28 Ağustos 2012 Salı

Demir Çelik’in kitabı içerde ‘sakıncalı’

ANKARA - Cezaevlerinde hak ihlalleri ve keyfi uygulamalar bitmek bilmiyor. BDP Muş Milletvekili Demir Çelik’in kaleme aldığı “Özgürlüğünde kaldı gözlerim” kitabı Osmaniye Cezaevi’nde ‘sakıncalı’ listesine alınarak yasaklandı. Çelik, yayın yasaklarını Meclis’e taşıdı.

BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, cezaevinde yasaklanan yayınlarla ilgili Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevaplaması istemiyle Türkiye Meclis Başkanlığı’na soru önergesi sundu. 

Çelik önergede, muhalif kesimleri susturma yönteminin bir sonucu olarak, cezaevlerinde her geçen gün tutuklu ve hükümlü sayısının misliyle arttığını belirtti. “Dört duvar arasındaysa benimdir” anlayışıyla Cezaevlerindeki hak ihlallerinin ‘rutin’ bir uygulamaya dönüştüğüne, en temel hak ve özgürlüklerin pervasızca kısıtlandığına dikkat çekti. 

“Örneğin bir hak ihlali olan çıplak aramayı kabul etmeyen tutuklu ve hükümlülerin şiddet ve zor kullanılarak soyulması, kabul etmeyenlerin en basitinden haftalık 10 dakika olarak gerçekleştirdikleri aileleri ile telefonda görüşme hakları ellerinden alınmış, cezaevi yönetimince ‘uslu’ olmayan tutuklu ve hükümlülerin bu ve benzeri yasal hakları gasp edilmiştir” dedi. 

Bu keyfi uygulamaların en çarpıcı olanlarından birinin de yayın yasağı olduğunu vurgulayarak, kendisinin kaleme aldığı “Özgürlüğünde Kaldı Gözlerim” kitabının Osmaniye cezaevinde ‘Sakıncalı’ listesine alınarak yasaklanmasını örnek gösterdi. Büyük bir hukuksuzluk örneği dediği yasakların hangi kriterlere göre uygulandığını sordu.

Adalet Bakanı Ergin’e, “Piyasada serbestçe satılan yayınların yasaklı listesine alınarak tutuklu ve hükümlülere verilmemesi sizce de bir hak ihlali değil midir? Tutuklu ve hükümlülerin sudan sebeplerle temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Cezaevlerinde uygulanan insan hakları ihlallerini gidermeye dönük Bakanlığınızın yürüttüğü çalışmalar nelerdir?” sorularını yöneltti. 

Irak'ta 21 kişi idam edildi

Bağdat - Bağdat Irak’ta Nuri El Maliki rejimi 3’ü kadın olmak üzere 21 kişiyi bugün idam etti. 

Adalet Bakanlığı sözcüsü Haydar El Saadi yaptığı yazılı açıklamada, “terörizm” olaylarından dolayı idam cezası almış olan 21 kişinin cezalarının bugün infaz edildiğini bildirdi. 

İdam edilenlerden 3’ünün kadın olduğu bildirilirken, kimlikleri hakkında bilgi verilmedi. 

Uluslararası Af Örgütü’ne göre 2011 yılında Irak’ta en az 68 tutuklu idam edildi. Af Örgütü 24 Temmuz’da yaptığı açıklamada El Anbar Eyaleti’nde 200’e yakın kişinin infazına onay verildiğini belirterek, idamların durdurulmasını istedi. 

Şii Başbakan Nuri El Maliki, ülkeyi diktatörlükle yönetmekle eleştiriliyor. 

Ayata hakkındaki 'düşünsel hapis' kararı durduruldu

FRANKFURT - Stuttgart İdare Mahkemesi, Kürt siyasetçi Muzaffer Ayata’nın Kürt sorunu hakkında makale yazması, konferanslarda konuşmasını dahi yasaklayan kararı “hukuka uygunluğu konusunda ciddi şüpheler” bulunduğu gerekçesiyle durdurdu. 

Kürt siyasetçi ve yazar Muzaffer Ayata hakkında Almanya'da verilen siyaset yasağıyla ilgili olarak yürütmeyi durdurma kararı alındı. Mahkeme, 'PKK propagandası' olarak lanse edilenin ifade özgürlüğü kapsamına girdiğine dikkat çekti.

Yeni Özgür Politika gazetesinin haberine göre, Stuttgart Yabancılar Dairesi'nin 10 Şubat 2012'de Muzaffer Ayata'ya verdiği siyaset yasağına Stuttgart İdare Mahkemesi'nden itiraz geldi. "Kararın hukuka uygunluğu konusunda ciddi şüpheler" olduğunu belirten Stuttgart İdare Mahkemesi 11. Dairesi, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Stuttgart Yabancılar Dairesi, Ayata'nın PKK lehine siyasi faaliyetlerde bulunduğunu ispatlamak için çok sayıda makalesini ve gazetemizde çıkan haberleri delil göstermişti. Delil diye sunulan belgeler arasında, gazetemizin Ayata ile Almanya'nın Kürt politikası konulu yaptığı söyleşi de yer aldı. Yabancılar Dairesi, Muzaffer Ayata'nın söz konusu söyleşide Alman hükümetinin Kürtleri kriminalize etmek yerine sorunun çözümüne katkı sunması gerektiği yöndeki sözlerini de PKK propagandası olarak lanse etti. 

Mahkeme: Düşüncelerini ifade etti

Stuttgart İdare Mahkemesi, alıntılanan cümlelerin PKK propagandası olarak ele alınmasına karşı çıkıp, Ayata'nın kendi düşüncelerini ifade ettiğini kaydetti. Yabancılar Dairesi'nin değerlendirmelerini yanlış bulan mahkeme, iddiaların maddi bir temelden yoksun olduğuna dikkat çekti. İdare Mahkemesi bu nedenle Ayata'ya verilen siyaset yasağında yürütmeyi durdurma kararını verdi. Stuttgart Yabancılar Dairesi adına 10 Şubat'ta tebliğ edilen tedbir kararda, her ihlal durumunda bin Euro yüksekliğinde ceza tehdidi de yer alıyordu. 

Yabancılar Dairesi itiraz etti

Konuyla ilgili gazetemize bilgi veren Ayata'nın avukatı Bernhard Pradel, Yabancılar Dairesi'nin kararına itiraz etmek için başvurdukları Stuttgart İdare Mahkemesi'nin kararı ile birlikte, siyaset yasağının geçerliliğini yitirdiğini kaydetti. Dolayısıyla Ayata, teorik olarak ikinci bir karara kadar para cezası tehdidi olmaksızın siyasi faaliyetlerini yürütebilir. 

Davanın gelinen aşaması hakkında da bilgi veren Avukat Pradel, "Yabancılar Dairesi, Stuttgart İdare Mahkemesi'nin kararına itirazda bulundu. Bu nedenle dosya Baden-Württemberg Eyalet İdare Mahkemesi'ne intikal edildi. Eyalet İdare Mahkemesi, Stuttgart Şehir İdare Mahkemesi'nin kararının doğru olup olmadığı konusunda karar verecek." 

Baden-Württemberg Eyalet İdare Mahkemesi'nin en erken eylül ayında karar vereceğini belirten Pradel, Eyalet Mahkemesi'nin kararı bozması durumunda siyaset yasağının yeniden yürürlüğe gireceğine dikkat çekti. 

Esas yargılamaya gidilebilir

Avukat Pradel, Mannheim'da bulunan Eyalet İdare Mahkemesi'nin Yabancılar Dairesi'nin kararını onaylaması durumunda nasıl bir seyir izlenir? sorusunu, şöyle yanıtladı: "Mevcut durumda görülmekte olan davalar, geçici kararlardan ibaret olup sadece siyaset yasağının derhal uygulanması ile ilgili. Stuttgart Yabancılar Dairesi'nin, Stuttgart İdare Mahkemesi'nin verdiği karar ve Eyalet İdare Mahkemesi'nin daha vereceği karardan bağımsız olarak yaptığımız itiraz başvurusu ile ilgili karar vermesi gerekiyor. Eğer Yabancılar Dairesi, Ayata'nın aleyhine bir karar verirse, o zaman tekrar İdare Mahkemesi'ne gidilir. Böyle bir durumda esas yargılama devreye girer. Bu ise, konunun daha kapsamlı bir şekilde mahkeme salonunda ele alınması anlamına gelir."

Ne olmuştu?

Türk cezaevlerinde 20 yıl hapis yattıktan sonra siyasi mülteci olarak Almanya'ya gelen Muzaffer Ayata, Ağustos 2006'da gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Alman Ceza Kanunu'nun 129. maddesi temelinde Nisan 2008'de 'Suç örgütünde yöneticilik' iddiasıyla 3 yıl 6 ay hapse mahkum edilmişti. Tahliye edildiğinden beri günlük imzaya tabi tutuluyor, Stuttgart il sınırları dışına çıkması yasak. Bu şekilde siyasi faaliyetlerini sürdürmesini engellemeyi amaçlayan Alman güvenlik makamları, bu yılın şubat ayında ise 'PKK lehine faaliyet' yürütmesini yasaklamıştı. Böylece siyasetçi ve yazar olan Ayata'nın makale yazması, konferanslarda konuşması, Kürtlerin düzenlediği her türlü eylem ve etkinliklere katılması yasaklanmıştı.

Karasu: Kürtçe resmi dil olmalı

Haber Merkezi - KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, yeni eğitim döneminde Kürtleri okulları boykot ederek kültürel soykırıma karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırdı. Karasu Kürtler kendi özgülük sistemlerini kurarken işe ilk önce eğitimden işe başlaması gerektiğini kaydetti.

Mustafa Karasu’nun “Anadilde eğitim için boykot kutsal bir eylemdir” başlığıyla Yeni Özgür Politika’da yayınlanan yazısında boykota çağırırken, Kürtçenin resmi olmasını istedi. Karasu, “Kuşkusuz anadilde eğitim yanında Kürtçenin kamusal alanda kullanılması da gereklidir. Türkiye genelinde Türkçe resmi dil olsa da Kürtlerin yoğun yaşadığı alanlarda Kürtçe de resmi dil olur. İsteyen kamuda istediği dili kullanır” dedi

Karasu’nun yazısı şöyle:

“AKP hükümetinin Kürtleri aldatmak ve oyalamak için yürüttüğü psikolojik savaş önemli oranda boşa çıkmış bulunuyor. Her ne kadar Antep olayıyla birlikte psikolojik savaşı tırmandırsa da Kürt halkı artık bu psikolojik savaştan etkilenmeyecek kadar bilinçlidir. Baskı o kadar yoğunlaşmış ve çirkinleşmiştir ki, Türk devletinin ve AKP hükümetinin gerçek yüzü tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. Bu gerçek Kürtlerin mücadelesini yeni bir evreye taşımıştır. Kürtler artık sadece mücadele etmeyle yetinmeyecek, mücadelelerini kendi özgürlük sistemini kurmakla iç içe yürüteceklerdir. 

AKP hükümeti ve yandaş basını psikolojik savaş gereği pratikleştirdiği bazı şeyleri Kürt sorununun çözümü için önemli adımlar olarak göstermeye çalışmıştır. Dil ve kültür alanında kırıntı kabilinden bazı şeylerle Kürt halkının özgürlük mücadelesini durduracağını sanmıştır. Kürt halkı söz konusu kırıntıların çözüm için değil, çözümden kaçmak ve kültürel soykırımı sürdürmek için gündeme konulduğunu çok iyi görmüştür. TRT 6 açmakla ve seçmeli dersle Kürt sorununu çözmeyi değil, inkarcılığı ve kültürel soykırımı yeni koşullarda sürdürmek istemektedir. 

Kürt sorununun çözümünü özde ilgilendiren hiçbir adım atılmamıştır. AKP'nin politikaları Türk devletinin kültürel soykırımı gerçekleştirme hedefini değiştirmemiştir. Hatta adım olarak ileri sürülenler kültürel soykırım amacının üstünü örtmek için kullanılmaktadır. Kürt sorununun esası Kürtlerin siyasi iradesinin ve kendi özyönetiminin tanınmasıdır. Bununla bağlantılı olarak Kürtçenin eğitim dili olması ve kamuda kullanılması çözümün olmazsa olmaz bir boyutudur. Bu ikisi birlikte gerçekleşmeden Kürt sorunu çözülmüş olmaz. Bu ikisi birlikte gerçekleşmeden kültürel soykırımdan vazgeçilmiş olmaz. 

Kürt halkı artık bir halk olarak kendi kendini yönetmek istiyor. Siyasi egemenlik altında olmak istemiyor. Bugüne kadarki siyasi egemenlik sistemi Kürtleri yok oluşla karşı karşıya getirdi. Bu egemenlik altında kültürel soykırımı sürdürdüler. Bu nedenle Kürtler kültürel soykırımı durduracak, Kürtler üzerinde kültürel soykırımı düşünmeyecek bir demokratik Türkiye'yi hedefliyorlar. Bu da Kürtlerin kendi kendini yönetmesi, yani demokratik özerklikle sağlanır. 

Kürtler artık egemenlik ve kültürel soykırım sistemi altında yaşamak istemiyor. Bu sistemden tamamen kopmak ve kurtulmak istiyor. Bir birlik olacaksa bunun bu sistemden kopuşla ve kendi özyönetimini kurmakla olacağını söylüyor. Duyguda, düşüncede, tutumda artık bu sömürgeci ve soykırımcı sistemden koparak kendi demokratik sistemi içinde özgürce yaşamayı arzuluyor. Çünkü Türk devletinin hiçbir kurumu Kürtlere ait olmadığı gibi, Kürtler için hiçbir meşruiyeti de kalmamıştır 

Kürtler için soykırım sisteminin esası da mevcut eğitim sistemi ve okullardır. Bunlar Kürt çocuklarını eğitme değil, kültürel soykırıma uğratma mekanizmalarıdır. Soykırım değirmenleridir. Bu soykırım değirmenleri çalıştığı sürece Kürtlerin varlıkları tehlikededir. Bugün Kürt çocuklarının bu eğitim sistemine mecbur kılınmaları, bu okullara gitmenin zorunlu hale getirilmesi Kürtleri kültürel soykırıma uğratmak içindir. Okullara gitmek bu nedenle Kürdistan'da zorunlu kılınmıştır. Bununla yetinilmemiş, evlerinde Kürtçe konuşan çocuklar cezalandırılmıştır. 8 yıllık zorunlu eğitimin esas nedeni de yine Kürtleri daha fazla kültürel soykırıma uğratmak içindi. Yakın zamanda 4+4+4 biçiminde bile olsa zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması da yine Kürtleri soykırıma uğratmak içindir. Belki 4+4+4 eğitim sisteminden AKP-Fetullahçılar hükümetinin farklı beklentileri bulunsa da esas olarak Kürtlerin kültürel soykırımını hızlandırmak ve tamamlamak için 12 yıllık zorunlu eğitime geçilmiştir. 

Bazı Kürtler “ne iyi, çocuklarımız okuyor” diyebilir. Ama ne pahasına olduğunu düşünmeden! Mevcut eğitimler Kürtlüğü bitirmek üzerine kuruludur. Aslında üniversiteye girme yarışı da kültürel soykırım sistemine girme yarışıdır. Tabii ki Kürtler de eğitim görmelidir, ama böyle olmamalıdır. Kürtler kendi dil ve kültürleriyle yetiştikleri okullarda okumalıdırlar. Türk eğitim sisteminde okumak bir meziyet değildir. Bu okullarda okumak Kürtlere bir şeyler kazandırmıyor, aksine çok kaybettiriyor. Bu okullarda okumamak, okumaktan bin kat daha iyidir. Bu okullarda okuyanların bir kısmı tabii ki Kürtlüklerini unutmuyorlar, Kürtlüklerini koruyorlar. Ancak kültürel soykırım sisteminin bu okullarca yürütülmesi ve derinleştirilmesi bunu anlamsız kılıyor. Çünkü Kürtlüğün esas kaynakları bu okullarda tüketiliyor. Bu açıdan mevcut kültürel soykırımcı okullara kesinlikle yeni bir bakış gerekir. Bu sistemin içinde lise ve üniversite bitirmenin, bu sistemin parçası olmanın bu kültürel soykırım sistemine hizmet ettiği unutulmamalıdır. 

Mevcut eğitim sistemine ve okullarına yeni bir bakışla yaklaşmadan ne kültürel soykırımdan kurtulunur ne de özgürlük kazanılır. Bu nedenle mevcut eğitim sistemini boykot etmek ve bu temelde Kürtçeye dayalı yeni bir eğitim sitemi başlatmak çok önemlidir. Kürtler kendi özgülük sistemlerini kurarken işe ilk önce buradan başlamalıdırlar. Yoksa Kürt ana ve babalarının çocuklarını bu eğitim sisteminin okullarına göndermeleri kuzuyu kurda teslim etmek gibidir. Alın bu çocuklarımızı Türkleştirin, kültürel soykırıma uğratın demektir. 

Bu açıdan bu yıl okulların açılmasıyla birlikte boykotu yüksek düzeyde gerçekleştirmek; ailelerin çocuklarıyla birlikte Milli Eğitim Müdürlüklerinin (il ve ilçe) önüne yürümeleri çok önemlidir. Bu boykotla tutum koymak; il ve ilçe müdürlüklerine yürüyerek anadilde eğitim istemek bu eğitim sistemine karşı güçlü bir duruş ortaya koymak olur. 

AKP hükümeti isteyen ailelerin çocuklarına haftada iki saat Kürtçe dersi verileceğini açıkladı. Kürtçenin seçmeli ders olması Türkiye'nin diğer alanlarında olabilir, olmalıdır da. Ama Kürdistan ve Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerde anadilde eğitimin olması istenmelidir. Kürtler için olması istenmeli, seçmeli dersin yetmeyeceği vurgulanmalıdır. Hiçbir anadil seçmeli ders olamaz. Seçmeli ders, Kürt halkına ve Kürtçeye hakarettir. Okulların açılması vesilesiyle boykotun güçlü yapılması ve anadilde eğitim isteğinin yükseltilmesi bu yıl çok önemlidir. 

Kuşkusuz anadilde eğitim yanında Kürtçenin kamusal alanda kullanılması da gereklidir. Türkiye genelinde Türkçe resmi dil olsa da Kürtlerin yoğun yaşadığı alanlarda Kürtçe de resmi dil olur. İsteyen kamuda istediği dili kullanır. Dünyanın tümünde şimdi uygulanan sistem budur. Bu sistem demokratik olmanın birincil ölçülerinden biri haline gelmiştir. 

Bir dil eğitim dili olmadan asimilasyon ve soykırımdan kurtulamaz. Bu nedenle Başbakan’ın inkar ve asimilasyondan vazgeçtik sözü büyük bir yalandır, demagojidir. İnkar da, asimilasyon da, kültürel soykırım da devam etmektedir. Bugün Kürt var demek Kürtlüğü yeni koşullarda bitirmek için söyleniyor. Seçmeli ders asimilasyonu örtmek ve Kürtçeyi ortadan kaldırmak için gündeme konuluyor. Kültürel alandaki kimi yumuşamalar da son hızla sürdürülen kültürel soykırımın üstünü örtmek için yapılmıştır. TRT 6 ve üniversitelerde Kürtçe (bu ad hala kabul edilmiş değil) öğretilmesi gündeme geldiğinde İlker Başbuğ ve sözcüsü “tek millet olmayı –yani kültürel soykırımı- engellemeyecek her adım atılabilir” diyerek bunları neden pratikleştirdiklerini itiraf etmişlerdir. Toplumsal hakların reddi olan liberal demokratik çözüm (İlker Başbuğ böyle adlandırıyor) işte bugün Erdoğan’ın çözüm diye Kürtlere yutturmaya çalıştığı yeni kültürel soykırım sistemidir. 

Kürtler yeni eğitim yılında okulları boykot ederek kültürel soykırıma karşı mücadeleyi yükseltmelidir. Her alanda kendi demokratik kurumlaşmasını ve özgürlük sistemini gerçekleştirmede adımlar atmalıdır. Bugün Rojava Kürdistan'da halk bunu gerçekleştiriyor. Kürtler eğitim, adalet, sosyal hizmet alanları başta olmak üzere kendi demokratik özerk sistemlerini kurmaya yönelmiştir. 

Kuzey Kürdistan'da da Kürtçe eğitim sistemi kurulabilir. AKP yandaşlarının Kürtçe eğitim kabul edilse de gerçekleşemez sözleri demagojidir. Zaten sözde Kürt olan Hüseyin Çelik bile anadilde eğitim olsa da Kürtler çocuklarını göndermez diyerek anadilde eğitime nasıl yaklaştıklarını ortaya koymuştur. Kürtçe eğitim sistemi hemen kurulabilir ve Kürt anaları ve babaları da çocuklarını buraya gönderirler. Türkiye'de Türkçe eğitim sistemi zorunlu kılındığında bugün Kürtler içindeki kadar eğitim verecek öğretmenleri yoktu. Bu nedenle okuma yazma bilen herkesi eğitmen yapmışlardı. Bunlar üçüncü sınıfa kadar çocuklara Türkçe öğretiyorlardı. Şimdi Kürtler içinde ilkokul eğitimi verecek öğretmeler fazlasıyla bulunur. Eğer Kürtçe eğitim dili yapma kararı olsa sadece Maxmur’daki gençler bile böyle bir eğitim sisteminin başlaması için yeterlidir. En azından birinci sınıfta başlanır, dört yıl içinde ilkokul sistemi oturtulur. İkinci dört yılda orta, üçüncü dört yılda lise sistemi yerleşir. İstenirse Kürtçe eğitim sistemi bu yıl da başlatılır. Önemli olan niyettir. Çobanın gönlü olsa tekkeden süz çıkarır derler ya! Önemli olan zihniyet değişimi ve karardır. Bu olduktan sonra Kürtçe eğitim sistemi açısından gerisi çorap söküğü gibi gelir.” 

Kürtler 1 Eylül'de Avrupa Konseyi önünde toplanıyor

Strasbourg - Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi, PKK lideri üzerindeki tecride dikkat çekmek ve özgürlüğünü talep etmek için 1 Eylül’de Avrupa Konseyi önünde toplanmaya çağırdı. 

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da 1 Eylül’de Kürtler, Öcalan’ın özgürlük, barışı ve demokratik özerklik taleplerini bir kez daha dile getirmek için alanlara çıkmaya hazırlanırken, Avrupa’daki Kürtlere ve dostlarına da Avrupa Konseyi önünde toplanma çağrısı yapıldı. 

25 Haziran’dan beridir her hafta beş kişi ile Avrupa Konseyi önünde süresiz nöbet eylemi yapan Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi, 1 Eylül’de de aynı yerde bir miting organize ediyor. Mitinge özellikle İsviçre, Güney Almanya ve Strasbourg’daki Kürtlerin katılımı bekleniyor. 

İnisiyatifi yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Türk devleti katliam, inkar ve imha siyasetini Kürt halkına karşı hala çok açık ve kaba bir biçimde sürdürmeye devam ettirirken, Başkan Apo’ya karşı geliştirdiği tecrit ve çürütme politikasını aynı biçimde de sürdürmektedir. Topyekün bir biçimde imhayı dayatan Türk devleti ve AKP hükümeti, gerilladan aldığı darbenin intikamını 14 yıldır tutsak aldığı Başkan Apo’dan ve sivil halktan alma çabası içerisinde olduğunu, son dönemlerde geliştirdiği imha politikasıyla çok daha net bir biçimde açığa çıkmıştır.

Biz Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi olarak Türk devletinin geliştirdiği bu inkar, imha ve Başkan Apo’nun üzerinde uyguladığı katı tecrit politikasını şiddetle kabul etmediğimizi, Öcalan’ın özgürlüğü için ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağımızı kamuoyuna açıklamış ve bu temelde önce Lozan-Strasbourg uzun yürüyüşünü gerçekleştirmiş, ardından da yine Strasbourg’da 52 gün süren açlık grevi eylemini başlatarak, hem Türk devletinin uygulamalarını protesto etmiş hem de Öcalan’ın özgürlüğü talebinde bulunmuştuk.

Uluslararası düzeyinde sorunların çözümünü tarafsız yaklaşması gereken Avrupa Konseyi ve işkenceyi önleme komitesi olan CPT’nin görevlerinin gereklerini yerine getirme temelinde de başlatmış olduğumuz eylemler amacına ulaştıktan sonra son vermiştik. Ancak aradan uzun bir süre geçmesine rağmen Avrupa Konseyi ve CPT görevlerini yerine getirmemiş, Tür devletinin uygulamalarını adeta görmezlikten gelmiş, Kürtlere karşı uygulanan katliam ve soykırım politikasına adeta göz yumman bir tutum içerisinde olmuştur. Ancak Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi olarak Türk devletinin Önder Apo’ya karşı uyguladığı tecrit ve çürütme politikasını kabul etmeyeceğimizi belirtiyor, Kürt halkının Başkan Apo’nun özgürlüğü için tam bir seferberlik ruhuyla demokratik eylem geliştirmeye çağırıyoruz.

Bu temelde 1 Eylül’de Avrupa Konseyi’nin önünde nöbet eyleminde bulunan eylemcilerin bulunduğu yerde bir miting gerçekleştireceğiz. Kürt halkı ve dostlarını 1 Eylül’de Strasbourg’da Avrupa Konseyi’nin önünde yapılacak mitinge katılmaya, Öcalan’ın özgürlüğü konusunda ısrarlı davranmaya davet ediyoruz. İsviçre, Güney Almanya ve Strasbourg’da bulunan halkımızın ve dostlarımızın gerçekleştireceğimiz eyleme daha aktif ve yoğun katılmaya çağırıyoruz.”

Antep patlamasına ilişkin 5 kişi daha Adliye'ye çıkarıldı

Antep - Antep merkez Şehit Kamil ilçesinde 9 kişinin ölümü 68 kişinin yaralanmasına neden olan patlama sonrasında polisin rutin gözaltılarına maruz kalan 5 kişi daha bugün Adliye'ye çıkarıldı. 

Antep'te yaşanan patlamasında yapılan soruşturma kapsamında 2 kişinin tutuklanması ardından gözaltında bulunan R.F., H.F., Y.A., Y.O. ve B.T. sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra bugün Antep Adliyesi'ne çıkarıldı.

Ercişli çocuklara AKP'den 'çöp' park

Fırat Şoreş / Erciş - Van’ın Erciş ilçesinde çocuklar için yapılan proje uygulamada hastalık saçıyor. Park alanı mahalle sakinleri ve çocuklar için adeta mikrop yuvası.

Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı, Van Valiliği ve AKP’li Erciş Belediyesinin ortaklaşa hayata geçirdikleri “10 Mahalleye 7 kuleli çocuk parkı” projesi halk ve çocukların sağlığını tehdit ediyor. Deprem ile büyük bir yıkım yaşan Ercişlilere “çöp” parkları reva görüyorlar.

ANF’nin objektifine takılan fotolar, çocuk parkında yapılan kaydırak ve salıncakların etrafının çöp yığınıyla kaplı olduğunu gözler önüne seriyor. Tabelada “çocuk parkı” yazıyor, ama fotoğraflarda bir çöplük görülüyor. 

Geriye proje kapsamında alınan paraların nasıl ve nerelere harcandığına yönelik sorular ve AKP’nin hizmet anlayışının resmi kalıyor