26 Ağustos 2012 Pazar

'Gerçek, salt kötü adamların tecavüzcü olduklarından farklıdır'

Londra - Uluslararası medyada Wikileaks kurucusu Assange’ın Ekvador’a sığınma talebinin kabulü konuşuluyor. Assange’in işlediği cinsel istismar suçuna ilişkin tartışmalar ise geri plana itildi. 

İndependent gazetesinde yayınlanan Laurie Penny imzalı bir yazı ise, tecavüz sadece ‘kötü adamların’ işi mi diyerek tartışmayı yeniden güncelliyor. Kendisi de cinsel istismar mağduru olan 19 yaşındaki Penny, cinsel istismarla ilgili toplumda hakim olan anlayışı yargılıyor. 

Penny, Assenge’a dönük cinsel istismar iddiasında “kadınlar yalan söylüyor, terk edildikleri için bunu yapıyorlar” denilerek kadınların yine suçlu konumuna konulduklarını hatırlatıyor. Ve bu tür ifadelerle cinsel taciz-tecavüzün de normalleştirildiğine dikkat çekiyor.

Toplum tarafından tanınmış siyasetçi ve şahsiyetlerin beyanlarının da bunda etkili olduğunu belirterek, İngiliz politikacı Goerge Galloway’ın “her cinsel ilişkiye girmede kadına sormaya gerek yok”, ABD’de Cumhuriyetçilerin adayı Todd Akın’ın “meşru tecavüz” ifadelerini örnek gösteriyor.

Penny’nin yazısında Medya’nın oynadığı olumsuz rol de es geçilmemiş. Penny, “kadınlar yalan söylüyor güçlü erkekleri mahvetmek için yapıyorlar” görüşünü savunan bir yorumcular ordusunun varlığına işaret ediyor. 

“Yaşlı, beyaz, güçlü adamlar tecavüzün ne olduğunu çok iyi bilirler, tecavüz mağdurlarından daha fazla” diyen Penny, yaygın olan görüşe şu sözlerle itiraz ediyor:

“Bizler bir kültür olarak, kolektif olarak hala tecavüzlerin çoğunun, dost ve aileleri olan, hayatlarında belki de büyük veya takdire şeyler yapmış sıradan erkekler tarafından yapıldığını kabullenmeyi reddediyoruz. Biz ‘iyi’ diye bildiğimiz erkeklerin tecavüz ettikleri, genellikle bunu yaptıklarını kabul etmeyi reddediyoruz. Tecavüz sadece kötü, bıyıklı, bıçaklı kişiler tarafından değil sıradan erkekler, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız tarafından da yapılabileceğini kabul etmiyoruz. Lanet olası bu durumda olmak istemiyorum. Dolayısıyla, hepimiz öyle değil gibi davranıyoruz. Adalet, gördün mü?” 

Yazıda istatistiklere de yer veren Penny, ABD’de ABD’de yaşayan kadınların yüzde 10 ila 20’sinin cinsel saldırıya uğradığını, sadece 2008 yılında 90 bin kişinin tecavüze maruz kaldığını, ancak bu vahim bilançoya rağmen mağdurların yarısının hiçbir biçimde şikayette bulunmadığını söylüyor. 

Kendisinin de 19 yaşında iken arkadaşlarıyla gittiği bir eğlence ardından “saygın” bir sosyal çevreden, “kötü” olmayan 30 yaşlarındaki bir erkek tarafından tecavüze uğradığını, ancak yaşadıklarını anlattığı yakın çevresinin olayı sadece “üzgünlükle” karşıladığını belirtiyor. 

“Başıma gelen en kötü şey yalnızca tecavüze uğramış olmak değildi. Bunu anlattıktan sonra bana inanılmamasıydı. Yalnızlık ve utanma duygusu uzun zaman benimle oldu. Artık bunu aştım. Ama bazı insanlar için tecavüz yaşamı değiştiren bir travmadır. Güvendiğin, hatta sevdiğin bir adamın istismarına maruz kalmak, –tecavüz mağdurlarının yüzde 30’u erkek arkadaşları ya da eşlerinin saldırısına uğramış olanlardır- daha az zararlı olduğu anlamına gelmiyor. “

Penny yazının devamında yeniden Assenge olayına dönüyor. Medyadaki ‘saygın’ yorumcuların “gerçekte tecavüz değil” diyerek bu suçu meşrulaştırdığının altını çiziyor. “İyi erkekler tecavüz etmez” yargısının bu saldırıların deşifre olmasının da önüne geçtiğini söylüyor:

“İyi erkekler tecavüz etmez, bu sadece sokaktaki bıçaklı erkeklerin suçudur, yargısı tecavüz mağdurlarının sesini duyurmasını daha da zorlaştırıyor. Ben tecavüzümü bildirmedim. Tecavüz olduğunu anlamam bile aylar sürdü. Hakkında konuşmaktan vazgeçtim, çünkü yalancı denilmesinden usandım ve çenemi kapatmam mesajını hızlı aldım. Hakkında düşünmemeye çalıştım. Ancak bu hafta her şeyi tekrar geri getirdi. Ben kesinlikle, CCTV’nin tekrarlayan görüntüleri gibi, kafamın içinde bu sahneleri tekrar yaşayan tek kişi değilim. Ben muhtemelen, neler yaşandığını konuşmak üzere hızla eski arkadaşlarını arayarak yanına giden tek kişi değilim. Ve o eski arkadaşlardan birinin bana söylediği şuydu: Keşke seni daha fazla ciddiye alsaydım, çünkü bunu başkalarının da yaşadığını düşünüyorum.”

Laurie Penny tartışmalardaki amacın bu suçların üstünün örtülmesini belirterek yazısını şöyle sonlandırıyor: “Mesele artık Julian Assange değil. Tecavüz tanımını, ‘rızası var’ denilen dönemlere döndürmek için bahane arıyorlar. Tam da bazılarımız konuşmaya başlamışken, en kötüsü de bunların düşünce ve ifade özgürlüğü adına yapılıyor olması…”

Aile boyu oto tamirciliği yapıyorlar

Meliha Gündüz / Mersin - Mersin-Mersin’in Silifke ilçesinde anne, baba, oğul ve bir kızdan oluşan ailenin tümü oto tamirciliği yapıyor. İlçe sakinleri hem takdir ediyor, hem de şaşırıyor. Çırak sıkıntısı çeken oto tamirci Muzaffer Tan eşine ve çocuklarına işi öğretip hem çırak sıkıntısından kurtulduğunu söylerken, tüm ailenin bir arada olmasını ay zamanda mutluluk kaynağı olduğunu düşünüyor.
Mersin'in Silifke İlçesinde Küçük Sanayi Sitesinde bulunan bir oto tamirci ustası Muzaffer Tan, her gün evde çırak sıkıntısı çektiğini eşi Meliha Tan’a söyleyince eşi ve çocuklar o günden sonra yardım için dükkan gelmeye başladıklarını söylüyor. Tan, biri kız, biri erkek iki çocuğunun çıraklık, annenin ise bir kalfalık yaptığı belirtiyor.

Yaklaşık bir yıldır aile boyu oto tamirciliği yaptıklarını ifade eden oto tamircisi Muzaffer Usta, hem usta hem çırak sıkıntısından kurtulduğunu, hem de ailecek çalışmanın onurunu yaşadığını söylüyor. 

Eşi Meliha Tan, “Eşim evde sürekli çırak bulma sıkıntısından bahsetmeye başlamıştı. Bunun üzerine bende eşime yardım etme kararı aldım ve o günden bu yana yaklaşık iki yıldır oto tamirci dükkânımıza gelerek hem tamirde eşime yardım ediyor, hem de yemek yapmanın yanı sıra ön muhasebe işlemlerini yapıyorum. Böylelikle aile boyu birbirimizle dayanışma içinde çalışıp gidiyoruz. Önceleri erkek işi olarak zor geliyordu ama şuanda alıştım hattı kızım ve oğlumda alıştı. Aile boyu tamirci olduk" diyor. 

Eşi dükkanda olmadığı zaman motoru söküp takma, yağ değiştirme ya da parça temizliği gibi işleri de yaptığını belirten Melike Tan, ailece tamircilik yapmanın kendisi için gurur verici olduğunu söylüyor. 

Utanılacak bir iş yapmadıklarını da sözlerine ekleyen Melike, “Kadın isterse birçok şeyi yapabilir, kalıpların kırılması gerekir” diyor. 

Canavar... –Günay Aslan

Nietzsche, ‘canavarla savaş ama, canavara benzeme’diyor.

‘Lanetli düşünür‘, insanın zaman içinde savaştığı düşmanına benzemesi tehlikesi olduğunun altını çiziyor ve bu konuda dikkatli olunması gerektiği öğüdünü veriyor.

Nietzsche’nin öğüdüne içinden geçmekte olduğumuz dönemde her zamankinden daha çok ihtiyacımız var! 

Zira, Kürtlerin Türk devletine karşı verdikleri mücadelede sahip oldukları en büyük güç ahlaki üstünlükleridir ve bunun devam etmesi gerekmektedir. 

Ahlaki üstünlük Kürtlerin biricik gücü ve aynı zamanda özgür geleceğidir. 

Bu nedenle şartlar ne olursa olsun bunu gölgeleyecek eylem ve yaklaşımlardan özellikle kaçınmak gerekiyor.

Kirli savaşla alakası olmayan, hatta o savaşın mağduru durumundaki insanların zarar görmesine yol açan vicdan yaralayıcı eylemler, Kürtleri haklı kavgalarında haksız konuma düşürmekten; meşru özgürlük mücadelelerini gölgelemekten başka bir sonuç vermez. 

Bu nedenle Antep’teki bombalı saldırıyı kınamak kadar, ikircikli davranmamak, karşı tarafının psikolojik saldırılarına endeskli olmadan yapılması gerekeni yapmak, atılması gereken adımları hızla atmak gerekmektedir.

Kurulduğu günden bu yana Kürtlere karşı insanlık suçları işleyen; Koçgiri’de,Piran‘da Ağrı’da, Zilan’da, Dersim’de, Sefo Deresi’nde ve son olarak da Roboski’de genç yaşlı, kadın çoluk çocuk demeden insanları topluca katleden Türk devletinin ve eline masum Kürtlerin kanı bulaşan AKP Hükümeti’nin geniş kitleleri savaş konseptine dahil etme çabasının önü ancak, bu şekilde kesilebilir.

Kitleleri yedeklemesinin fırsat verilmemesi halinde, Kürt halkına karşı uyguladığı ‘milli politikası‘ çöken devletin ve onun Kürdistan’daki son kalesi olan AKP Hükümeti’nin işi daha da güçleşecektir.

AKP’nin PKK’ye boyun eğdirme stratejisi olarak devreye soktuğu ‘güvenlik politikası‘ da bu sayede kısa sürede tarihin çöp sepetine gidecektir.

Bu anlamda KCK’nin yaptığı, ‘Antep saldırısı AKP’ye yaramıştır‘ açıklaması önemlidir. Açıklamada ifade edildiği gibi içinde düştüğü çöküntünden kurtulamayacağını gören AKP, bu saldırıyı fırsat olarak değerlendirmiş ve şanına yaraşır bir pişkinlikle sivillerin canı üzerinden kirli oyunlar tezgahlamanın çabasına girişmiştir. 

Antep saldırısını Kürt halkına karşı yeni bir saldırı dalgasının zemini yapmak istemiş, yeniden atağa geçmiştir. 

AKP, görünürde karşı çıksa da ömrünü uzatmak, önümüzdeki yıl yapılacak olan yerel seçimleri ve arkasından yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimini kotarmak amacıyla Türkiye’yi Olağanüstü hal ya da sıkıyönetime süreklemek istemektedir.

Zira, iki yıl öncesinin Anayasa Referandumu ile bir yıl öncesinin genel seçimleri döneminde olduğu gibi yeni bir ateşkes artık söz konusu değildir. Savaşın yayılması halinde yerel seçimler gibi Cumhurbaşkanlığı seçimi de riske girecektir. Savaş ortamında bu seçimler mümkün görünmemektedir.

AKP’nin Antep’te yan yana dizilmiş cenazelerin başında Türkiye‘ye saf tutturması ve devletin zirvesini oraya yığması bu yüzdendir. 

Tabii, Olağanüstü hal ya da sıkıyönetim de AKP’yi kurtaracak değildir. Ne de olsa Türkiye’nin Kürt krizi diyalog ve müzakere dışında çözülemeyecek bir aşamaya gelmiştir. 

Sorunun muhatabı PKK artık bölgesel bir iradedir ve sorun da hem bölgesel hem de küresel bir meseledir.

Süreç de Kürtlerin lehinedir. Türkiye ise çözümsüzlüğü daha fazla sürdürmesi söz konusu bile değildir. AKP kısa sürede ya pes edecektir ya da kendisiyle birlikte Türkiye’yi de felakete sürükleyecektir. Üçüncü bir yol bu şartlarda mümkün değildir.

30 yıllık savaşın sarstığı ve yıpratığı Türk ordusu da savaş arzusunu yitirmiştir. Ordu moralsizdir. AKP orduyu kendi siyasal hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla savaşla bir süre daha yormak ve yıpramatmak istemektedir ancak, bundan daha fazlası Halepçe benzeri kimyasal katliamlar ve ‘ulusal boğazlaşmalar‘ dışında mümkün değildir. 

Dolayısıyla kim yapmış olursa olsun, AKP‘nin psikolojik açıdan avantajlı hale gelmek amacıyla pişkince kullandığı sivillere yönelik eylemlere herkesten önce Kürtlerin kararlı bir şekilde karşı çıkmaları, ahlaki üstünlüklüklerini korumaları gerekmektedir.

Son olarak; Türklerin, Kürtlerin ve o topraklarda yaşayan herkesin çektiği bütün acıların kaynağı Türk devletidir. 

Onun ırkçı, inkarcı, imhacı canavar sistemidir.

Ve artık, canavarın da ömrü tükenmiştir. 

Kürtlerin şahsında şimdi insanlık galip gelecektir.

Herkesin özlemi olan barış, özgürlük, refah ve demokrasi de Anadolu ve Mezopotamya topraklarına bu sayede gelecektir.

gunayaslan@hotmail.de

Carrefour Türkiye'den çekilebilir

Paris - Sendikalar Carrefour şirketinin hafta içinde Fransa’da en az 500 idari iş birimini ortadan kaldırmasından endişe ederken, Carrefour’un Yunanistan’dan sonra stratejik ülke olarak görülmeyen Türkiye’yi de terk edebileceği belirtiliyor.

Carrefour şirketinin başına yeni patronu Georges Plassat’ın geçmesi ardından, şirketin yeniden canlanması adına tasarrufa gidilmesi zaten beklenen bir gelişmeydi. Şirketin özellikle idari ağırlık ve stratejik hatalardan dolayı tasarrufa gitmek zorunda kaldığı belirtiliyor. 

Le Figaro gazetesi, Carrefour şirketinin gönüllülük esasına dayalı olarak 500 iş biriminin ortadan kaldıracağını yazmıştı. CFDT sendikası ulusal delegesi Serge Corfa da kendilerine ulaşan bilgilere göre 500 ila 600 iş birilinin kaldırılacağını söyledi. 

İşçi Gücü (FO) sendikası delegesi Dejan Terglav ise merkez binalarda 500 ile 1000 arasında iş biriminin ortadan kaldırılmasından endişe ediyor. FO sendikası delegesine göre işçilerin geçişi çalışma kontratları ile süreli kontratların uzatılmaması talimatı verildi. Bu da sendikanın tahminlerine göre merkezlerdeki 400 kişiye denk geliyor. 

İdari işlerin dışında, genel olarak binlerce kişinin işten çıkarılacağı belirtiliyor. CFDT sendikasından Serge Corfa, merkez binaları ve mağazalarda toplam 3 bin ila 5 bin işçiyi etkileyen birimlerin ortan kaldırılmasından endişe ettiklerin söyledi. 

Dünyanın ikinci büyük dağıtım şirketi Carrefour’un başına Mayıs ayında geçen Plassa, şirketin yeniden doğrulması için önüne üç yıllık bir süre koymuştu. Bunun içinde Fransa pazarındaki düşen payını (yüzde 43 satış azalması) engellemek, borcunu azaltmak ve iş hacminin yüzde 20’sine denk gelen İspanya ve İtalya’daki ekonomik zorluklara karşı koymayı umuyor. 

Reuters ajansı Carrefour’un, ekonomik çöküş yaşayan Yunanistan’dan Haziran’da çekildikten sonra, stratejik ülke olarak görmediği Türkiye, Endonezya, Polonya’dan da çekilebileceğini belirtiyor. 

ESP, Ankara'da 1. Olağan Kongresini gerçekleştirdi

Ankara - ESP Ankara İl Örgütü 1. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirerek yeni yönetimini belirledi. AKP Hükümeti’nin tekçil, ırkçı politikalarına dikkat çeken ESP Genel Başkan Yardımcısı Çelebi, “AKP toplumun her kesimini Türkleştirme yolunda çaba sarf ediyor. AKP bu politikalarıyla kendi intiharını gerçekleştiriyor” dedi.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Ankara İl Örgütü Elektrik Mühendisleri Odası (EMO)’da “İş, Adalet, Özgürlük” şiarıyla 1. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirerek yeni yönetimini belirledi.

ESP Ankara İl Örgütünün 1. Olağan Kongresi’ne, BDP Ankara İl Eş Başkanları Meral Vuranok ve Ahmet Aday, HDK Ankara Yürütme üyesi Hüseyin Gevher, HDK Mamak İlçe Yürütmesi adına Ali Ekber Çelik, PSKAD Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş, Eğitim Sen 1 Nolu Şube Sekreteri Bülent Salmanoğlu, 78’liler Girişimi adına Ali Özkan, EHP Ankara İl Başkanı Halil Altunpolat, EMEP Ankara İl Başkanı İlke Işık Sağdıç ve EMEP Çankaya İlçe Başkanı Şükran Doğan katıldı. 

Devrim şehitleri anısına saygı duruşuyla ve divan seçimiyle başlayan kongrenin açılış konuşmasını Mehmet Ali Tosun yaptı. ESP’nin kuruluş süreci ve amaçları hakkında bilgi veren Tosun, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal sürece dikkat çekerek birleşik mücadelenin öneminin altını çizdi. 

Divan seçiminin ardından konuşma yapan ESP Genel Başkan Yardımcısı Fadime Çelebi, ESP’nin “Amaç insan” şiarıyla 2,5 yıl önce kurulduğunu ve kuruluş sürecini anlattı. ESP’nin maruz kaldığı baskılara rağmen mücadelesini ödün vermeden yürüttüğünü ifade eden Çelebi, mücadelede yaşamını yitiren devrim şehitlerini selamladı. 

Gerek Arap Baharı gerekse Avrupa’daki işçi isyanlarının ESP’ye ilham kaynağı olduğunu söyleyen Çelebi, “Partimiz sadece iç mücadeleyi değil uluslararası mücadeleyi de perspektif olarak almıştır. ESP enternasyonal bir partidir. Partimiz AKP’nin gerici, faşist politikaları karşısında örgütlü bulunduğu tüm alanlarda mücadele etmiştir” dedi.

Türk halkının temsilcileri olarak savaşın durması için batıda çalışmalar yürüttüklerini ve Türkiyeliler olarak Kürt analarına barış mesajları verdiklerini belirten Çelebi, “30-40 yıldır süren bu savaşta nasıl ki Kürt halkının temsilcilerine saldırılar var ise aynı şekilde sosyalistlere, Kürt halkına yakın duranlara yönelikte saldırılar var” diye konuştu.

AKP Hükümeti’nin tekçil, ırkçı politikalarına dikkat çeken Çelebi, “AKP toplumun her kesimini Türkleştirme yolunda çaba sarf ediyor. AKP bu politikalarıyla kendi intiharını gerçekleştiriyor” dedi ve Şemdinli’de HPG Gerillalarının mevzilenmesine dikkat çekti.

Çelebi son olarak birleşik mücadelede HDK’nin önemine değindi.

‘HER GÜN GENÇLERİN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ SABAHLARA GÜNAYDIN DİYORUZ’

“Her gün, gençlerin öldürüldüğü, cenazelerin geldiği sabahlara günaydın diyoruz” diyerek sözlerine başlayan BDP Ankara İl Eş Başkanı Meral Vuranok, Şemdinli’de ki gelişmelere ve hükümet tarafından yapılan açıklamalara dikkat çekti. Ve medyanın da hükümet tarafından baskılanarak susturulduğunu söyledi.

AKP Hükümeti’nin tektip politikalarını eleştiren Vuranok, AKP Hükümeti’nin BDP’yi hedef tahtası haline getirmek istediğini ifade ederek bunun son örneğinin Antep’te yaşanan bombalı saldırı ardından BDP binalarına yönelik saldırılar olduğunu söyledi.

TSK’ya ait F-16 uçakları ile Roboskî’de 34 Kürdün bombalanarak katledilmesinin üzerinden 8 ay geçmesine rağmen devletin, sorumluları açığa çıkarmadığını belirten Vuranok, “Biz unutmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Biz kararlıyız, Roboskî’nin sorumluları açığa çıkarılana kadar mücadele edeceğiz” dedi.

Kürt halkına yakın olan tüm kesimlerin devletin saldırılarına maruz kaldığını belirten Vuranok şöyle konuştu: “Biz tüm muhalifler tamamen baskı altında tutuluyoruz. Hükümet kendi sultasını yürütmeye çalışıyor. Buna daha güçlü bir şekilde yanıt vermeliyiz. Faşizme karşı tek vücut olarak hareket etmeliyiz.”

‘KORKU TOPLUMU YARATILMAK İSTENİYOR’

EMEP Ankara İl Başkanı İlke Işık Sağdıç ise sözlerine ESP'nin kongresini selamlayarak başladı. Sağdıç, “Öylesi bir dönem ki, söz söyleyen herkes içeri tıkılıyor. Toplumun her kesimine yönelik cezaevine atılma tehdidi ve baskısının olduğu bu süreçte korku toplumu yaratılmak isteniyor. İçeriyle kavgalı olan Türkiye, sadece burasıyla değil komşularımızla da kavgalı ve savaş noktasında. Ama artık yeter deme zamanı bu açıdan da ESP’nin kongresi önemli” diye konuştu.

Birleşik mücadelenin önemine değinen Sağdıç, HDK’nin güçlendirilerek demokrasi cephesi olması gerektiğini vurguladı. Sağdıç son olarak TSK’nin operasyonları sonucu yaşamını yitiren gerillalara ve askerlere işaret ederek devlet kanadından yapılan açıklamalara tepki gösterdi ve “Daha kaç Mehmet ölecek? Artık barış zamanı!” dedi.

Yapılan konuşmaların ardından ESP ve SKM’nin faaliyet raporları ile mali rapor okundu ve yeni yönetim için seçime gidildi. Gerçekleştirilen seçim sonuçlarına göre ESP Ankara İl Örgütünün yeni yönetiminde yer alan isimler şöyle:

Orhan Çelebi, Mehmet Ali Tosun, H. Hüseyin Özdemir, Burcu Arslan, Uğurcan Bayar ve Alican Uçarcan

Bir fotoğrafın tanıklığı: Kürdistan'da idam mangası…

Dersim Oremar / Soran - Elleri bağlı 10 kişi hakim karşısında oturmuş, on birincisi ise yaralı halde yerde uzanmış. Hakim kurşuna dizilmelerine karar veriyor ve birkaç kişi hükmün infazı için onları götürüyor. 

İnfazın uygulayıcıları ellerinde G3 silahlarıyla hazır olda… “Ateş”

On bir silahtan çıkan ses arşa ulaşıyor, 11 kişi eğiliyor ve çöküyor kanlar içinde. Henüz hepsi ölmemişti, bazıları yaşıyordu. Hakimin koruması tabancasını çıkarıyor her birine bir kurşun sıkıyor!

“Nikon” marka fotoğraf makinesinin objektifi infazdan bir bir kare alıyor. Her birine bir kurşun ve tetik sesi…

27 Ağustos, Doğu Kürdistan’ın Sine kentinde 1979 yılı baharından bir gün, bu tarihi cinayete tanıklık ediyor. 11 Kürt mücadeleci Sine havaalanında kurşuna diziliyor. 

İran halkının devrimi ve Kürtlerin özgürlük için başkaldırısından sonra, hükümeti askeri güçlerini Kürdistan’a gönderiyor. Devrimin ilk yedi ayında, Humeyni’nin emri ve Sediq Xelxali’nin komutanı ve gözetiminde 500’e yakın Kürt İran hükümeti tarafından öldürülüyor. 

O yıllarda, İtlaat gazetesi muhabiri Cihangir Remzi ile bir iş ortağı savaşın olduğu bölgelere doğru gidiyor ve bu ölümlere tanık oluyor. 

Çekilen fotoğrafların arasından biri seçiliyor ve gazetede yayınlanıyor ancak imzasız. Gazete kısa sürede tükeniyor, haber ajansları fotoğrafı satın almak için yoğun bir talepte bulunuyor. 

Fotoğrafların yayınlanması ardından, gazetenin kuruluş yıldönümünde hükümet gazeteye el koyarak devlet gazetesi haline dönüştürüyor.

11 Kürdün infazına tanık olan fotoğraf daha sonra tüm dünyaya yayılıyor. Bu fotoğrafın yayılmasından önce, dünya Kürtlere yönelik bu katliamdan habersizdi. 

Fotoğrafın yayınlanmasından iki gün sonra, yani 29 Ağustos 1979’da Washington’daki fotoğraf ajansı United Press (UPI) bu fotoğrafı kullanıyor, ardından da çoğu gazetenin birinci sayfasında yer alıyor. 

İranlı fotoğrafçı Cihangir Remzi’nin objektifinden çıkan bu fotoğrafa 14 Nisan 1980’de Pulitzer Ödülü verildi ancak çekeni halen bilinmiyordu. 

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde Alman Spiegel dergisi Politzer ödüllü bu fotoğrafın öyküsünü yayınladı, geçen 27 yıla rağmen halen de kimse fotoğrafın sahibini tanımıyordu. Bu nedenle ödül resmi olarak isimsiz fotoğrafçılara verildi. Pulitzer Ödülü, 80 yıllık tarihinde ilk kez bilinmeyen birine ödül veriyordu. 

Bazı kişiler bu durumu fırsat bilerek kendilerini “İran’da idam mangası” fotoğrafının sahibi olduklarını öne sürdü ancak bunu kanıtlayacak yeterli belgeleri sunamadı.

2006 yılında Wall Street Journal gazetesinin muhabiri 'Joshua Prager', beş yıllık bir araştırmanın sonucunda “İdam Mangası” fotoğrafçısının izini buldu. Prager’in “Sarsıcı bir fotoğrafın tarihi sırrı” başlıklı haberi birçok gazetecinin ilgisini çekti. 

58 yaşındaki fotoğrafçı Cihangir Remzi, yaklaşık 30 yıllık sessizliğinin ardından 2007 yılında Colombiya üniversitesindeki bir tören sırasında resmi olarak ödülünü aldı.

Remzi ödül töreninde, “Doğrusu, ben bundan 26 yıl önce ödülümü aldım, çünkü fotoğraflarım insan ölümlerinin önüne geçilmesi için bir neden oldu ve bir gazeteci olarak benim açımdan en anlamlı duygu budur. Gerçekte, bu benim için ikinci bir ödüldür” dedi. 

Wall Street Journal gazetesi de Kürdistan’daki katliam için şunları yazdı: “Karşı karşıya dizilmiş 11'er kişilik iki sıra. Birinde gözler bağlı, diğerinde elde silah. Ateş emri verildi, ve o anda 12’inci kişi de deklanşöre bastı, Nikon marka makinesindeki Kodak filmle katliamı siyah-beyaz görüntüledi.”

Gerilladan Tekeli Taburu'na saldırı

Şemdinli - Hakkari’nin Şemdinli İlçesi'nde bulunan Tekeli (Garê) Taburu'na saldırı düzenlendi. Saldırının ardından Şemdinli Devlet Hastanesi'nde hareketlilik gözlemlenirken, hastanenin etrafı özel harekat timleri tarafından ablukaya alındı.

Hakkari'nin (Colemêrg) Şemdinli (Şemzînan) İlçesi'nde bulunan Tekeli (Garê) 1. İç Güvenlik Piyade Taburu'na saat 17.40 sıralarında gerillalar tarafından saldırı düzenlendi. 

Düzenlenen saldırının sonuçlarına ilişkin bilgi edinilemezken, Tekeli Taburu'na ait topçu birliklerinin Xakurk, Xınerê ve Serberê ve Berê Keşkê bölgelerine obüs ve havan toplarıyla yoğun bombardıman başlattığı öğrenildi. Bombardımanın ardından akşam 19.20 saatlerinde Şemdinli Devlet Hastanesi'nde hareketlilik yaşanırken, hastane özel harekat timleri tarafından ablukaya alındı.

Tekeli Taburu'na 22 Ağustos günü de saldırı düzenlenmişti.

Bu arada Şemdinli İlçe merkezinde de hareketlilik sürüyor. Moda ve Karşıyaka mahalleri ile Derecik Hayal Köprüsü (Pıra Xeyalé) ve eski polis noktasına akrep tipi panzer yerleştirildiği gözlemlendi.

Türk hükümeti çatışmaların boyutlarını ve asker kayıplarını gizlemeye devam ederken, Şemdinli’de geniş bir alan 23 Temmuz’dan beri, Çukurca’da 4 Ağustos’tan beri ve Hakkari merkeze bağlı bazı alanlar da 16 Ağustos’tan beri gerilla denetiminde bulunuyor. Şemdinli’deki denetim bir ayını doldurdu. PKK tarihinde bir ilki ifade ediyor. Gerillanın hakimiyet kurduğu alanlar, Şemdinli’ye bir iki kilometre mesafeden itibaren başlıyor.