20 Ağustos 2012 Pazartesi

Bandista'dan Festus için şarkılar

İSTANBUL - Bandista, 5 yıl önce Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde polis kurşunuyla öldürülen Nijeryalı göçmen Festus Okey anısına 3 şarkı hazırladı.

Bandista, 5 yıl önce Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde polisin silahından çıkan kurşunla öldürülen Nijeryalı göçmen Festus Okey'i hatırlatmak için 3 şarkı hazırladı.

Şarkılarda, Afrikalı müzisyen Enzo İkah'ın da imzası bulunuyor.

Haymatlos, Hiç Kimsenin Şarkısı ve Kim Yerli Kim Göçmen şarkılarında Okey ile birlikte tüm göçmenlerin hikayesi anlatılıyor.

Bandista ve Enzo İkah, Okey şarkıları için şunu diyor: "Bu kentin sokaklarından Festus geçti, dünyanın tüm sokaklarında hep yerli hep göçmen kalabilmemiz için mücadeleye devam. Sınırsız, ulussuz, sürgünsüz."

Şarkıları indirmek ve dinlemek için: http://tayfabandista.org/sinirsiz-ulussuz-surgunsuz/

Aydar'dan Arınç'a yanıt: Acılar ne zaman ortak oldu?

Brüksel - KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın BDP’li vekillere yönelik ağır suçlamalarını “ibretle okuduğunu” söyleyerek, “75 milyonun acısı ne zaman ortak oldu? Ne zaman Kürtlerin sevinçleri ve acılarına ortak oldunuz?” diye sordu. Aydar, paralı askerler için de “kelle avcıları” dedi ve bunların şehit sayılamayacağını kaydetti. 

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın Bursa’da yaptığı açıklamalara KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar’dan yanıt geldi. 

Gerillanın Şemdinli’de yol kontrolü sırasında BDP’li vekillerle karşılaşması ve yaşanan görüntülere ilişkin konuşan Arınç, “Bunlar Kürt falan değil, Kürt halkını temsil etmiyor. Benim tanıdığım, ekmeğimizi bölüştüğümüz insanlar böyle değildi” iddiasında bulundu.

Arınç şu hakaretlerde bulundu: “Bu acılı olay utanç vericidir, hicap duyacağımız bir iştir. Oy almış olabilirsin. Nasıl oy aldığınızı da az çok hepimiz biliyoruz (…) Milletin duygularıyla alay etmek, şehitlerin kanlarıyla alay etmektir. Vatanımızın, milletimizin bütünlüğü için göğsünü siper eden şehitler ve acılı aileleri, 75 milyon insanımızın acısıyla alay etmektir. Her şeye tahammül edilir, ama buna tahammül etmek mümkün değil. Bu ne kadar çirkin, pervasız ve cüretkar bir olaydır. Siz hangi kanı taşıyorsunuz? Nasıl bunu yapabilirsiniz? Uzaydan mı geldiniz? Onları hep methediyor, onlarla birlikte olduğunuzu ifade ediyordunuz ama kameralar götürüp dünyaya propaganda yapmak nedir? Kadın vekillerin erkek teröristlerin yanak yanağa birbirini kutladığı görüntüye müstehak değiliz. Bunu yapamazsınız.”

Arınç ayrıca, “Siz Allah'tan korkmuyorsunuz, çünkü Allah'ı da tanımıyorsunuz. Allah'ı tanısanız yanlıştan korkardınız. Kan dökenleri kucaklamak, Allah'tan korkmamaktır. Allah'ın kahhar isminden kaçın. Allah'ın kahredici gücü size yetişir. 75 milyonun bedduasını aldığınızda kendinize gelin (…) Bütün bunları gördüğümüzde ülkemizin şartlarını iyi düşünmemiz lazım. Dağı üstünden aşacağız. Yolları bulacağız. Terör belasını bitireceğiz” diye tehdit etti. 

Arıç’ın BDP Milletvekilleri ilgili bu açıklamalarını “ibretle okudum” diyen Zübeyir Aydar, hem Twitter üzerinden hem de ANF’ye telefon üzerinde yaptığı açıklama ile yanıt verdi. 

BDP OYLARIN ÇOĞUNLUĞUNU ŞEHİRLERDEN ALIYOR

Aydar Twitter’daki hesabında şunları yazdı:

1-Bu olay ne acı bir olaydır, ne de hicap veya utanılacak bir olay değildir. Sizin duygularınız öyle olabilir, ama bu memlekette milyonlar farklı düşünüyor.

2-Başta Erdoğan olmak üzere AKP üst yönetimi tekrarlaya tekrarlaya, bölgede BDP’nin silah zoruyla oy aldığını söylüyorlar. Bu kuyruklu bir yalandır. Aksine silah ve devlet imkânları zoruyla oy alan bizzat AKP’dir. Emrindeki o kadar asker, polis ve memurla BDP’yi zorla ortadan kaldırmaya çalışan sen değimlisin? Üstüne üstlük hazine yardımlarının yanında bütün devlet imkanlarını kullanan sen değimlisin? Mecliste grubu bulunan diğer üç her sene dünya kadar hazine yardımı alıyor, BDP’ye neden verilmiyor? Üstüne üstlük 10 yıldır iktidardasın, Kürtler temsil edilmesin diye %10 barajını olduğu gibi uygulayan sen değimlisin? Bunları yaparken sende hak, hukuk, adalet, vicdan, ahlak, din, iman ve Allah korkusu var mıdır? Bu yaptıklarınla sen Allah’ı ne kadar tanıyorsun? Ayrıca eğer BDP silah zoruyla oy alsaydı, en fazla köylerden alırdı. BDP’nin en çok oyu şehirlerden aldığını sen de biliyorsun, bunu nasıl izah ediyorsun?

3-Bu insanları kucaklamak, neden günah olsun? Allah neden bu işe karşı olsun? Bu insanlar senin zulmünden kaçarak o dağlara çıktılar. Bu insanlar zulüm altımdaki bir halkın haklarını savunmak gibi kutsal bir amaç için ordalar. Bu insanları kucaklamak, Allah’a daha fazla yaklaşmaktır. Peki sen Roboski’de çoğu çocuk 34 insanı katlederken Allah’tan korkmadın mı? Senin iktidarın da yüzlerce çocuk vuruldu. Sen Uğur kaymaz’ları, Enis Ata’ları, Ceylan Önkol’ları katlederken Allahtan korkmadın mı? Sen işkenceci ve tecavüzcüleri müdür yaparken Allah’tan korkmadın mı? Ey dindar kardeşim, daha da sayayım mı?

4-Bir de bu ülkede bu insanları kimse sevmiyor diyorsun. Bu insanların milyonlarca Kürdistanlının kalbinde taht kurduğunu sen dahil herkes bilir. Yalanın büyüğü burada. 'Büyük adamların yalanı da büyük olur.' Sen bu kadar büyük yalan konuşunca, Allah’tan korkmuyor musun?" 

75 MİLYONUN ACISI NE ZAMAN ORTAK OLDU?

Arınç’ın “75 milyon insanımızın acısıyla alay edildiği” yönündeki sözlerini de değerlendiren Aydar, “75 milyon insanın acısından bahsediyorsun, 75 milyonun ne zaman acısı ortak oldu, ne zaman Kürtlerin sevinçleri veya acılarına ortak oldunuz? Kendinizi ne sanıyorsunuz?” şeklinde konuştu. 

ANF’ye konuşan Aydar, “Bu ülkede Kürtlerin o kadar fazla acısı oldu ki… Bütün bir cumhuriyet tarihi boyunca ve öncesinde ne zaman acılar ortak oldu? Dersim’de mi ortak, Zilan’da mı, Piran’da mı ortak oldunuz? Sizler bu katliamları bize yaşatırken, hangi nasıl bir ortaklıktan bahsedebilirsiniz? Dilimizi, kimliğimizi, kültürümüzü yasaklarken acıların ortaklığı mümkün olabilir mi?” diye ekledi.

KAN VURGUSU IRKÇI BİR YAKLAŞIM

Burada tümüyle egemenlikçi bakış açısının sözkonusu olduğunu ifade eden Aydar, Arınç’ın “hangi kanı taşıyorsunuz” söyleminin de “ırkçılık” olduğunu vurguladı. “Bu nasıl ırkçı bir yaklaşım” diyen Aydar, “Biz insan kanı taşıyoruz. Başka insanlarda ne kan varsa, bizde de o dur: A Rh+, A Rh-, B Rh+, B Rh-, AB Rh+, AB Rh-, O Rh+, O Rh-. ‘Türklük kanı’ gibi ırkçı yaklaşımları reddediyoruz” diye konuştu.

Arınç’ın tehditleri ile sorunun çözülmeyeceğini belirten Aydar, “Bu dil daha fazla kan, daha fazla insan ölüme yol açar” dedi. 

KÜRTLER KENDİ EVLATLARINI SEVİYOR

Arınç’ın bayram günlerinde “bu kadar şiddet dolu, şiddete ve linç gösterilerine davetiye çıkaran” açıklamalarda bulunduğunu ifade eden Aydar, “Bir de Allah korkusundan bahsediliyor. Bizim tanıdığımız İslam’da buna yer yoktur. Kürtleri ve evlatlarını sevmeyebilirsiniz ama Kürtler kendi çocuklarını, evlatlarını seviyor. Hele kendisi için dağa çıkmış insanları daha çok seviyorlar” şeklinde konuştu. 

KELLE AVCILARI ŞEHİT OLMAZ

Kullanılan “Şehitlik” kavramına da tepki gösteren Aydar, “Onlarca insanı paralı asker olarak tutmuşsunuz. Onlar para için kelle avcılığı yapıyor. Öldüğünde de şehit diyorsunuz, ne zaman para için kelle avcılığı şehitlik oldu? Şehitlik kelimesi kelle avcılarına ne zaman verildi? Bu hangi din kuralında var, hangi vicdanda var? Bu adamlar para almazlarsa giderler mi? Kelle başına para alıyorlar, ikramiye alıyorlar. Böyle şehitlik olmaz” dedi.

BAKAN ŞAHİN’İN ZİYARETİ PROVOKASYON

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Hakkari ziyaretini de değerlendiren Aydar, Hakkari halkını kutladı. Aydar şöyle dedi: “İçişleri Bakanı’nın arife günü Hakkari’ye gönderiyorsun. Halkın bayramını provoke ediyorsun.”

İçişleri Bakanı, her gün Kürtlere ve temsilcilerine hakaret eden, anti-Kürtlük ne varsa yapan biri olduğunu hatırlatan Aydar, şunları ekledi: “Sokağa çıkıyor halkı tahrik ediyor, sonra şehir savaş alanına dönüyor, hangi hakla yapıyorsun. İçişleri Bakanı bayram günü gidiyor, katillerle, kelle avcıları ile bayramı geçiriyor. Bütün bunları biz de görüyoruz. Burada ortak duygudan nasıl bahsedilebilir. Sizler bayram boyunca da saldırılarınıza devam ettiniz, operasyonlarınız halen sürüyor. İçişleri Bakanı’nın gidişi de saldırıları organize etmek içindi ve provokasyondu. Hakkari halkını kutluyorum, selamlıyorum, iyi bayramlar diliyorum.”

Hakkari-Van karayolunda patlama: Askeri araç dereye uçtu

HAKKARİ - Hakkari-Van karayolunda askeri konvoyun geçişi esnasında şiddetli patlama meydana geldi. Bir askeri aracın dereye uçtuğu patlama bölgesine çok sayıda ambulans sevk edildi. 

Hakkari-Van karayolunun ikinci tünel mevkiinde askeri konvoyun geçişi esnasında şiddetli patlama meydana geldi. Patlama sırasında yolda geçen ve kirpi olarak lanse edilen zırhlı aracın dereye uçtuğu belirtilirken, patlama sonrası bölgeye çok sayıda ambulans gönderildi. Patlama sonrası Hakkari'den helikopterler havalanırken, bölgede operasyon başlatıldı. 

Ölü ve yaralı konusunda bilgi alınmazken, anayol trafiğe kapatıldı. 

Besta’da çatışma: 3 asker öldü

ŞIRNAK - Şırnak'ın Besta Bölgesi'nde operasyon düzenleyen Türk ordu birlikleri ile HPG gerillaları arasında dün akşam çıkan çatışmada 3 askerin öldüğü bildirildi.

Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, Şırnak merkeze bağlı Besta Bölgesi'nde bulunan Girê Helizê, Xarê Kûna, Girê Sor ve Kemaloya mıntıkasında dün gece HPG gerillaları ile Türk askerleri arasında çatışma çıktı. Hava destekli başlatılan operasyon sonucu çıkan çatışmada Girê Helizyê'de 3 askerin öldüğü iddia edildi. Çatışma sırasında silah sesleri Şırnak merkezden de duyulurken, bölgede hava destekli operasyon başlatıldığı ve operasyonun halen devam ettiği öğrenildi.

Kandil'de Bolê köylüleri bayramı buruk karşıladı

Delil Dicle / Bolê - Müslüman âleminin barış, kardeşlik ve mutluluk dilekleri ile kutladığı Ramazan Bayramı Kürdistan topraklarında yine buruk karşılanıyor. Kandil’de Bolê köylüleri, Ağustos 2011’de Türk savaş uçaklarının Kortek köyünde bir aileyi hedef aldığı katliamı unutmadı. 

Kürtler diğer yıllarda olduğu gibi bu yıl da bayramı gönül rahatlığı ile kutlayamıyor. Mezarlıklara akın ediyorlar ya da hayatını kaybeden çocukları, yakınları, arkadaşları ve “şehitleri” için dua ediyor. Bayramın arifesinde ilkin çatışmalarda yaşamını yitirenlerin mezarlarını ziyarete gidiyorlar. Bolê köyünde de bayram böyle karşılandı.

Bir yıl önce, 21 Ağustos tarihinde Türk savaş uçakları Kandil’in Kortek alanında Ranya’ya gitmekte olan sivil araca yaptığı saldırıda aynı aileden toplam 7 insanı katletmişti. Bunların 4’ü çocuktu. Katliamı unutmayan Bolê köylüleri yaşamını yitirenler için dualar okudu, saldırıyı yapanları birkez daha lanetledi. 

Bayram namazı sonrası Köy imamı Mıhemet Pire Kürt halkı üzerinde yürütülen baskı ve şiddete dikkat çektikten sonra Kortek katliamının hiçbir dinde yeri olmadığını söyledi. Kürt halkının diğer Müslüman halklar gibi barış içinde kendi ülkelerinde yaşam haklarının olduğunu söyleyen imam, herkesin Kürt halkı üzerinde yürütülen katliamlara karşı mücadele etmesi gerektiğini belirtti. Köy sakinlerinden Mele Qadir Şêx ise zülüm yapanların asla muvaffak olamayacaklarını söyleyerek dinde bunların lanetli ve katiller olduğunu söyledi. 

Bu matem havasını bozanlar ise, katliamda hayatını kaybeden Solin isimli bebekten birkaç yaş büyük olan çocuklar oldu. Sanki büyükleri yerine onlar oruç tutmuşlardı. Günler öncesinden bayramın geleceğini heyecanla beklemişlerdi. Bu heyecan ve canlılıkları matem havasının hüküm sürdüğü köyde bayramın ilk gününde de kendisini dışa vuruyordu. Öyle ki, bazıları babaları ile birlikte sabahın erken saatlerinde camiye bile gidivermişlerdi. Onlar yapılan vaazların, okunan duaların farkında olmadan büyüklerini taklit edercesine ellerini açıyor, büyükler gibi namaza oturup kalkıyorlardı. 

Dualar ve bayram namazından sonra köy sakinleri önce cami önünde birbirlerinin bayramlarını kutladı. Daha sonra sabah kahvaltısı için evlere gidildi. Buraların adetleri gereği içleri buruk olsa da kendi geleneklerini yaşatan köy sakinleri dağınık olan köydeki evleri gurup gurup ziyaret etti.

Kendi gelenek ve görenekleri ile yaşayan köyde tek tük şehre inen gençlerin dışında her zaman olduğu gibi köy sakinleri, bayramı kendi geleneksel giysileri ile karşıladılar. 

Bayram namazına katılan bazı kadınlar ise namaz bittikten hemen sonra bayram hazırlıklarını tamamlamak için cami önündeki selamlaşmadan sonra hızla evlerine çekilmişlerdi. Geriye gün boyu ortalıkta dolaşan çocuklar kaldı. 

Kürkçü: Planlı değil ‘Kesişme’

ANKARA - BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Şemdinli heyetinin gerilla yol kontrolüne takılmasının “planlı” olduğuna yönelik eleştirilere cevap vererek, olayın planlı değil ‘kesişme’ meselesi olduğunu söyledi. Milletvekillerinin gerillalarla sarılma eleştirilerine ise Kürkçü, “Silahlar var iken, ‘kahramanların’ gerillalara posta koymalarını, onlara arkalarını dönmelerini görmek isterim” dedi. 

Radikal Gazetesi’ne konuşan BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, içinde yer aldığı Şemdinli heyetinin, Şemdinli’ye giderken gerilla yol kontrolüne takılmasını değerlendirdi. 

Şemdinli’ye yollarını kestirmeye gitmediklerini belirten Kürkçü, “Bunun planlı olduğunu söylüyorlar. Peki neden benim bu plandan haberim yoktu?” diye sordu. Kürkçü şunları söyledi: “Yolumuz kesildikten sonra bir süre bunun kaza olduğunu sandım. Uzun bir konvoydu. 20 dakika oturduktan sonra, ‘Bir ineyim bakayım aşağıya’ dedim. Gidince manzarayı gördüm. Askeri denetim noktasının ötesine geçtiğinizde oranın gerillanın etki alanı olduğunu ordu da biliyor zaten. Planlamadan ziyade ‘kesişme’ meselesi. Gidip halkın derdini dinleyecek misiniz, yoksa gerillalar bana bir şey yapar, başıma bir şey gelir diye kaçacak mısınız? Ben bu insanlarla karşı karşıya kaldığım zaman şunu düşündüm; O çocuklar da bizim evladımız. Onlar da isteriz ki hayata dönsünler, okullarına gitsinler, özgür bir ülkede müreffeh yaşasınlar. Bizim sona ermesini istediğimiz çatışmadan sağ salim çıkartmak, birlikte bir hayat kuracağımızı düşündüğümüz insanlar olduğunu gördük.” 

BDP’li milletvekillerinin “silahlı PKK’lilerle sarılma görüntülerinin” eleştirildiğinin hatırlatılması üzerine Kürkçü, “Silahlar var iken, ‘kahramanların’ gerillalara posta koymalarını, onlara arkalarını dönmelerini görmek isterim” diyerek devamla şunları kaydetti: 

“Tabii ki insanlar silah var diye onlarla kucaklaşmış değiller ama silah olduğu zaman, silah sahibinin iradesi sahneye egemen oluyor. Biz yolumuza devam edemediğimize göre orada herkes gerillaları dinlemeye mecbur kaldığına göre, inisiyatif gerillaların elinde. Hüseyin Aygün bu tablonun aynısını anlattı. Fakat Hüseyin Aygün ’ün fotoğrafları yoktu. Hüseyin Aygün ’e gösterilen anlayış, ‘Onlar bizim halkımızın evlatları, bana abi dediler. Ben de onları kucakladım, öptüm’ deyince bunu bir öykü olarak anlattığında iyi, bu bir film haline gelince kötü mü? Aynı hakikatin bir başka tezahürü bu. Bu insanlar bizim seçmenlerimizin çocukları, oğulları, kızları, yeğenleri. Size elini uzatana arkanızı dönmezsiniz ki. Vicdanım rahat

Çelişkiler-Adil Bayram

Kürt direnişinin Türkiye ortamını ve siyasetini aydınlatma durumu devam ediyor. Özellikle gerilla direnişinin başladığı 15 Ağustos’un yirmisekizinci yıldönümü vesilesiyle artan eylemlilik ortamında bu durum çok daha belirgin bir şekilde yaşanıyor. Siyasetçilerin ve siyasal partilerin iç çelişkileri bir bir ortaya çıkıyor.

Kuşkusuz derin iç çelişkiler yaşamada iktidardaki AKP başı çekiyor. Bir süredir Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dilinden “Meclisin içindeki partilerle görüşme olur, AKP terör örgütüyle görüşmez” sözü düşmüyor. Yani sorunların çözüm yeri meclistir, mecliste grubu bulunan partiler kendi aralarındaki diyalogla sorunları çözer demeye getiriyor.

Bu sözlere CHP ve BDP yönetimleri inanmış olacaklar ki, Şemdinli’de çatışmalar yoğunlaşınca, bu durumu görüşmek üzere “Meclisin olağanüstü toplanmasını” gündeme getirdiler. Özellikle CHP yönetimi “Meclisi toplantıya çağırması” için TBMM Başkanlığına başvuruda bulundu. İçtüzük gereği Meclis Başkanı’nın da bu önergeyi gündeme koyması gerekiyordu.

İşte bu durum AKP gerçeğini, yaşadığı içi çelişkileri açığa çıkartmaya yetti. Başta Başbakan olmak üzere AKP yöneticileri meclisin işlevine dair defalarca tekrarladıkları sözlerini bir anda unutuverdiler. CHP’nin Meclisi toplantıya çağırmasının “Terörün kuyruğuna takılmak olduğunu” açıkladılar.

Haklı olarak birçok çevre şu soruları sordu: Hani sorunların çözüm yeri meclisti? Hani “Terör örgütüyle görüşülmez, ama meclisteki uzantıları ile görüşülür” idi? Hani herkes hakkını meclis çatısı altında aramalıydı?

Eğer AKP yönetimi işine geldiğinde söylediği gibi, sorunların çözüm yeri olarak meclisi görseydi, o zaman CHP grubunun toplantı çağrısına olumlu yanıt verirdi. Kaldıki BDP yönetimi de “Meclisin toplantı yapıp Şemdinli’deki olayları görüşmesini” istemişti. Ayrıca PKK Lideri ve yönetimi de zaten bu konuda “Meclisin inisiyatif olarak çözüm yeri olması gerektiğini” defalarca açıklamıştı. Bu konuda meclise çağrı yapmış, “PKK Lideri’nin önünü açan kararlar almasını” istemişti.

Kısaca Kürt sorununun çözümü konusunda TBMM’ye rol tanınıp oynatılması hakkında genel bir mutabakat vardı. Eğer AKP bu konuda tutarlı olsaydı, o zaman meclis işlevli hale gelir, Kürt sorununun çözümünde yeni bir süreç başlayabilirdi. Meclise dayalı çözüm sürecinin önü açılabilirdi.

Fakat böyle bir gelişme olmadı. Çünkü AKP yönetimi tutarlı değil, sözünde durmadı. İşine geldiğinde meclisi adres gösteriyor, işine gelmediğinde hemen sözünden vazgeçiyor. Ne kadar çelişkili, faydacı, pragmatist bir siyaset izlediği netçe görülüyor.

AKP böyle çelişik ve tutarsız da, CHP çok mu farklı? Değil, CHP de AKP gibi. Deyim yerindeyse al birini vur ötekine! Adeta birisi diğerini arattırıyor. Daha çok da CHP yönetiminin AKP iktidarına koltuk değneği olduğu görülüyor.

CHP yönetiminin çelişik ve tutarsız duruşunu da Dersim milletvekili Hüseyin Aygün’ün birkaç gün gerillalar tarafından alıkonulması olayı ortaya çıkardı.

Halbuki bu olaydan önce CHP yönetimi hep “Kürt sorununa çözüm projeleri”nin olduğundan söz ediyordu. AKP sorunu yeniden çatışmalı hale getirmiş olmakla eleştiriliyordu. Özellikle Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu miting meydanlarında bunları dile getiriyordu. Hatta bu konuda somut çözüm projelerine sahip oldukları gerekçesiyle Kemal Kılıçdaroğlu-Tayyip Erdoğan görüşmesi yapılmıştı.

Tıpkı CHP ve BDP’nin meclisi toplantıya çağırması karşısında AKP’nin gösterdiği refleks gibi, Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılması ardından CHP de benzer bir refleks gösterdi. Bizzat Kemal Kılıçdaroğlu, bir sosyaldemokrat partinin ağıza almaması gereken sözler söyledi. Gerçekte Kürt sorununun çözümüne dair hiçbir çözüm projelerinin olmadığını, söylediklerinin bir aldatmacadan ibaret olduğunu, Kürt karşıtı faşist-milliyetçi çizgiyi CHP’nin de benimsediğini ortaya koydu.

İşin ilginç tarafı, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu kürsüden böyle milliyetçi ve tutarsız sözler söylerken, CHP grubu “Faşizme karşı omuz omuza” sloganını atıyordu. Kuşkusuz izleyenler “Hangi faşizme?” diye kendilerine sormaktan edememişlerdir. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu kürsüden PKK şahsında Kürtlere gözdağı veriyordu. Herhalde CHP de, AKP yönetimi gibi, faşizmin “PKK ve Kürtlere ait olduğunu” düşünüyor.

Siyasal arena Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün’ün bırakılışı ve yaptığı açıklamalar ardından daha da karıştı. Hüseyin Aygün’ün kendini kaçıranlar için “Arkadaşlar” demesi, gerillaların kendinden taleplerini kamuoyuna açıklaması, kısaca gördüklerini ve yaşadıklarını olduğu gibi anlatması basın ve siyaset dünyasını birbirine kattı.

Bu kez karışan sadece CHP’nin içi veya partiler arası çatışma değil, bunların hepsi birden yaşandı. CHP ciddi bir iç çatışmaya sahne olurken, onunla birlikte CHP-MHP-AKP arasında şiddetli bir ağız dalaşı başladı. Buna psikolojik savaş medyasının da eklenmesi, faşist-milliyetçi tabloyu tümüyle tamamladı.

Hepsi birleşerek ve elbirliği ederek Hüseyin Aygün’e saldırdılar. Niçin? Niye doğru söylüyor, yalan söylemiyorsun diye! Öyle ya, faşizmin ve şoven-milliyetçiliğin çıkarına yalan söylemeliydi! Onun için milletvekili yapılmıştı ve devletten maaş alıyordu! Gördüklerini ve yaşadıklarını değil, devlet çıkarına gereken yalan ve yanlışı dile getirmeliydi!

Kısaca bir milletvekili göz göre göre “Yanlış söylemeye” zorlandı. “Niye doğru söylüyorsun?” diye suçlandı. “Neden PKK ve Kürtler aleyhine konuşmuyorsun?” diye neredeyse afaroz edilecekti.

Bütün bunlar AKP, MHP ve CHP tarafından temsil edilen hâkim siyasetin yalancı ve faşist karakterini açıkça gösteriyor. Kürt direnişinin aydınlatıcılığı bu hâkim siyaseti iyice teşhir edip daraltıyor. Bu da AKP siyasetinin daraltılması ve kuşatılması oluyor. Buradan ve bunlara karşı mücadele içinde demokratik siyaset gelişebilir. Hâkim siyasetin yalancı ve faşist karakterinin teşhir edilmesi, demokratik siyasetin zeminini güçlendirip önünü açabilir. Buradan da doğru ve halkçı demokratik siyaset çıkış yapıp gelişebilir.

Bu gerçeği tüm demokratik ve sol güçler iyi görmek ve değerlendirmek durumundadır. Özellikle demokratik siyasetin birleşik örgütlü gücü olarak Halkların Demokratik Kongresi bütün bunları değerlendirmeyi bilmelidir. Bu çerçevede de AKP iktidarının alternatifini oluştururken, aynı zamanda hâkim siyaseti aşan bir demokratik alternatif yaratmayı başarmalıdır!..

KAYNAK: Yeni Özgür Politika