28 Ağustos 2012 Salı

RedHack: Anonymous halkındır, kullandırtmayacağız

Haber Merkezi - Türkiye’de baskıcı rejime karşı siyasal eylemeleri ile kendilerinden sık sık söz ettiren internet aktivistleri grubu RedHack, küresel aktivist grup Anonymous adını kullanarak sol muhalif ve Kürt sitelere saldıran gruba ilişkin yaptığı açıklamada, bunları “popülist”, “şovenist” ve “emek hırsızı” olarak tanımladı. 

1997 yılında kurulan RedHack (Kızıl Hacklar), Anonymous adına sol muhalif ve Kürt sitelere yapılan saldıra ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. “Devrimci haber ve paylaşım” sitesi “Kizilyildiz.org”da yayınlanan açıklamada, bu saldırılar kınanırken bunların gerçekte Anonymous’la ilgili olmadıkları belirtildi. 

“1997'de kurulan ve o günden bu zamana kadar "kesintisiz" eylem yapan, pratik sergileyen ezilenlerin siber ordusu RedHack'in Anonymous ile ilişkisi 2005 yıllarına 4chan'e kadar dayanır” diyen RedHack, Anonymous Türkiye'nin "esas kolunu" yani aktif eylem ve teorik yönelim birimini yıllardır kendilerinin yürüttüğünü ifade eti.

RedHack, “Sanıldığı gibi Anonymous bize yardım değil, biz Anonymous'a yardım etmekteyiz, hem de her fırsatta ve elimizden geldiğince. Çünkü Anonymous aynı zamanda biziz. Sadece son süreçte (bu Temmuz ayında) bizlere "merkezi" anlamda destek çıkıp MİT, Başbakanlık gibi yerleri DDOS yöntemiyle erişime engelleyenler Anonymous'un Merkezi kolu ve biz, yani "gerçek" Anonymous'un Türkiye koludur. Şu an bu isimle gezen (@AnonsTurkey) kesinlikle bir katkısı olmamıştır” diye belirtti. 

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “2011'deki Türkiye'yi sarsan ve Anonymous'un tanınmasına yol açan "sansür karşıtı" eyleminin internet ayağında aktif önderlik görevi içinde yer aldık, örgütleyici pozisyonda yer aldık. Bu eylemlerden ve başarılarımızdan sonra bizimle kalan bir kaç "ergen" sayılabilecek genç ve deneyimsiz, aynı zamanda hack ve code bilgisi olmayan unsur "belki bir şeyler öğrenebilme" umuduyla RedHack'te kalmış, RedHack ile hareket etmeye çalışmıştı. Zaten aynı zamanda "Anonymous Türkiye" ayağını yürüten RedHack için bu sorun olarak görülmedi, aksine mutlu bile olduk. Fakat bu unsurlarda hakim olan "popülizm" yani kendini öne çıkarma hastalığı, bizlere ve ideolojimize ters geldi Çünkü bizde isimler yoktur.”

Kendilerin Anonymous Türkiye adını veren bu kişilerin “faşizan tavırları” dolayısıyla uzaklaştırıldığını kaydeden RedHack, “Popülist ve şovenist 15-17 yaş grubu çocuklar ve esas olarak "onları kullanan BOTNET sahibi ABD güdümlü tiplerle" bize sataşır, karalar oldu. Öyle ki kendi resmi hesaplarından saldıramadıkları için değişik isimlerle bizlere saldırdılar ve Cemaat tarafından açılan RedHack aleyhtarı açılan "blog" sitelerini alttan alta desteklediler” dedi.

“Bu emek hırsızlığına rağmen biz gerçek hacker ilkelerini etiğini korumaya çalıştık” diyen RedHack şunları ekledi: “İstedik ki insanlar "vay bakın birbirlerine girdiler" demesinler, istedik ki devlet ve bu tipten grupların arkasında olanlar sevinmesin.." Ta ki muhalif çizgide yayın yapan @solhaberportali'na yapılan DDOS türü "faşist" sansür saldırısına kadar. Sadece @solhaberportali'na değil, aynı zamanda toplumda devlet tarafından yükseltilen kardeşi kardeşe kırdırma politikası ürünü olarak kardeş Kürt halkının "zayıf sistemli" sitelerine de "PKK bahanesiyle" DDOS türü saldırıldı. Bu saldırıların tek amacı "gündem" olabilmek, halkın duygusal yanını ve PKK histerisini kullanarak halkları birbirine kırdırmaktan, halkın duygularını kullanarak ün yapmaktan başka bir şey değildi. Biz buna alet olmadık. Tavrımızı net koyduk. Zaten çok geçmeden soLHaber'e "bizi bahane göstererek" saldırıldı. Bu saldırı "vay efenim bizim ismimizi neden yazmadınız neden RedHack'i yazdınız" demek içindi. Tam 6 saat boyunca binlerce hit alan AKP ve devletin nefret ettiği bu site Anonymous adıyla kapatıldı ve sosyalistleri Anonymous'a düşman etmeye çalıştılar. Bu da bardağı taşıran son damla oldu.”

RedHack, “Bu populizm ve şovenizm dalgasında bize düşen tavır almaktı. Biz Anonymous'a değil, onun ismini ego tatmini için kullanan ergenus lamerus'lara tavır alıyoruz. Çünkü eğer Anonymous Türkiye aranıyorsa o başından beri bizdik, halen biziz. Eğer RedHack aranıyorsa o da biziz ve buradayız” ifadelerini kullandı ve “Unutmasınlar bizlerin Anonymous ile ilişkimizi bozamazlar” diye ekledi.

RedHack, “Klasik olacak ama 97'de biz varken ne Vendetta vardı ne başka bir grup, biz o gün de popülarite için yapmadık bugün de umurumuzda değil. Anonymous'u emperyalist devletlerin güdümünden ve istemlerine alet etmeyerek, o çizgiden alarak, sistem karşıtı pozisyonda kararlılıkla tutuşumuz veya evirişimiz bu türden kapitalistlerin hoşuna gitmedi biliyoruz, ama onlara Anonymous'u veya Hacktivism'i, kapitalizm için ve devlet istemleri için paravan olarak kullandırmayacağız!. Bizim ödediğimiz bedeller üstünden saygınlık kazananlar o bedellerin altında kalır” diye belirtti. 

“Hack, Hackerlara bırakılmalı, soytarılara ve sosyalizm düşmanı unvan, nam san şöhret sevdalısı düşkünlere değil” diyen internet aktivisti grup, “Anonymous'u medyada yer almak için kullanan ergenus lamerus'lara izin vermeyeceğiz! Anonymous bizimdir, halkındır, onu kişisel çıkarları için kullananlar karşılarında daimi bizleri bulacak” ifadelerini kullandı.

Bugüne kadar susanların 'Zamansız' anlatımları

İbrahim Açıkyer / Ankara - “Bugüne kadar susanlar anlatsın” felsefesiyle yola çıkan “Zamansız” adlı edebiyat dergisi, sistemin çarkları arasında öğütmeye çalıştığı her alanda sisteme ve adaletsizliğe karşı duranların sesi olmayı hedefliyor. Derginin kolektif üretim süreci, her tür hiyerarşiden uzak durmaya özen gösteren ortak bir bakış açısıyla yoğruluyor. 

Günümüzde ayakta durmanın zor alanlarından biri de edebiyat alanı. Bu alanda toplumsal değerleri kolektif bakış açısıyla yaşatmaya çalışanlar ise insan odaklı temel ahlaki değerleri savunan fikirlerini, üretimleriyle yaşatmanın gayretinde. Bu bakış açısıyla yola çıkan Zamansız adlı edebiyat dergisi iki ayda bir okurlarıyla buluşuyor. Henüz iki sayısı yayımlanan derginin 3. sayısı ise Eylül başı gibi okurla ulaşacak. 

Dergi, 4 editör tarafından yayına hazırlanıyor. Ancak derginin kendine özgü yapısı gereği editöryal çalışmaları, okurlar ve dergiye yazı, öykü, şiir, röportaj yollayanlarla ortak bir üretim sürecinde hazırlanıyor. Teknik anlamda amatör, içerik de ise daha üst düzey bir niteliği hissettiren dergi, insani değerlerle yaratılan ortaklık ve dayanışmayla ayakları üzerinde durmaya çalışıyor. 

SİSTEM KARŞITLARINA SESLENİYORUZ

Yeni doğmuş olan derginin editörleri, derginin serüvenini ANF’ye anlattı. Kolektif üretimi esas aldıklarını söyleyen dergi editörleri, “Bu bir karşı duruş. Bir kenara itilen gençler var. Bar köşelerinde, uyuşturucu kullanarak öğütülen genç ömürler var. Lazlar var, Kürtler var, LGBT bireyleri var, Aleviler var. Kısacası sistemin karşısındaki insanlara hitap ediyoruz” cümleleriyle özetliyor, derginin varolma gerekçelerini…

Sistemin, adaletsizliğin karşısında saf tutanların, sesleri kısılmak istenen sokağın öteki yüzünün görünmeyenlerinin sesi olmayı hedefleyen derginin kolektif üreticileri, sesini duyurmak isteyenlerin yazılarını da göndermelerini istiyor. 

ORTAKLIK VE DAYANIŞMA ÜRÜNÜ

Sistemin en belirgin adresleri olarak sokağı gösteren Zamansız Kolektif Üretim Grubu, “Sokakta sesleri duyulmayanların sesini duyurmaya çalışıyoruz. Bizim meramımız ‘bakın bu insanlar da var’ demek. Yazısını gönderen kişi zaten bir şekilde karşı duruşunu belli ediyor. Bizim yayınladığımız her yazı da bu bellidir. Okurlarla da zaman zaman buluşup konuşma fırsatımız oluyor. Derginin içeriği ve hitap ettiği kitle belli. Okurlarımızla kolektif bir görüş/öneri/eleştiri zemininde üretiyoruz” diyor. 

Aynı zamanda dergiye erişebilenlerin daha fazla insana ulaşması hedefiyle imkanları dahilinde çoğaltmalarını ya da okur kitlesini genişletmesi için katkı sunmasını isteyen Zamansız Kolektif Üretim Grubu, şunları belirtti: “Dergiyi çoğaltıp okunmasını sağlayabilirler. Ekonomik kazanç sağlamayı hedeflemiyoruz. Bunun için reklam da almıyoruz. Amacımız insanların okuması ve kolektif bir birliktelik. Birkaç yayınevi ve reklam şirketinden teklif geldi ama biz reklam yayınlamıyoruz. Kendi çabamız olsun istiyoruz. Sponsor olduğunda bağımsız olma durumumuz olmaz. Sponsorumuz olsa ikinci sayımızdaki Kürt edebiyatçı Cigerxwin’e ayırdığımız yazının yayımlanmasını kabul etmeyebilir. Bu da bizim istediğimiz bir durum değil. Bu aynı zamanda bir tarafa angaje olmayı gerektiriyor.”

BUGÜNE KADAR SUSANLAR ANLATSIN

Dergiyi 28 sayı çıkarıp ardından bir yayınevi kurma düşüncelerinin olduğunu kaydeden grup, Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, unutturulmak ve sesleri kısılmak istenenlerin, sokağın öteki yüzünde gölgede kalanların yazılarını, şiirlerini, öykülerini göndermesini ve dergiyi daha da kitleselleştirerek zengin bir üretim alanı haline gelmesini istiyor. Grup, bugüne kadar susanların anlatmasını istiyor. 

Aile içinde kadına şiddet özel alan sorunu mu?

Hezil Rojda / Ankara - Günde en az beş kadının öldürüldüğü Türkiye’de, kadına yönelik şiddet yaşamın her alanında kendini gösterirken, devlet yürüttüğü politikalarla kadın düşmanlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Kadın Dayanışma Vakfı çalışanı Kahya, devlet eliyle meşrulaştırılan aile içi şiddetin özel alan sorunu olmadığını vurgulayarak, “Aile içinde kadına yönelik şiddet toplumun bütünün sorunudur” dedi.ESP/Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) MYK üyesi Fadime Çelebi ise, her geçen gün yayılan şiddete ve şiddet karşısında örgütlenmek gerektiğini söyledi. 

Kadına yönelik şiddet erkek egemen ikidar tarafından beslenerek devam ediyor. Doğduğu andan itibaren ayrımcılığa maruz kalan kadınların, en yakınları, en güvendikleri insanlar tarafından eğitim hakkı elinden alınıyor, yetmiyor zorla evlendiriliyor, o da yetmiyor şiddet görüyor, öldürülüyor. Çok sayıda faktörün, aile içinde kadına uygulanan şiddeti ortaya çıkardığı, beslediği ve meşrulaştırdığı görülüyor.

ŞİDDET EVDE, AİLEDE, ‘SICAK YUVA’DA ERKEK TEKELİNDE

ANF’ye konuşan Kadın Dayanışma Vakfı çalışanı Latife Kahya, genel olarak toplumda şiddetin nedeninin yoksulluk ve en çok da eğitim eksikliği olarak tanımlandığına dikkat çekerek, “Oysa şiddetin kökeninde patriarkal/erkek egemen sistem ve erkeklerin bundan sağladığı maddi çıkar vardır” dedi.

Kahya, “Şiddet her gün üstümüze geliyor. Neredeyse tüm kadınlarda bir köşeye sıkıştırılmış hissi yaratıyor” ifadesini kullandı. Kadına yönelik erkek şiddetinin sadece evde, ailede yani sadece özel alanda değil, yaşamın her alanında ortaya çıktığına dikkat çeken Kahya, gözaltında yaşanan taciz, tecavüzlere dikkat çekti.

AİLE İÇİNDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET ÖZEL ALAN SORUNU MUDUR?

Kahya, aile içi şiddet bireysel bir durum olmadığını ve örgütlü bir biçimde toplumun bütününe yayıldığını ve bunun içselleştirildiğini ifade ederek şöyle konuştu: “Aile içinde erkek şiddet bir kontrol mekanizmasıdır. Aynı zamanda güç gösterme ve cezalandırma yöntemidir. Erkekleri ve kadınları belirlediği toplumsal roller içine hapseden cinsiyetçi sistemden, kadınların payına bolca ‘namus’, edep, haya, vefakar eş, evliliğin kölesi, saçlarını süpürge eden anne rolleri düşüyor. Erkeklere ise güçlülük, delikanlılık, ‘namus’ bekçiliği düşüyor. Erkeğin ailede ya da sevgililik ilişkisi içerisinde kadına uyguladığı şiddetin, özel alana yani kamusal alanın dışına ait olduğu ve üçüncü kişilerin, kamu kurumlarının ve yasa koyucuların yetki alanının içine girmediği yaklaşımıyla aile içinde kadına yönelik şiddet özel alan sorunu haline getiriliyor ve meşrulaştırılıyor. Bu özel alan sorunu değildir, aile içinde kadına yönelik şiddet toplumun bütünün sorunudur.”

Kahya, devletin çıkarmaya çalıştığı reformlarla, yasalarla birlikte erkek egemenliğini yeniden üreterek erkeklere ‘öldür’ dediğine vurgu yaparak, “Bedenlerimizin ve hayatlarımızın tasarrufunu erkeklere bırakan erkek egemen sistem nedeniyle öldürülmek için başka şeylere ihtiyaç yok, kadın olmak yeterli” dedi.

ŞİKÂYETLER NEREYE YAPILMALI, YASA NASIL UYGULATILIR?

Kahya, birçok kadın şiddeti sadece fiziksel şiddet olarak tanımlasa da, kadının toplumdaki ikincil konumuna, cinsiyete dayalı her türlü eylem şiddet kapsamında olduğunu vurgulayarak ve yine birçok kadının maruz kaldığı şiddet karşısında ne yapacağı konusunda bilgi sahibi olmadığının da altını çizdi. Şiddete maruz kalan kadınların, kadın örgütlerine başvurabileceğini ve örgütlerin kadınlara bu konuda yardımcı olacağını belirten Kahya, yapılması gerekenleri ise şöyle özetledi: “Şiddete maruz kalan kadınlar, sözlü olarak karakola, dilekçe ile savcılığa veya aile mahkemesine şikâyette bulunmalıdır. Yasal haklarında ısrar etmelidir. Fiziksel şiddete uğrayan bir kadın ise en yakın sağlık ocağı ya da hastaneye başvurarak rapor almalıdır. Polis merkezlerinde ya da jandarmada tutanak yazılmadan önce Adli Tıp Kurumu’na sevkinin yapılması ve başvuru yapılan kurumun alınan raporla birlikte evrakı Cumhuriyet Savcılığı’na göndermesi zorunludur. Vücuttaki izler kaybolmadan muayene olunması ise çok önemlidir.”

BİR SIĞINAĞA GİTMEK İSTİYORSAK…

Türkiye’de günde en az beş kadının öldürüldüğü ve bu kadınların birçoğunun ise evden uzaklaştırılan kocaları tarafından katledildiği gerçeği aslında kocanın evden uzaklaştırılmasının kadını korumaya yönelik etkin bir yöntem olmadığını ve devletin kadın düşmanlığını gözler bir kez daha gözler önüne seriyor. Kadın Dayanışma Vakfı çalışanı Latife Kahya, şiddete maruz kalan kadınlar bir sığınağa gitmek istiyorsa bulunduğu ildeki Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne başvurarak yaşadıklarını anlatıp sığınak talebini dile getirmesi gerektiğini belirtti. Kahya, “Kadın da(ya)nışma merkezlerinden sığınakların danışma merkezlerinin adres ve telefonlarını istenebilir ve kadın da(ya)nışma merkezlerinden kadın hem kendisi hem de çocuğu için destek alabilir. Ayrıca birçok merkez hukuksal ve psikolojik destek de sağlamaktadır” diye kaydetti.

SKM: DEVLET ŞİDDET GÖREN KADININ BEYANINI ESAS ALMALI

Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine karşı birçok kadın kurumu mücadele ediyor. Kadınların şiddet karşısında ses çıkarması ise şiddetin görünür olmasında etkili oluyor.

ESP/Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) MYK üyesi Fadime Çelebi ise, ANF’ye yaptığı değerlendirmede her geçen gün yayılan şiddete ve şiddet karşısında örgütlenmek gerektiğini ifade etti. Devletin şiddeti ciddiye almadığını ve erkek egemen zihniyetle kadın düşmanı politikalar yürüttüğünü söyledi.

Şiddetin yasada suç sayılmasını, kadın dayanışma evlerinin açılmasını, şiddet gören kadınlara iş imkânı ve kreş imkânı yaratılması gerektiğini vurgulayan Çelebi, “Devlet, şiddet gören kadının beyanını esas almalıdır. ‘Sosyal devlet’ olgusunu yerine getirmelidir” dedi. Ekonomik olarak güçlenen kadının erkek şiddetine karşı direnişe geçeceğini ifade eden Çelebi, SKM olarak kendilerine başvuran kadınları, hukuksal ve siyasal anlamda haklarını göstererek yönlendirdiklerini, örgütlü mücadeleyi sunduklarını ve devletin görevini yapması konusunda devleti zorladıklarını belirtti.

'Acıda bile ayrımcılık yaptılar'

Roboski - HDK heyetinin Roboski ziyaretinde söz alan katliam mağduru aileler, Antep'te yaşanan patlamanın ardından devletin aldığı tutumu hatırlattı, "Herkes oraya gitti, ama bizi aylardır gören olmadı. Acıda bile ayrımcılık yapıyorlar" dedi. Roboski Katliamı'nın 8. ayında Roboski'ye giden HDK heyeti, halka, "Sizlerin kaybettikleriniz için yürüttüğün mücadele bize insanlık dersi veriyor” şeklinde seslendi.

Halkların Demokratik Kongresi'nin oluşturduğu heyet, Roboski'de. Sabah saatlerinde Mardin'e gelen heyette, HDK eş sözcüleri milletvekilleri Sabahat Tuncel ile Ertuğrul Kürkçü ve Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, Prof. Dr. Fatma Gök, Kadir Akın, Garo Paylan ve Bircan Yorulmaz ile Muğla ve Mardin HDK temsilcileri yer aldı.

Heyet, Nusaybin Belediyesi'ni ziyaret ettikten Şırnak'a geçerek, BDP il binasını ziyaret etti. Heyet daha sonra, Roboski (Gülyazı) Köyü'ne geçti. Heyeti, katliamda yakınlarını kaybeden aileler karşıladı. Giydikleri siyah kıyafetlerle yaslarını dile getiren Roboskili kadınlar, ellerinde kaybettiklerinin fotoğraflarını taşıdı.

Ziyaret sırasında ilk olarak söz alan HDK Eş Sözcüsü Ertuğrul Kürkçü, katliamın ardından Meclis'te kurulan Uludere Komisyonu'nda yer aldığını hatırlattı, "Meclis bir süredir tatilde. Komisyona yeni bir belge de gelmedi. Aslında Meclis bu konuda üzerine düşeni yapmadı. Başka türlü olması da mümkün değildi. Çünkü komisyon soruşturmaya, Ankara'dan, Genelkurmaydan, Başbakandan başlamak yerine, en aşağıdan başlamayı tercin etti" dedi.

Komisyon olarak insansız hava aracının çektiği görüntüleri izlediklerini anımsatan Kürkçü, "Bizler silahsız bir topluluğun adım adım yol aldığını gördük. Taşıdıkları yükün ne olduğunu anladık. Bizler bu konuda eğitimsiz kişiler olarak bunların kimler olduğunu, daha doğrusu kimler olmadığını anladık. Onların anlamaması mümkün değildi. Bu katliama karar vermeleri için siyasi bir karar gerekiyordu. Bu siyasi kararın nasıl alındığını biliyoruz" diye konuştu.

Ailelerin ısrarlı mücadelesini Roboski katliamını gündemde tuttuğuna dikkat çeken Kürkçü, "Meclisin dışında uluslararası yargı mekanizmalarını da devreye sokarak, adalet mücadelesini sürdürmeliyiz" dedi.

'BİZE İNSANLIK DERSİ VERDİNİZ'

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Gök, konuşmakta zorlandı, "Sizler bu acıya katlanıyorsunuz ve bir insanlık dersi veriyorsunuz devlete, hükümete ve de hepimize. Türkiye'nin batısındaki insanlar, Kürt bölgesinde olduğu için hemen unutmaya meyilli. Ama siz onlara, bizlere sürekli hatırlatıyorsunuz. Sağolun" diye konuştu.

HDK eş sözcüsü Sebahat Tuncel, devletin bugüne kadar yaptığı bütün katliamların üzerini örttüğünü belirtti, "Ama bu katliamın üzerine örtemedi. Çünkü, bu katliamın hesabını sordunuz. Türkiye kamuoyuna demokrasi mücadelesi açısından da önemli bir ders verdiniz" diye konuştu.

"Roboski katliamı aydınlatılmadan bu ülkede gerçek anlamda barış olmayacak" diyen Tuncel, şöyle konuştu: "Acıları bile ayrıştıran bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Ama sevinçlerimizi bile ortaklaştırmayan bir devlet geleneği ile karşı karşıyayız. Kürtler teröristse ölümü hak ediyor, o zaman adalet de onlar için gereksizdir, diyor. Ama biz onlara adaletin tam da burada gerçekleştiğini göstermek durumundayız."

'AYLARDIR ACIMIZI DAHİ ANLAMADILAR'

Konukların ardından konuşan Roboskili aileler, hükümete tepki gösterdi, "Aylardır acımızı dahi anlamadılar. Halkın acılarını dahi ayrıştırdılar" dedi.

Mercan Encü, “Katliamın üzerinden 8 ay geçti, hala Başbakan bize, aydınlık tek bir şey vermedi. Başbakan bu katliamı kimin yaptığını söylesin ve onu cezalandırsın. İstediğimiz budur” şeklinde konuştu

Felek Encü, “Hükümet acımızı anlamıyor. Başbakan ve İdris Naim Şahin bizi görmemezlikten geliyor. Antep'te meydana gelen patlamanın ardından bu ülkenin sorumluluğunu taşıyan insanların hepsi oradaydı ama ne yazık ki bizim için hiç kimse gelmedi. Acıda bile ayrımcılık yaptılar. Bizim BDP başkanları dışında kimse halimizi sormuyor. Bu nasıl adalet" diye tepkisini dile getirdi.

Mehmet Encü, “Hükümet bizi tazminat ile kandıramaz. Satılık çocuğumuz yok. Başbakan, İçişleri Bakanı, Genelkurmay'ı her gün Suriye'den bahsediyor. Ama başbakan, senin ülkende daha çok katliam yapılıyor. Gençler ve insanlar öldürülüyor. Bunları neden görmüyor. Asker ailelerine sesleniyorum. Artık, vatan sağolsun demeyin. Hep birlikte barış diyelim" şeklinde konuştu.

HEYET BU GECE KÖYDE

HDK heyeti bu geceyi Gülyazı Köyü'nde geçirecek. Yarın sabah mezarlığı ziyaret edecek olan heyet, daha sonra Uludere'ye geçerek, ziyarete son verecek.

Fransa'dan tampon bölgeye destek!

Paris - Libya’da binlerce kişinin katledildiği savaşa öncülük eden Fransa, bu kez Suriye için savaş sinyali verdi. Sosyalist Cumhurbaşkanı François Hollande, Şam’ın kimyasal silah kullanması halinde “doğrudan müdahaleye meşru bir neden” sunacağını söyledi.

Elysée Sarayı’nda toplanan Fransız büyükelçiler önünde konuşan Hollande, “Fransa Suriye muhalefetinden, yeni Suriye’nin meşru temsilcisi olabilmesi için kapsayıcı ve temsiliyetli bir geçici hükmet oluşturmasını istiyor” dedi. 

Arap ortaklarından da bu süreci hızlandırması için çalıştıklarını ifade eden Hollande, “Ve Fransa, kurulduğu andan itibaren yeni Suriye’nin geçici hükümetini tanıyacaktır” diye ekledi. 

Kimyasal silah konusunda da uyaran Fransa, bunun kullanılması halinde uluslar arası topluma “doğrudan bir müdahale için meşru neden” sunulacağını söyleyen Hollande, “alanda özgür, demokratik ve tüm toplumların güvenliğini garantileyen bir Suriye için çalışanlara desteklerini” açıkladı. Hollande, özellikle “Suriye topraklarında kurtarılmış alanlar organize edenleri” desteklediklerini belirterek, Türk devletinin tampon bölge önerisini ima etti. 

Hollande’dan önceki Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de Libya’ya karşı savaşa öncülük etmişti. Libya lideri Kaddafi’nin NATO tarafından linç edilerek infaz edildiği saldırı sırasında yapılan bombardımanda binlerce sivil hayatını kaybetmişti. Fransa ile Kaddafi arasındaki işbirliği ise belgeleriyle ortaya çıktı. Kaddafi’nin Sarkozy’nin seçim kampanyasını finansa ettiğine dair çok sayıda tanıklık ve belge medyada yer almıştı. 

Sakarya'da Kürtlere ırkçı linç girişimi: 18 yaralı

Sakarya - Sakarya'ya mevsimlik işçi olarak gelen Kürt aileler, bir grubun ırkçı linç girişimine maruz kalırken, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 18 kişi yaralandı. 

Sakarya'nın Kocaali İlçesi'ne bağlı Ortaköy'e mevsimli tarım işçisi olarak Diyarbakır'dan giden Kürt ailelere, linç girişiminde bulunulduğu öğrenildi. 

Edinilen bilgilere göre, aileler dün akşam köyde kaldıkları barakaların önünde otururken, 5-6 kişilik bir grup, aile fertlerinden birini çağırdı. Grup, işçiye hakaretler ederek dövmeye başladı. Bunun üzerine aileler, işçiyi grubun elinden almaya çalıştı. 

Köyün kahvesine giden saldırganlar, burada, "Kürtler bizi öldürmeye çalıştı" diyerek köylüleri provoke etti. Bunun üzerine yüzlerce kişi toplanıp, aralarında kadın ve çocukların olduğu aileleri linç etmeye çalıştı. Saldırıda 18 kişi yaralandı. Yaralılar, Sakarya Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Ailelerin, Diyarbakır'a döneceği belirtildi.

Irkçı saldırılar 20 Temmuz’daki Antep saldırısıyla birlikte Türk yetkililer ve medyanın Kürt düşmanı kampanyasıyla yeniden tırmandı.

20-23 Ağustos tarihleri arasında Antep, İstanbul, Kocaeli, Çanakkale ve İzmir’de sekiz BDP binasına saldırı düzenlendi. Saldırılar sonucunda uğrayarak ağır maddi zarar gördü. 

BDP: HERKES AYAĞINI DENK ALSIN

Saldırılar üzerine 23 Ağustos günü bir açıklama yapan BDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş, şöyle uyardı: “Parti binalarımızı yakanlar, hedef gösterenler yakanlar, bilmeli ki o binalar olmazsa bu ülkede barışı savunacak hiç kimse bulamazsınız. O binalar barışı savunacak son kalelerdir. Eğer polis binalarımızı korumayacaksa, biz binalarımızı koruruz. Halkımızı koruruz. Eğer AK Parti kendi sözcülerinin emri ile hedef göstererek binalarımızı yakmaya devam edeceklerse meşru savunma hakkımız vardır. Bir partinin, o halkın meşru savunma hakkı vardır. O binalara saldırıp, yakmayı düşünenler veya saldıranlar sonuçlarına da katlanırlar, buradan açıkça söylüyorum. BDP’liler de kurbanlık koyun, kuzu değil. Üç tane BDP’li bir araya gelince 30 tane polis toplanıp kamerayla çekim yapıyor ama binalarımız yakılıyor polis sadece izliyor. Herkesin meşru savunma hakkı vardır. Açıkça uyarıyorum, meşru savunma Türk Ceza kanununda da bulunan yasal bir haktır. Partililerimiz kendini savunur, olacaklardan biz sorumlu değiliz. Herkes ayağını denk alsın Parti binalarımıza saldırtma, yakma, linç girişimleri, artık kemiğe dayanmıştır. Biz kardeşlik, barış diyeceğiz, ama bu savaş kışkırtıcıları kalkıp binalarımızı hedef gösterecek linç edecek, yakacak, buna da sessiz kalmayız.”

KCK: ÖZ SAVUMA GELİŞTİRİLMELİ

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı Antep saldırısını kınadığı açıklamasında ırkçı saldırılara dikkat çekerek uyarmıştı: “Herkesin acı duyduğu bu olayı kınadığımız gibi Kürt halkına, siyasi temsilcilerine ve parti teşkilatlarına dönük organize edilen faşist saldırıları, AKP’nin saldırı dilini, açıkça hedef gösteren düşmanca tutumunu da kınıyoruz. Bu, toplumsal iç çatışmaya sebebiyet vermek ve yeni ölümlere davetiye çıkarmaktır. Hem en sert dili kullanıp şovenist duyguları harekete geçirmek hem de toplumu sağduyuya davet etmek bir ikiyüzlülüktür.”

KCK, “Bu durum karşısında tüm Kürdistan halkı, bulunduğu bütün alanlarda örgütlenmesini güçlendirmeli ve öz savunmasını geliştirerek savunma tedbirlerini almalıdır. Halkımız her yerde gelişebilecek olan şoven-faşist saldırılara karşı örgütlü yapısıyla meşru müdafaa hakkını kullanmalı, hiçbir saldırı karşısında geri adım atmayarak haklı özgürlük mücadelesini daha da yükseltmelidir. Hiç kimse Kürt halkını şiddetle, faşist linç kampanyalarıyla korkutamaz, teslim alamaz, yurtsever halkımızı özgürlük davasından vazgeçiremez” demişti 

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Suriye askerleri Amûde'ye girmeye çalıştı

Amude - Suriye askerleri, Batı Kürdistan'da Kürtlerin yönetimi ele geçirdiği kentlerden Amûdê'ye girmek istedi. Kürt Yüksek Konseyi'ne bağlı Asayiş güçleri kentin tüm yollarını tuttu. 

Suriye rejimine bağlı askerler, bugün "bir araçlarına el konulduğu"nu ileri sürerek Amude'ye girmeye çalıştı. Kürt Yüksek Konseyi'ne bağlı Asayiş güçleri güvenlik alarak kentin tüm yollarını tuttu. Şu ana kadar herhangi bir çatışmanın yaşanmadığı bildirildi. 

Mart 2011’de Suriye’de ayaklanmaların başlaması ardından Batı Kürdistan'da halk meclisleri kuruldu, anadilde eğitim kurumları açıldı, savunma komiteleri oluşturuldu, son 40 yılda Araplaştırılan köy ve şehir isimleri değiştirildi, 19-21 Temmuz tarihleri arasında Kobani, Afrin ve Dêrko Hemko ve Amude kent yönetimleri halk tarafından ele geçirildi. Aynı süre içerisinde güvenliğin sağlanması için Halk Savunma Birlikleri (YPG) kurulurken, 24 Temmuz’da ise Kürtleri temsilen “Kürt Yüksek Konseyi” kuruluşunu ilan etti.

Bir ayı aşkın bir süredir kentlerin idaresi, Kürt Yüksek Konseyi'ne bağlı komitelerce yürütülüyor.