlandı.
Meclise sunulan bir soru önergesini yanıtlayan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Türkiye genelinde açılan icra dosyalarının sayılarına ilişkin verileri açıkladı.
Türkiye’de mahkeme kararıyla başlatılan icra takibi sayısı, AKP’nin iktidara geldiği 2002’de 611 bin 335 olarak hesaplanırken 10 yılda ikiye katlanarak 1 milyon 275 bin 810’a çıktı. Mahkeme kararı olmaksızın başlatılan icra takibi sayısı da 8 milyondan 17 milyona çıktı.
Özellikle 2008’in ardından icra takibi sayıları da rekor oranda arttı. 2009’da mahkeme kararıyla yapılan icra takibi sayısı 999 bin 812’ye çıkarak 1 milyona dayanırken ilamsız icra takibi sayısı da 14 milyon 901 bin 174 oldu.
2010’da mahkeme kararıyla 1 milyon 158 bin 910 icra takibi yapılırken ilamsız olarak 17 milyon 137 bin 272 icra takibi yapıldı. 2011’de toplam icra takibi sayısı 18 milyon 633 bin 606 oldu.

Roboski'nin direnişi Erdoğan’ı yargılayacak!


HAMİDE AKBAYIR */ KÖLN- 28 Aralık 2012'de tarihi bir direniş sergilendi Roboski’de. Acılar, direnişler, hak arama, sistemi sorgulama bir anda yaşandı. Bu görkemli direniş Erdoğan’ın yargı önüne çıkaracak nitelikteydi. Kürt halkı ve dostları 34 canın bir yıl önce bombalanarak katledildikleri Roboski’deydi. Dün Roboski'ye gidenler onların savunucuları olacaklarını, suçluların, en başta da Erdoğan’ın yargılanacağı günün geleceği sözünü verdiler.
Yıl 2011, 28.Aralık. Şırnak’ın Qilaban ilçesi Roboski köyünü büyük bir yas yaşadı. Türk Savaş uçaklarının gerçekleştirdiği bombardımanda 34 genç insan paramparça edilmişlerdi. Roboski köylüleri kan ağlarken, ne Türkiye yetkililerinden, ne de diğer siyasetçilerden bir ses çıkmamıştı. Katledilen insanların yakınları acıları ile baş başa bırakılmış, olay örtbas edilmek istenmişti. Medyaya susması emri verilmiş, AKP hükümeti ölenlerin "terörist grup" olduğu yalanını yaymıştı.
Bu yalana medyayı da yanına alarak kamuoyunu yanlış ve yalan haberlerle oyalayan Erdoğan bugüne kadar da Roboski halkından özür dilemedi. Gerçi Roboski halkı özür dilese bile özrün kabahatten büyük olduğunu da biliyordu. Avrupa medyası da sanki basit bir olaymış gibi bir kaç satırla Roboski'ye değindi.
Avrupa'da yaşayan biz siyasetçiler olayın ertesinde acil bir gözlemci heyeti kurarak bölgeye gittik. 30.Aralık 2011 günü eski Sol Parti milletvekilleri olarak 3 kişilik bir heyetle  Roboski'ye gittik. Onlarla dayanışmayı ve acılarını paylaşmayı bir insanı görev olarak bilmiştik. Aradan bir yıl geçti, Roboski halkının ve katledilen aile fertlerinin yaraları sarılmadı. Sadece BDP ve Kürt halkı bu konuyu gündemde tuttu.
Roboski halkına, olayı meclise götürecekleri sözünü veren Kılıçdaroğlu bu sözünde durmamış ve BDP Milletvekillerinin Roboski ile ilgili parlamentoya sundukları soru önergelerini bile desteklememişlerdir. Unutmayalım onların yaralarını ancak oradaki gerçek mücadele sarar. Bu bir yıl içinde bu tam anlamıyla ortaya çıktı.
Dün gün boyunca Roboskiyle ilgili haber ve görüntüleri izledim. Heyetimizin yaptığı gözlemleri tekrar bir film gibi gözlerimin önünden geçti. O günkü direnişte, tüm acılara rağmen katledilen 34 genç insanımızın aileleri nasıl ki dimdik ayaktaydılar bugün de aynı şekilde ayakta olduklarını gördüm.  Hatta daha güçlü bir şekilde taleplerini yinelediler, asla davalarından vazgeçmeyeceklerini haykırdılar. Erdoğan'ı yargılayabilecek tarihi bir direniş sergilediler.
Dünkü eyleminizde, bir yıl önce olduğu gibi duygularınızı tanık olmak ve haklı davanızın yanında olduğumu göstermek için sizinle çok olmak isterdim. Umudumuz haklı davanızın uluslararası arenalara taşınması ve katliamcıların, başta Erdoğan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde savaş suçlusu olarak yargılanmasıdır. Sizler bu davanızın arkasında oldukça, bu umudumuz büyüyecek ve suçlular bir gün yaptıkları katliamların hesabını vereceklerdir.
* NRW Eyaleti eski milletvekili ve Köln Sol Parti başkan yardımcısı

Strabourg’daki nöbeti bir grup genç devraldı


STRASBOURG - Avrupalıların Noel'den sonra yılbaşı hazırlıkları sürdürdükleri bugünlerde, Kürdistanlıların Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan için Avrupa Konseyi önünde 25 Haziran'dan beri başlattıkları süresiz nöbet eylemi devam ediyor.
Nöbet eylemini Stuttgart'ta yaşayan bir grup Kürdistanlı genç devraldı. Eylemciler adına açıklama yapan Rojbin Amed, "Burada bulunmamızın sebebi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a uygulanan tecridin kaldırılması veya tutukluluk koşullarının düzeltilmesi değil, Önderliğimizin Özgürlüğüdür" dedi.
Amed'in açıklaması devamında Kürt gençlerinin direnişine dikkat çekerek şöyle dedi: "Bugün AKP eliyle sürdürülen kirli politikalarla, Kürtler kendi gerçekliği ve kimliğine aykırı hareket etmeye zorlanıyor. Ancak biz bir halk olmanın bilinciyle, kadın, genç, erkek ve yaşlı demeden onurlu bir direniş sergiledik. Bu direnişle varlığımızı yarınlara taşıma başarısını gösterdik. Bize, ne dağlarda, ne zindanlarda, ne köylerde  ne de metropollerde istedikleri gibi şekil verebildiler. Kürt gençleri olarak bu mücadelenin dinamik gücüyüz. Örgütlü gücümüz karşısında kirli çıkar ve politikalar tutmayacaktır."

Fransa 2012: Umutlar çabuk soldu


Bedran Deniz-ANF/ PARİS- 2012 yılına, yeni, halktan yana, sosyal adaleti sağlayacak sol bir iktidar heyecanıyla giren Fransa umutları çabuk solduran bir yıl geçirdi. Ekonomik durgunluk ve Euro krizi bir yana, işsizlik ve yoksulluk oranları artarken, ‘çalışanları işverenlere ezdirmeyecek bir hükümet’ hayal oldu neredeyse. Gelenin gideni aratmadığı bir yıl oldu Fransa’da 2012.
Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (Insee) verilerine göre, Fransa ekonomisi 2012 yılında pekte olumlu bir performans sergilemedi. 2011 yılında yüzde 1,7’lik büyüme ve 1 trilyon 996 milyar Euro’luk Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile dünyanın 5’inci büyük ekonomisi olarak yerini koruyan Fransa’da 2012, ekonomik durgunluk, işsizlik ve yoksulluk artışı yılı oldu. Yıllık yüzde 0,3 olarak öngörülen büyüme hedefinin dahi tutturulamayacağı öngörülüyor.
Ocak 2012’de kamu derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s’un ülkenin kredi notunu 3A’dan aşağı çekmesinin ardından, Kasım ayında Moodys benzeri bir değerlendirmeye gitmişti. Bu da Fransa’da yabancı sermaye için çekim gücünü kaybetmesi anlamına geliyor. Eylül 2012 itibariyle ülkenin kamu borçları 14 milyarlık düşüşle, 1 trilyon 818 milyar Euro olsa da, bu GSYH’nin yüzde 89’una denk geliyor.
Öte yandan, son bir yılda ülkedeki işsizlerin sayısı 300 binlik bir artışla 3,1 milyonu geçti ve 2012 yılı sonu itibariyle yüzde 10,5 orana ulaşacak. Üstelik, bu rakamlar sadece A kategorisinde yer alan tüm gün işsizleri kapsıyor. Part time çalışanlar, 55 yaş üstü işsizler gibi diğer kategorilerin de eklenmesiyle, ülkede kısmen ya da tümüyle işsiz olanların sayısı Kasım 2012’de 5 milyon 240 bini aştı. Kasım 2011’de ise bu rakam 4,8 milyon idi.
SIRADIŞI SARKOZY GİTTİ, ‘NORMAL’ HOLLANDE GELDİ
Fransa’da 2012 yılının en önemli gelişmesi Mayıs ve Haziran aylarındaki cumhurbaşkanlığı ve ulusal meclis seçimleri sonucunda Nicolas Sarkozy’nin yerini Sosyalist Parti (PS) adayı François Hollande’a bırakmasıyla yaşanmıştı. 5 yıl boyunca özel yaşamından işveren kesimleri ile olan ‘aşırı derecedeki iyi dostluğuna’, Muhammer Kaddafi’den seçimler için mali yardım aldığı iddiasından göçmen karşıtı popülist politikalarına kadar bir çok konuda eleştirilen Sarkozy’nin yerine, ‘normal’ bir cumhurbaşkanı olmayı vaat eden Hollande seçildi. 
Seçimlerin ilk turunda aşırı sağcı Ulusal Cephe (FN) adayı Marine Le Pen’in yüzde 18 oy oranına ulaşarak üçüncü sıraya yükselmesi, Fransa’da giderek artan yabancı karşıtlığını gösterirken, Hollande yüzde 51,6 gibi bir skorla seçilmeyi başarabilmişti. Oysa seçimden bir iki ay öncesine kadar yapılan anketler yüzde 55 hatta daha fazlası bir skor öngörüyordu Hollande için.
Fransa’da cumhurbaşkanının başbakana göre oldukça fazla yetkilere sahip olması, Ulusal Meclis seçimlerinde de PS ve diğer sol partilerin öne geçmesini sağladı. Sol partiler, Ulusal Meclis, Senato, belediyeler ile il ve bölge meclislerinde aynı anda çoğunluğu elde ederek, Fransa’da 1958 yılından bu yana bir ilki gerçekleştirdiler.
HEYECEN YERİNİ HAYAL KIRIKLIĞINA BIRAKIYOR
Ancak, 10 yıl aradan sonra tekrar sosyalist bir cumhurbaşkanı ve hükümete kavuşan Fransa’da geniş halk yığınları için pek de bir değişiklik olmayacağı aşikar oldu. Hollande’ın ve partisi PS’nin iktidara gelmesinin ardından en çok da çalışanlar, dar gelirli ve yoksullar tarafından yaşanan heyecan kısa sürdü. Dar gelirlileri ve orta sınıfı ezdirmeme vaadiyle iktidara gelen Hollande, ekonomiyi ve üretimi canlandırmak için daha çok işverenlere maddi yardım öngören bir programla ortaya çıktı. Örneğin, teşvik programları çerçevesinde işverenlere 20 milyar Euro’luk sigorta primi ve vergi indirimi öngörülürken, milyonlarca çalışan için ise sadece 10 milyar euro ayrıldı.
François Hollande, 600’ü aşkın çalışanını işten çıkarmayı planlayan ArcelorMittal adlı demir-çelik devinin ‘kamulaştırılması’ fikrinden de, şirketin bazı yatırımlar yapması ve çalışanları işten çıkarmaması kaydıyla caymıştı. Ancak aynı şirket, Kasım ayında yapılan anlaşmadan sadece 3 hafta sonra bir başka fabrikasında çalışan 50 çalışanı işten çıkarmıştı. Yalnızca bu örnek bile Hollande’ın ve partisinin ülke genelinde binlerce başka çalışanın ‘kriz’ bahanesiyle işten çıkarılma tehlikesine karşı ne kadar aciz olduğunu göstermişti. 
ÇALIŞAN YOKLUĞA MAHKUMKEN, DEPARDİEU VATAN SEÇME DERDİNDEYDİ
Hollande’ın merkez sol ve liberallere yakın adamı Jean-Marc Ayrault başbakanlığındaki hükümet, ülkedeki 2,6 milyon çalışanı ilgilendiren asgari ücret için ise Temmuz 2012’de yüzde 2, Ocak 2013’ten itibaren ise sadece yüzde 0,3 oranında bir zam yaptı. Oysa işçi sendikaları ve muhalefetteki sol partilerin beklentisi, halen bin 100 euro olan asgari ücrete ilk aşamada yüzde 20’lere varan bir zam yapılması idi. Sosyalist Parti, 2,8 milyon insanın yararlandığı en düşük sosyal yardımı (aylık kişi başına 475 euro) sadece yüzde 1,8 oranında arttırarak, ‘yoksul kesimleri ezdirmeme’ sözünü de çabuk unuttu.
Sosyalist hükümetin 2012’deki kayda değer icraatlarının başında ise, kabineye yüzde 50 kadın bakan kotası getirmesi, göçmen kökenli bakanları kabineye alması, bakan maaşlarını yüzde 30 civarında düşürmesi ile 1 milyon euroyu aşan yıllık gelirlerin yüzde 75 oranında vergilendirilmesi geliyordu.
2012’nin son çeyreğinde,belki de en çok konuşulan konularından biri de, ünlü sinema oyuncusu, Fransızların ‘Obelix’i Gerard Depardieu’nun yüzde 75’lik vergi kanununa muhalefet için  Fransız pasaportunu iade edip, Belçika’ya taşınması oldu. İki arada bir derede kalan hükümet bu sayede ‘vatanseverlik’ siyasetine soyunarak, Depardieu gibi ‘vergiden kaçacak’ daha birçok zengini kaçırtmamaya çalışıyor. Ancak, kabinedeki bir çok bakanın eski sağ-liberal ve ya muhafazakar bakanlara göre daha fazla servetlerinin olması ise, sosyalist hükümetin ‘halka yakınlığının ve vatanseverliğinin ne derecede olduğunun da kanıtıydı. 
İÇ VE DIŞ POLİTİKADA SAĞ-EMPERYALİST ÇİZGİDE DEVAM
İç politikada Sarkozy döneminin göçmen karşıtı, sertlik yanlısı güvenlik politikasını daha da sertleştirerek sürdüren İçişleri Bakanı Manuel Valls, sosyalist hükümetin seçimden sadece aylar sonra eleştirilerin hedefine oturmasını sağlayan isimlerden. Valls, Kasım ayında siyasal yasaklı Bask partisi Batasuna üyesi Aurore Martin’i tutuklatıp, İspanya’ya iade etmekte sakınca görmemişti. Kamuoyundan yoğun tepki alan bu olayla, Bask Davası kapsamında ilk kez bir Fransız vatandaşı İspanya’ya iade edilmiş oldu.
Sosyalist hükümet dış politikada da, Sarkozy döneminin angajmanlarına ve doğal olarak Fransa’nın devlet politikalarına aynen sadık kalınacağını gösterdi. Sarkozy’nin Libya İç Savaşı’ndaki rolü daha hafızalardayken, Hollande’ın Dış İşleri bakanı Laurent Fabius, Suriye krizinde Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye ile aynı çizgide bir yol izledi. Suriye’ye askeri müdahale seçeneğini de dışlamayan Hollande ve Fabius’un, silahlı İslamcı grupları finanse eden Katar ve Suudi Arabistan ile olan yakınlaşması bir çok kesimden tepki alıyor.
Afganistan konusunda da, Fransa’nın küresel çıkarlarından taviz vermeyen Cumhurbaşkanı Hollande, 31 Aralık itibariyle sadece operasyonel güç olan 2 bin askerin geri çekilmesini ve bin 400 kişilik bir gücün ise yerinde bırakılmasını..

Êzîdîlerden kadına şiddet ile mücadele kararı


CELLE - Kurdistan'a Azad- Ol û Nasname Azad şiarıyla 8. Olağanüstü Kongresi’ni gerçekleştiren Federasyona Komalên Êzîdiyan-Êzîdî Dernekleri Federasyonu (FKE), başlık parası, kadına karşı şiddetle mücadele, eşbaşkanlık sistemi ve yüzde 40 cins kotası gibi önemli kararlara ulaştı. Kongre Êzîdî Kürt köylerine yeniden dönüşün sağlanması yönünde çağrıda bulundu.
25-26 Aralık tarihleri arasında Almanya'’nın Celle kentinde gerçekleştirilen kongreye Avrupa’nın bir çok ülkesinde yaşayan Êzîdîler katıldı. 250 delege ve 100 misafirin katıldığı kongrenin açılış konuşmasını Kürt siyasetçi Sakine Cansız yaptı. Cansız konuşmasında Kürdistan’da olağanüstü bir devrim sürecinden geçtiklerini belirterek, 8. Olağanüstü FKE kongresinin bu sürece cevap olmasının önemine dikkat çekti.
Avrupa'’da yaşayan Êzîdî halkının sorunlarına da değinen Cansız, başta Êzîdî gençliğinin karşı karşıya kaldığı asimilasyon, kadınların maruz kaldığı şiddete karşı da kongrenin güçlü bir perspektif ortaya koyması gerektiğini belirtti. 2013’te Kürt halkının özgürlük mücadelesinin daha da yükseleceğini kaydeden Cansız, Êzîdî halkına da mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundu. Fakir Kalo ve Peşimam Hasan da Êzîdî toplumunun temel güvencesinin toplumsal ve ulusal birlik olduğuna vurguda bulundular. Kongreye Türkiye'den katılan BDP Wan Milletvekili Nazmi Gür ise, Batı Kürdistan'’da yaşanan gelişmelere dikkat çekerek, Avrupa'’da yaşayan Êzîdî halkını da desteğe çağırdı.
KNK Yürütme Konseyi Üyesi Nilüfer Koç da, Êzîdî inancıyla bağdaşmayan kadına karşı şiddetle mücadele edilmesi için, Êzîdî ileri gelenlerine çağrı yaparak, FKE’'nin yeniden yapılandırılmasında kadın ve gençlerin katılımının önemli bir rol oynayacağını kaydetti. Kongreye ayrıca, Civaka İslami, Demokratik Alevi Federasyonu, Köln Kürt Enstitüsü, YEK-KOM, PYD, Şehit Aileleri Komitesi, Kürdistan Öğretmenler Birliği, KON-KURD, Kürt Êzîdî Sanatçılar Platformu, UTAMARA, Şengal, Ermenistan ve Batı Kürdistan Êzîdî kuruluşları adına mesaj sunuldu. Kongrede siyasal sürecin yanısıra federasyonun iki yıllık çalışmaları değerlendirildi. Yine eşbaşkanlık sistemi, yüzde 40 cins kotası, başlık parası ve kadına dönük şiddetle mücadele gibi konularda önemli kararlar alındı. Öte yandan kongre, Amed'de DTK öncülüğünde gerçekleşen 1. Êzîdî Konferansı ve alınan kararları da bağlayıcı olarak kabul ettiğini de duyurdu.
Alınan diğer önemli kararlar şunlar:
- Êzîdî kadınlara dönük UTAMARA tarzı bir kadın buluşma merkezinin açılması,
- Çarşema Sor festivalinin yapılması,
- Avrupa'’da yaşayan Êzîdî toplumunun yaşadığı sosyal ve toplumsal sorunlar gündemiyle Avrupa Êzîdî Konferansı’nın yapılması, bu konferans ile Êzîdî kimliğinin Avrupa'’da resmen tanınmasının hedeflenmesi,
- Êzîdî Kürt köylerine yeniden dönüşün sağlanması.

Almanya bakamadığı yaşlılarını ‘ihraç’ ediyor


BERLİN-Avrupa’nın ve dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip Almanya, bakım masrafları giderek artan emeklilerini yurtdışındaki daha az kaliteli ama ucuz huzur evleri ve ya bakım merkezlerine ‘ihrac ediyor’. Yüzbinlerce emeklinin ekonomik sıkıntılar çektiği ülkede bakımı yapılamayan onbinlerce yaşlı Alman Doğu Avrupa ve Asya ülkelerine gönderiliyor.
İngiliz The Guardian gazetesi Alman uzmanlara dayandırdığı araştırmasında, binlerce emekli Alman’ın daha ucuz tedavi imkanlarından yararlanmak için ülkesini terk etmek zorunda kaldığını duyurdu. ‘Almanya: yaşlı ve hastalarını başka bakım evlerine ihrac ediyor’ başlıklı haberde, bakım masraflarının yüksekliği ve hizmet kalitesinin giderek azalması nedeniyle bir çok Alman, Doğu Avrupa ve Asya’daki huzur evleri ve ya bakım merkezlerinde kalıyor.
2011 yılı itibariyle Macaristan’da 7 bin 146, Çek Cumhuriyeti’nde 3 bin, ve Slovakya’da 600 kadar emekli Alman vatandaşı huzur evlerinde kalıyor. Uzmanlara göre, tam sayısı bilinmese de Yunanistan, İspanya, Tayland gibi ülkelerdeki huzur evleri de yaşlı Almanların zorunlu tercihleri arasında yer alıyor.
Almanya’daki huzur evlerinde bir kişinin aylık oda masrafının 2 bin 900 ila 3 bin 400 euro arasında olduğunu kaydeden uzmanlar, bu miktarın her yıl ortalama yüzde 5 oranında arttığına dikkat çekiyorlar. Araştırmada, ir dönemler Doğu Avrupa’dan getirilen yaşlı bakıcılar ile tedavi ve bakım masraflarının düşürülmeye çalışıldığı ancak bunun yeterli olmadığının da altı çiziliyor.
 VdK: "İNSANLIK DIŞI BİR DURUM"
Konuyla ilgili görüşü alınan Almanya Sosyal Birliği (VdK) adlı sosyo-politik danışma kuruluşuna göre, emekli Almanların maliyetler gerekçe gösterilerek, yurt dışındaki daha düşük kalitedeki huzur evlerine mahkum edilmelerinin ortaya çıkardığı tehlikeye işaret edildi. VdK Genel Başkanı Ulrike Masher, "Zamanında Almanya’yı inşa etmiş bu insanların sürgün edilmelerine kayıtsız kalamayız. Bu insanlık dışı bir durum" diyerek tepkisini gösterdi.
The Guardian, Macaristan, Tayland ve Yunanistan gibi ülkelerdeki huzur evlerinde kalan Almanlarla yaptıkları görüşmelere dayanarak, emeklilerin kendilerini ‘çaresiz kalmış’ hissettiklerini kaydetti.
Avrupa’nın ve dünyanın en fazla yaşlı nüfusunu barındıran Almanya’da resmi rakamlara göre, halen 400 bin kadar emekli huzur evi için ödemesi gereken payı ödeyemiyor.

Duisburg ve Giessen’de Roboski yürüyüşü


DUİSBURG / GİESSEN - Roboski katliamı Almanya’nın Duisburg ve Giessen şehirlerinde düzenlenen yürüyüşlerle protesto edildi.
Giessen’de 100’ün üzerinde kişinin katıldığı yürüyüş Schiffenberger caddesinde başladı. Maraş ve Roboski katliamında yaşamını yitirenlerin resimlerinin taşındığı yürüyüşte sık sık Türk devletini kınayan sloganlar atıldı.
Şehir merkezindeki Kirchplatz Meydanında bir mitinge dönüşen eylemde okunan bildiride Almanya’nın Türkiye’ye Kürtlere karşı kullandığı silahları sağlamaya devam ettiğine dikkat çekildi. Bildiride Kürt halkının tüm katliam ve baskılara karşı direneceği de vurgulandı.
Bir diğer eylem ise Duisburg’ta gerçekleşti. Yüzlerce Kürdistanlının katıldığı yürüyüşte Maraş ve Roboski katliamları protesto edildi. Türk devletinin kınandığı eyleme YEK-KOM,DIDF,ATIK,ADHF,ÖDA destek verdi.