24 Şubat 2014 Pazartesi

DTK’den Fırat için başsağlığı mesajı

AMED - 
DTK, Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Şeyh Said’in torunlarından Mehmet Sıddık Fırat’ın vefatına ilişkin bir başsağlığı mesajı yayınladı.
Yazılı bir açıklama yapan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Halklar ve İnançlar Komisyonu şunları belirtti:

“Demokratik Toplum Kongresi Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Şeyh Said'in torunlarından Mehmet Sıddık Fırat’ın (72)  vefatı bizi derinden üzmüştür. Kan davalı Erzurumlu iki aileyi barıştırmak için gittiği İstanbul dönüşü geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybeden Fırat barış için çıktığı yolda hayatını kaybetmesi manidar ve bir o kadarda anlamlıdır. Büyük bir direnişin ve onurlu bir yaşamın mirasçısı olan Fırat’ın ailesine sabır tüm halkımızın başı sağ olsun diyor başta ailesi ve yakınları olmak üzere tüm halkımızın başı sağ olsun diyoruz.”

Ukrayna devlet başkanı eski için tutuklama emri


KIEV

Dün görevden azledilen Ukrayna Devlet eski Başkanı Viktor Yanukoviç için bugün de tutuklama kararı çıkarıldı.

Ukrayna yeni İçişleri Bakanı Arsen Avakov’un devrik Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç, için tutuklama kararı çıkardığı iddia edildi.

BBC’nin muhalefete ait bir facebook sayfasına dayandırdığı haberinde İçişleri Bakanlığı’nın Yanukoviç hakkında "barışçıl gösteriler düzenleyen vatandaşlara yönelik toplu cinayet” suçlamasıyla tutuklama kararı çıkarıldığını bildirdi.

Rusya ise Yanokoviç’in görevden alınmasını kınadıktan sonra Ukrayna büyükelçisini geri çekti. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Ukrayna’da kötüye giden durumu kapsamlı bir şekilde değerlendirmek için Rusya’nın Ukrayna Büyükelçisi’ni istişareler için Moskova’ya çağırdığını açıkladı.

ABD’DEN RUSYA’YA AÇIK UYARILAR

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice ise dün katıldığı bir televizyon programında Rusya’ya açık uyarılarda bulundu.

Rice; "Ukrayna'ya müdahale ederseniz büyük hata yaparsınız" dedi.

Rice, “Rusya’nın askeri birliklerini Ukrayna’ya göndermesi çok ciddi bir hata olur” dedi.

“Ukrayna’nın parçalanması ne Ukrayna’nın, ne Rusya’nın, ne Avrupa’nın, ne de ABD’nin çıkarına” diyen Rice, Yanukoviç’in Kiev’den ayrılmasının spontane olmadığını, önceden planlanmış bir gelişme olduğunu da söyledi. Rice, “Bugün artık ülkenin yönetimi onun elinde değil” dedi.


AB Dış Politika sorumlusu Catherine Ashton’ın siyasi kriz ve ekonomik durumu tartışmak için bugün Kiev’e gelmesi bekleniyor.

4 YPG savaşçısı için Qamişlo ve Tirbespiyê’de kitlesel tören


TIRBESPIYÊ - ANF

Batı Kürdistan’da binlerce kişi operasyonlarda yaşamlarını yitiren 3 YPG savaşçısını son yolculuğuna uğurladı.

YPG’nin 22 Şubat’ta Til Berek bölgesinde düzenlediği operasyonlarda yaşamını yitiren Hesan Mihemed ve 27 Temmuz 2013’da Tirbespiyê yakınlarındaki Mezlûmê köyündeki operasyonlarda yaşamını yitiren Berzan Neemo, Lewend Xelef ile Hikmet Yûsif için, Qamişlo ve Tirbespiyê’de düzenlenen törenlere binlerce kişi katıldı.

Halk sabah saatlerinde cenazeleri almak için Qamişlo’daki Enteriyê Cami önünde bir araya geldi. Burada ulusal renklere sarılan tabutları omuzlarına alan kitle, zılgıtlar ve sloganlar eşliğinde bir süre yürüdü.

Cenazeler daha sonra büyük bir konvoy eşliğinde Tirbespiyê’ye doğru yola çıkarıldı. Cenazeler Tirbespiyê’de binlerce kişi tarafından karşılandı. Alilerin burada cenazelere sarılması duygusal anların yaşanmasına yol açtı. Cenazeler törene Tirbespiyê’den yeni katılımlarla Dugirê köyündeki Şehîd Ebdilhemîd Mezarlığı’na götürüldü.

YPG savaşçıları için Şehîd Ebdilhemîd mezarlığında bir tören düzenlendi. Törende bir konuşma yapan YPG komutanlarından Şervan Çiya, çatışmalarda yaşamlarını yitirenlerin anasına bağlı kalarak halkı ve topraklarını savunacaklarını söyledi.

Törende ayrıca Şehit Aile Kurumu, Tirbespiyê Halk Meclisi, Yekîtiya Star adına konuşmalar yapıldı. Konuşmalarda YPG’nin bölgede yaşayan halkları kahramanca savunduğu belirtildi. Yaşamını yitirenlerin anısına bağlılık sözü verildi. Törende yaşamını yitiren YPG savaşçılarının aileleri de birer konuşma yaptı.

Cenazeler konuşmalardan sonra sloganlar eşliğinde toprağa verildi.

27 Temmuz 2013’da Tirbespiyê yakınlarında bulunani Mezlûmê köyündeki operasyonlarda yaşamını yitiren Berzan Neemo, Lewend Xelef ve Hikmet Yûsif’un cenazelerinin kimlik tespiti için bugüne kadar bekletildiği belirtiliyor.

Toprağa verilen YPG savaşçılarının kimlik bilgileri ise şöyle:

1972 Tirbespiyê doğumlu Berzan Neemo evli ve 2 çocuk babası.

1972 Tirbespiyê doğumlu Hikmet Tacedîn Yûsif evli 6 çocuk babası

1980 Tirbespiyê doğumlu Lewend Xelef evli 2 çocuk babası

1985 Tirbespiyê doğumlu Hesan (soyadı öğrenilemedi).

MİT’e geniş yetkiler veren tasarı komisyondan geçti


ANKARA - MİT’e geniş yetkiler veren ve büyük tartışmalar yaratan 15 maddelik yasa tasarısı Meclis İçişleri Komisyonu'nda kabul edildi.

Siyasetçiler kanun MİT’i Devlet için devlet haline getireceğini iddia etti.
Komisyon’da konuşan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, değişikliğin istihbarat servisini güçlendirdiğine dair eleştirileri reddetti.
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve MİT Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, MİT'in görevlerini yeniden belirliyor.
"Dış güvenlik, terörle mücadele ve milli güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulu'nca verilen her türlü görevi yerine getirmek", "Dış istihbarat, milli savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek ve analiz etmek" ve "İstihbarat kapasitesini, niteliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla, çağdaş istihbarat teşkilat usul ve yöntemlerini araştırmak, teknolojik gelişmeleri takip etmek ve uygun görülenleri temin etmek", MİT'in görevleri arasında yer alacak. MİT'e kanunla sayılan görevler dışında görev verilemeyecek.

PKK İLE GÖRÜŞME ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ KALDIRILDI

Yeni düzenlemeye göre, MİT, "milli güvenliğin ve ülke menfaatinin gerektirdiği" hallerde yerli ve yabancı her türlü kurum ve kuruluş ile tüm örgüt veya oluşumlar ile kişilerle doğrudan ilişki kurabilecek, uygun koordinasyon yöntemlerini uygulayabilecek.

MİT, düzenleme çerçevesinde görevleriyle ilgili olarak kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Bankacılık Kanunu kapsamındaki kurum ve kuruluşlar ile diğer tüzel kişiler ve tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşlardan bilgi, belge, veri ve kayıtları alabilecek, bunlara ait arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim alt yapısından yararlanabilecek ve bunlarla irtibat kurabilecek. Bu kapsamda talepte bulunulanlar, kendi mevzuatlarındaki hükümleri gerekçe göstermek suretiyle talebin yerine getirilmesinden kaçınamayacak.

MİT, TCK'nin "Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar", "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar", "Milli Savunmaya Karşı Suçlar", "Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk" başlıklı maddelerinde yer alan suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda ifade tutanaklarına, her türlü bilgi ve belgeye erişebilecek, bunlardan örnek alabilecek. 
SIZDIRMALARI ÖNLEMEYE ÇALIŞIYORLAR

Düzenlemede, MİT'in görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin bilgi ve belgeleri açıklayan ve yayanlar hakkında üç yıldan 12 yıla kadar yerine, üç yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası olarak değiştirildi. MİT mensuplarına ilişkin bilgi ve belgeleri ele geçiren, sahte olarak üreten, bunlar üzerinde sahtecilik yapan, bulunduran, kaydeden, bir başkasına veren veya yayan kişiler ise üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Teklifi göre bu kanun kapsamındaki, görev ve yetkilerin kullanılmasına engel olan kişilere üç yıldan beş yıla kadar, talep edilen bilgi, belge ve verileri vermeyen kişilere ise iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilecek.
MİT mensupları ile MİT'te görev yapmış olanlar, MİT'in görev ve faaliyetlerine ilişkin hususlarda tanıklık yapamayacak. Ancak, devletin çıkarlarının zorunlu kıldığı hallerde MİT mensuplarının tanıklığı MİT Müsteşarının, MİT Müsteşarının tanıklığı ise Başbakanın iznine bağlı olacak. Kamu kurum ve kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlar, MİT Kanunu'nda yazılı görevlerin yerine getirilmesi sırasında ihtiyaç duyulan hallerde, kullanımında bulunan her türlü malzeme, ekipman, teçhizat ve cihazı diğer kanunların bu konudaki düzenlemelerine bakılmaksızın MİT'e geçici tahsis edilebilecek veya bedelsiz devredebilecek.

MİT’TEKİ GİZLİLİK DERECESİNE YİNE MİT KARAR VERECEK  

Teşkilat uhdesindeki bilgi ve belgelerin gizlilik derecelerinin ve sürelerinin tespit edilmesine, birim ve kısımlara ayrılmasına, kullanıma veya paylaşıma açılmasına ve bunların akademik çalışmalar ile her türlü yayın ve edebi eserde kullanılmasına müsteşar tarafından oluşturulacak bir komisyonca karar verilecek. Doğrudan MİT tarafından tedarik edilmesi uygun görülen istihbarat ve güvenlik amaçlı ihtiyaçlar için gereken kaynak, MİT Müsteşarının teklifi, Milli Savunma Bakanı'nın uygun görüşü ve Başbakanın onayıyla, Savunma Sanayi Destekleme Fonundan MİT adına açılmış olan hesaplara aktarılacak. Aktarılan bu tutarlar, MİT'in tabi olduğu mevzuat hükümlerine göre harcanacak.

MİT, istihbari faaliyetler için görevlendirilenlerin kimliklerini değiştirebilecek, kimliğin gizlenmesi için her türlü önlemi alabilecek, tüzel kişilikler kurabilecek. Kimliğin oluşturulması veya tüzel kişiliğin kurulması ve devam ettirilmesi için zorunlu olması durumunda gerekli belge, kayıt ve dokümanlar ile araç ve gereçler hazırlayabilecek, değiştirilebilecek ve kullanılabilecek. Yabancıların ülkeye giriş ve çıkış ile vize, ikamet, çalışma izni ve sınır dışı edilmesi gibi konularda, ilgili kurum ve kuruluşlardan talepte bulunabilecek.

MİT'E GİRECEKLERE UYGULANAN TESTLERİN MAİYETİ NE?

MİT'te görev alan veya alacak kişilerin güvenilirliklerini ve uygunluklarını belirlemek için yalan makinesi uygulaması dahil, test teknik ve yöntemlerini kullanabilecek.

MİT mensupları görevlerini yerine getirirken ceza ve infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülerle önceden bilgi vermek suretiyle görüşebilecek, görevinin gereği terör örgütleri dahil olmak üzere milli güvenliği tehdit eden bütün yapılarla irtibat kurabilecek.

Yetkili ve görevli hakim, HSYK tarafından belirlenen Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nin üyesi olacak.

MİT MÜŞTEŞARI SADECE YARGITAY’DA YARGILANABİLECEK  

Cumhuriyet savcıları, MİT görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde, MİT ile temasa geçecek. Konunun MİT'in görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğunun anlaşılması veya belgelendirilmesi üzerine, adli yönden başkaca bir işlem yapılmayacak ve herhangi bir koruma tedbiri uygulanmayacak. İsimsiz, imzasız, adressiz yahut takma adla yapıldığı anlaşılan ya da belli bir olayı ve nedeni içermeyen, delilleri ve dayanakları gösterilmeyen ihbar ve şikayetler, Cumhuriyet savcılarınca işleme konulmayacak. Kanun kapsamına giren suçlar ile MİT mensuplarının görev suçlarına ilişkin yargılamaları yapmaya, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi yetkili olacak. Ancak MİT Müsteşarı hakkındaki yargılama, Yargıtay ilgili dairesince yapılacak. Aynı konuya ilişkin, yeniden soruşturma yapılamayacak.


"Türkiye yurttaşları hariç olmak üzere, tutuklu veya hükümlü bulunanlar, milli güvenliğin veya ülke menfaatlerinin gerektirdiği" hallerde Dışişleri Bakanı'nın talebi üzerine, Adalet Bakanı'nın teklifi ve Başbakan'ın onayı ile başka bir ülkeye iade edilebilecek veya başka bir ülkede tutuklu ve hükümlü bulunanlar ile takas edilebilecek.

ATALAY: TEKRAR DEĞERLENDİRME YAPILACAK

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, MİT kanun teklifine ilişkin tartışmalar ışığında tekrardan değerlendirmeler yapacaklarını kaydederek, "MİT İçişleri Komisyonu'nda daha sonra da Genel Kurul'da Parlamentomuzda tartışılması, görüşülmesi, kendi başına önemlidir. Çok seviyeli bir görüşme oldu" dedi. 

Çermik ve Çüngüşlüler’den BDP’li adaylarla dayanışma gecesi


Almanya'nın Giessen kentinde bir araya gelen yüzlerce Çermik ve Çüngüşlü, yerel seçimlerde BDP'ye tam destek verdi. Geceye katılan BDP Grup Başkanvekili ve Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, "Seçim sonuçları, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın başlattığı görüşmelerinin bir göstergesi olacak" dedi.
Giessen Mezopotamya Kültür Merkezi tarafından organize edilen ve Bergstr'de bulunan Burger Haus'ta gerçekleştirilen geceye 500 Kürdistanlı katıldı. Milletvekili Pervin Buldan ve Çermik Belediye Eşbaşkan Adayı Cemal Aydın'ın katıldığı gecede, Çermik Belediye Eşbaşkan adayı Zuhal Odabaşı ile Çüngüş Belediye Eşbaşkan adayı Niyazi Yiğit telefon bağlantısıyla katılımcılara seslendi.

‘ÖZ YÖNETİME KAVUŞMALI’

Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan gecenin açılış konuşmasını Giessen Halk Meclisi adına Emin Deniz yaptı. 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde Avrupa’da yaşayan Kürdistanlıların ve özellikle Çermiklilerin duyarlı olmasını isteyen Deniz, “31 Mart’tan sonra Kürdistan’ın tarihi değişecektir. Bu konuda herkes elinden gelen her çalışmayı mutlaka yapmalıdır” dedi.
Daha sonra söz alan Çermik Belediyesi Eşbaşkan adayı Cemal Aydın, bugüne kadar Çermik’te belediye başkanlığı yapmış olanların kendi çıkar ve menfaatlerini düşündüğünü belirterek, "30 Mart'ta buna artık 'dur' diyeceğiz. Çermik artık kendi öz yönetimine kavuşmalı. Siz Avrupa'daki halkımız da seçimler öncesinde gelip topraklarınızda çalışmalar yürütmelisiniz" diye konuştu.

21. yüzyılda olunmasına rağmen, Çermik ve köylerinde hala su sorunu yaşadıklarını, 30 yıldır iktidara belediye başkanı olanların bir gün olsun Çermiklilerin bu sorunlarına çözüm bulmadığını kaydetti. Çermik’in her yerinde kaplıcaların olduğunu da hatırlatan Aydın, “Bu kaplıcalar 35 sene önce nasılsa şimdi de öyledir. Bu kaplıcaları dünya turizmine kapıları açacak niteliktedir. Ama kendi hallerine terkedilmişler. Çermik halkı, bu seçimlerde kendi çıkarlarını düşünenlere bir ders verecektir” diyerek konuşmasını sürdürdü.

‘ÖCALAN’IN SELAMINI GETİRDİM’

BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ise, "Kürt Halk Önderi'nden size kucak dolusu selam getirdim" demesi, salonda “Biji Serok Apo” sloganı ile karşılık buldu.

Buldan, Çermik ve Çüngüş belediyelerinin AKP'nin elinde olduğunu belirterek Avrupa'daki Kürdistanlılara, "Çermûg ve Çunguş yıllardır hak etmediği yerdedir. Her Kürdistanlı bu haksızlığa dur demek için 30 Mart'taki seçimlerde aktif şekilde seçim çalışması yapmalı" dedi.

Bir yıldan bu yana yürütülen barış sürecinde halen bir adım atılmadığını da vurgulayan Buldan şunları söyledi: “AKP’nin yıllardır Kürt halkına uygulamış olduğu zulmü iki katına çıkarmış olmasına rağmen, Kürt Halk Önderi, barış sürecinin devam etmesi için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Bir senedir başlatılan bu süreç, birçok güç tarafından sobote edilmeye çalışıldı. Süreç başladığı zaman komplocu güçler Paris’te üç Kürt kadın siyasetçisini katlettiler. Gever’de 3 yurtseverimiz bu güçler tarafından katledildi. Yine 15 Şubat komplosu yaklaştığında, bu güçler tarafından montajlanmış kaset görüntüleri ortaya attılar. Bu güçlerin tek amacı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı itibarsızlaştırmaktı. Ama bu halk, bu güçlere karşı en büyük cevabı 15 Şubat komplosunu protesto etmek için alanlara çıkarak verdi. Şunu herkes bilmelidir. Bu halk, kendi önderliğine ve şehitlerine bağlıdır.”

Buldan seçim sonuçlarının çok önemli olduğunun da altını çizdi. "Bu seçimler 15 yıldır İmralı'da bir hücrede olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın başlatmış olduğu barış sürecinde bir gösterge olacaktır" diyen Buldan’ın ardından seçim çalışmalarının yoğunluğundan dolayı geceye gelemeyen Çermik Belediye Eşbaşkan Adayı Zuhal Odabaşı ile Çüngüş Belediyesi Eşbaşkanı Niyazi Yiğit, telefon bağlantısı ile katılımcılara seslendi.

Her iki aday da, ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini belirtti. Diasporadaki Kürdistanlılara "Ailelerinizi arayarak oyların BDP'ye verilmesini sağlayın. Seçim bölgesine giderek çalışmalarda yer alın" çağrısı yaptı.


Konuşmalardan sonra sanatçılar Emin Aktas, Halil Marangoz, Medya Deniz, Bülent Turan, Bang, Dimli Amed, Kadir Ekinci, Hozan Seyfo ve Nursel, Muzafer Yiğit sahne aldı. Gece halaylarla sona erdi.

BDP: Saldırganlar derhal yargı önüne çıkartılmalı



ANKARA - BDP, dün İzmir’in Urla ilçesinde ve Kadıköy’de HDP’ye yönelik faşist saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada, “Demokratik sivil siyaset ve siyasetçileri hedef alan ve doğrudan yaşam hakkına yönelen bu ırkçı saldırılar, devletin güvenlik kuvvetlerinin ve yargı yerlerinin tavizkar tavrı ile adeta artmakta ve seçim güvenliği ile toplumsal barışı tehdit etmektedir” dedi. Açıklamada saldırıları gerçekleştirenlerin derhal bulunması ve yargı önüne çıkartılması çağrısı da yapıldı.

BDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş yaptığı yazılı açıklamada, 30 Mart yerel yönetim seçimleri yaklaştıkça, Türkiye’nin iç barışına karşı çıkan, demokratik siyasetin önüne şiddet ve terör ile geçmeye çalışan odakların belirginleştiğine dikkat çekti.

“23 Şubat günü Türkiye’de ırkçı, faşist odaklar, Türkiye de halkların, kültürlerin, tercihlerin ve hakların eşitliği, toplumsal barış söylemi ve çabası ile siyaset üreten Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) hedef almış ve İzmir-Urla seçim bürosu açılışına saldırı düzenlemişlerdir” diyen Beştaş, yaklaşık bin kişilik ırkçı ve tahammülsüz grubun saldırısı sonucunda HDP İzmir Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayı Osman Özçelik’in de aralarında bulunduğu 7 kişinin yaralandığını hatırlattı. Aynı gün yine HDP seçim çalışmalarına yönelik saldırıların İstanbul Kadıköy ve İzmir Buca’da meydana geldiğini de vurgulayan Beştaş şöyle devam etti:

“Demokratik sivil siyaset ve siyasetçileri hedef alan ve doğrudan yaşam hakkına yönelen bu ırkçı saldırılar, devletin güvenlik kuvvetlerinin ve yargı yerlerinin tavizkar tavrı ile adeta artmakta ve seçim güvenliği ile toplumsal barışı tehdit etmektedir. Anayasal hak taleplerinin ifade edilmesi kapsamında gerçekleşen gösteri yürüyüşlerine karşı kuvvet kullanmakta yasal ve vicdani hiçbir ölçü gözetmeden müdahale eden güvenlik güçleri, doğrudan yaşam hakkını tehlikeye sokan fiiller ile başlayan bu saldırılara adeta seyirci kalmakta ve bu tutumuyla bu ırkçı terörü teşvik etmektedir.

Saldırıları gerçekleştiren kişilere ait görüntülerde işlenen suça ilişkin deliller sabit olmasına rağmen hiçbir saldırgan gözaltına alınmamış ve saldırılarla ilgili herhangi bir soruşturmada başlatılmamıştır. Yargı yerleri ile kolluğun sorumsuz bu tavrı bir hukuk devletinde kabul edilecek bir tavır değildir. Esas itibarıyla demokrasiye yapılan bu saldırı karşısında bu sorumsuz ve ilgisiz tavrı aynı derece de hükümet ve muhalefet partileri de sergilemiştir. Sivil ve demokratik siyaset zemininde Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulma gayretinde olan bir siyasi partinin seçim çalışmalarına karşı kitlesel ve organize bu saldırı hükümet ve muhalefet partilerince kınanmamış ve böylece prensipte bu saldırı kültürüne adeta ortak olunmuştur.”

Türkiye’de kalıcı bir barış ile kurumsal, anayasal bir demokrasiye giden yolun kuşkusuz demokratik seçimler ile ortaya çıkacak halk iradesinden geçeceğini de vurgulayan Beştaş, “Siyaset kurumu başta olmak üzere devletin tüm kurumları ve sivil toplum, temelde demokrasiye ve halkın özgür iradesine yapılan bu saldırıları kınamalı Türkiye barışını faşist her türlü eğilimden korumalıdır” dedi.

Saldırıları gerçekleştirenlerin derhal bulunması ve yargı önüne çıkartılması gerektiğini de kaydeden Beştaş, şiddeti siyaset ve toplumsal yaşamdan uzaklaştırmak noktasında hükümet, muhalefet ve demokratik kamuoyunun kararlı olması, siyasal zemine yönelen bu şiddete karşı yasal ve toplumsal zeminde etkin bir biçimde mücadele edilmesi gerektiğini de ifade etti.

“Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu demokrasi ideali sivil siyasetin önünde engel teşkil eden bu ırkçı anlayışla birlikte mücadele ile mümkün olacaktır” diyen Beştaş, HDP üyeleri ve vatandaşlara yönelen ırkçı, şiddet ile yaralanan siyasetçi ve halka da geçmiş olsun dileklerini iletti.

Açıklamada, sivil, demokratik siyasete karşı şiddet kullanan ırkçılık da kınandı.



Tatvan'da Mala Kalo aşireti AKP’den istifa etti


BİTLİS - Bitlis'in Tatvan ilçesinde Mala Kalo aşiretine mensup 400 dolayında kişi AKP'den istifa etti.
Bitlis'in Tatvan ilçesinde ikamet eden Mutki kökenli Mala Kalo aşiretine mensup Balkın ve Tunç ailelerinden AKP üyesi 400 dolayında kişi AKP'den istifa etti. AKP'nin kuruluşundan bu yana aktif olarak parti içinde yer aldıklarını, ancak kullanıldıklarının farkına vardıklarını belirterek istifa kararı alan aşiret üyeleri AKP Tatvan İlçe Başkanlığı'na istifa dilekçelerini sundu. 
'YILLARCA İYİ NİYETİMİZ SUİSTİMAL EDİLDİ'

Aralarında parti yöneticisi, parti delegesi, genel merkez kongre delegesi gibi değişik kademelerde görev yapanların da bulunduğu aşiret adına açıklama yapan Abdurrahim Balkın, bugüne kadar kullanıldıklarını düşündükleri için istifa ettiklerini söyledi. Balkın 'Biz geniş bir aileyiz. İlçenin özellikle Karşıyaka Mahallesi’nde bini aşkın seçmenimiz var. 11 yıldır hep AKP'ye çalıştık, samimiyetle hiçbir çıkar beklemeden çalıştık. Ancak şunu gördük ki orada bulunan her yönetici, her söz sahibi kişi sadece menfaati için orada. Bizler gibi samimi olarak çalışanlar ise hep kullanılıyor, iyi niyet suistimal ediliyor. Yıllarca kullanıldığımızın farkına vardık, oraya ait olmadığımızı anladık. Bizim ve bizim gibi samimi insanların iyi niyetleri kötüye kullanıldı. Artık yeter diyoruz.'
'BDP’YE GEÇMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ'
AKP'den istifa etmelerinin ardından BDP'ye geçmeyi düşündüklerini söyleyen Balkın “Bu seçimde koşulsuz olarak oyumuzu BDP'ye vereceğiz. Elimizdeki bilgilere göre ailemizden Tatvan AKP İlçe Başkanlığı'na kayıtlı kişi sayısı 380'in üstünde. Hepimiz oradan istifa ediyoruz. Kitlesel olarak BDP'ye geçmeyi düşünüyoruz. Resmi olarak BDP'ye geçmeyecek olan akrabalarımızda var ancak bütün oylarımız BDP'ye olacak” şeklinde konuştu. 

Mala Kalo aşireti mensuplarının istifa işlemleri hafta içi tamamlanınca hafta sonunda BDP Tatvan İlçe Başkanlığı'nda kitlesel katılımlı bir törenle BDP'ye geçmeleri bekleniyor.

Roboski'de çatışma, halk sınıra yürüyor

Federal Kürdistan bölgesi sınır hattındaki Beyaztepe'de (KoxeSpî) ile Karaçalı (Şehit Kendal) bölgesi arasında gerginliğe neden olan "güvenlik yolu" nedeniyle bugün HPG'liler ve askerler arasında çatışma çıktı. Çatışma devam ederken, Roboskililer, sınıra yürüyor. 

Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyü ile Federal Kürdistan Bölgesi sınırında yapımı devam eden "güvenlik yolu"nun çalışmaları devam ediyor. En son 17 Şubat'ta yol çalışması sırasında iş makinesine "taciz ateşi" açıldığı iddiasıyla askerler sınır hattındaki Karaçalı (Şehit Kendal) bölgesini bombalamış ve sınır ticareti yapan köylülerin geçişleri sırasında kurulan pusu sonucu Nihat Encü, ayağına isabet eden mermi ile yaralanmıştı. 17 Şubat'tan bu yana TSK'ya bağlı güçlerin obüs, havan topu ve kobra tipi helikopterlerle bölgeye ateş etmesi dikkat çekmişti. Son iki gün içinde askerler tarafından Karaçali bölgesine obüs ve havan atışları yapılıyordu.

Roboski sınır hattındaki Beyaztepe (koxespî) ile Şehit Kendal bölgesi arasında yapılan "güvenlik yolu" çalışmaları devam ederken, bölgeye askeri sevkıyatlar sürüyor. Bölgedeki yol gerginliği bugün yerini çatışmaya bıraktı. Bölgede HPG'liler ile askerler arasında çatışma yaşandığı belirtildi. Çatışma devam ederken, bu duruma tepki gösteren halk, sınıra doğru yürüyüş gerçekleştirdi. Devam eden yürüyüşe Şırnak'ın BDP Uludere, Şenoba ilçe yöneticileri, Roboskili aileler ile çok sayıda yurttaş katıldı. Bölgede hem çatışma hem de başlatılan yürüyüş devam ediyor.

29 Aralık 2012 Cumartesi

İlham Ehmed: Konsey 2012'nin en önemli gelişmesiydi


QAMİŞLO- Batı Kürdistan’daki Yüksek Kürt Konseyi Üyesi İlham Ehmed'e göre Kürtler açısından 2012 yılının en önemli gelişmesi konseyin kurulmasıydı. 2012'de yaşanan gelişmeleri ANF'ye değerlendiren Ehmed "Her ne kadar bazı yerlerde şiddetli çatışmalar olsa da 2012 bizim için kazanım yılıydı. Konseyimizin kurulması Kürt tarihi açısında da tarihi bir adımdı" dedi.


Sadece 2012 açısında değil, aynı zamanda Kürtlerin genel tarihi açısından da bakıldığında Yüksek Kürt Konseyi'nin kurulmasının tarihi bir adım olduğunda herkesin hemfikir olacağını belirten Ehmed "Biz Suriye devriminin başladığı ilk günden bu yana bütün fırsatları iyi değerlendirdiğimiz rahatlılıkla söyleyebiliriz" diye konuştu.
2012 yılında Batı Kürdistan halkına yönelik yapılan saldırılara da dikkat çeken İlham Ehmed şu hususları dile getirdi:
"Şiddet olaylarına rağmen halkımızın zamanında gerekli tedbirleri aldığını ve stratejik adımları attığını düşünüyorum. Halkımız hiç bir tarafta yer almamış, meşru haklarını kendisi mücadele ederek elde etmeyi bilmiştir. Biz kendi rengimizle Suriye devrimine katıldık. Çünkü unutmayalım ki Kürt halkının direnişi Suriye'nin geleceğini belirleyecektir."
'KONSEYDEKİ BİRLİĞİMİZİ DAHA DA GÜÇLENDİRDİK'
Yüksek Kürt Konseyi'nin kurulmasını bu tarihi süreçte tarihi bir adım olduğunu ifade eden Ehmed, Kürtlerin birliğinin hayati bir öneme sahip olduğunu söyledi. Son toplantılarında konseyin birleşenleri arasındaki farklı çalışma tarzından kaynaklanan sorunları masaya yatırdıklarını ve anlaşmasızlıkları giderdiklerini aktaran Ehmed devamla şöyle konuştu:
"Son toplantılarla konseydeki birliğimizi daha da güçlendirdik. Bu şekilde artık Kürt halkının temsilcisi olduğumuzu söyleyebiliriz. Ancak birlik olursak başta Türk devleti olmak üzere diğer güçlerin oyunlarını bozabiliriz. Bu oyun ve planların Kürt halkının kazanımlarına karşı olduğunu unutmamalıyız."
Roboski katliamının birinci yıldönümüne de dikkat çeken Yüksek Kürt Konseyi Üyesi İlham Ehmed, katliamı kınayarak, "Bu şüphesiz halkımıza karşı gerçekleştirilmiş ilk katliam değil. Bundan sonra mücadelemizi yükselterek yeni katliamları engelleyebiliriz" dedi. Ehmed, geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Diyarbakır bağımsız milletvekili ve KADEP Genel Başkanı Şerafettin Elçi için de ailesi ve Kürt halkına başsağlığı diledi. İlham Ehmed son olarak "Umut ediyorum 2013 tüm halkımız için özgürlük yılı olur" şeklinde konuştu.

2012’de AKP emek mücadelesini sindirmek için her yolu denedi


İBRAHİM AÇIKYER/ ANKARA - Özellikle "KCK operasyonları"nın damgasını vurduğu 2012 yılındaki emek mücadelesinde tutuklanarak 8 ay cezaevinde kalan KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, emek alanının bir yılını değerlendirdi. Çalağan, KESK'li kadınların tutuklanmasının asıl nedeninin sendikal faaliyetlerin ötesinde cinsiyet özgürlüğü ve demokratikleşme mücalelerini yürütmeleri sonucunda hükümeti zorlamaları olduğunu belirtti. AKP'nin 2012 yılı boyunca emek alanında verilen mücadeleyi yasadışılaştırma ve tekçilikle sindirmeye çalıştığına dikkat çeken Çalağan, "AKP, KESK'in sendikal, barış, demokratikleşme mücadelesini etkisiz kılmak için yasalarla sokakları bize kapatmaya çalışıyor. Tutuklama ve gözaltılarda yıldırmaya çalışıyor. 1990'lardan bu yana gözdağı vermek, etkisizleştirmek, güçsüzleştirmek amaçlı uygulamalara bu yıl da maruz kaldık. Ancak cezaevinde bulunan 68 arkadaşımızı da alarak mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.

Türkiye’de emek ve çalışma alanındaki olumsuzluklar 2012 yılında da hızından bir şey kaybetmeksizin sürdü. Emek alanında 2012’nin temel gündemi ise şüphesiz 13 Şubat’ta KESK’e yönelik “KCK operasyonu” sonrasında yoğunlukla genel merkez yöneticilerinin ağırlıkta olduğu 15 KESK’li kadın sendikacının gözaltına alınması oldu. 16 Şubat’ta 9 kadın sendikacı tutuklanark, haklarında "Örgüt üyesi olmak" iddiasıyla dava açıldı. KESK'li kadınların Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaları devam ediyor.

Davanın 4 Ekim’de görülen ilk duruşmasında KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, Eğitim Sen 1 Nolu Şube Üyesi Hatice Beydilli, SES Ankara Şube Üyesi Nurşat Yeşil, KESK eski yöneticisi Belkıs Yurtsever, Eğitim Sen 1 Nolu Şube Üyesi Evrim Oğraş, SES Ankara Şube Yöneticisi Hülya Mendilligil, tahliye edilmişti. Tutukluluk halleri devam eden SES Kadın Sekreteri Bedriye Yorgun, Tüm Bel-Sen Basın Yayın Sekreteri Güler Elveren ve Eğitim Sen Ankara 2 Nolu Şube Kadın Sekreteri Güldane Erdoğan da 13 Aralık’taki ikinci duruşmada özgürlüklerine kavuştu.

8 ay tutsak edilen KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, KESK, kadın mücadelesi, emek alanındaki gelişmeler ve AKP’nin bir yıl boyunca emek cephesinde temel haklar ve demokrasi mücadelesi yürütücülerine yönelik baskı, tutuklama ve sindirme politikalarını değerlendirdi. Türkiye’de emek alanına ilişkin son 20 yıldır gelişen neoliberal politikaların bir sonucu olarak emeğin yeni haklar elde etmesinin ötesinden emekçilerin ödedi bedellerle alınmış haklarına yönelik de ciddi saldırıların olduğu bir dönemi yaşadıklarını vurguladı.

TEKÇİLİĞİN HEDEFLENDİĞİ BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ

KESK’in kurulduğu ilk dönemlerdeki vahşi kapitalist döneme benzer bir dönemi yaşadıklarını söyleyen Çalağan, “Türkiye’de de neoliberal politikalar, biraz tekçi, biraz muhafazakar, otoriter milliyetçi, mevcut hükümet de görünür olan politikalarla harmanlanarak emek alanına dönük çok yoğun saldırılarla karşı karşıyayız. Ülkede yaratılmak istenen her şeyin tek olduğu, düzende hiçbir muhalefete tahammül olmamasının hedeflenmesidir. KESK olarak biz de yürüttüğümüz mücadele esnasında kurulduğumuz günden bu yana hükümetlere karşı emekten yana tutum almış konfederasyon olarak aramızda mesafe olmuştur. Bu dönemki kadar yoğun tahammülsüzlüğün görüldüğü dönemler ise nadirdir” dedi.

AKP MÜCADELEMİZİ YASADIŞI İLAN ETMEYE ÇALIŞIYOR

1990’larda bile yoğun sürgünler, faili meçhuller, binlerce dava dosyalarının, sendikalarının kapılarına kilitler vurulması, alanlarda karşı karşıya verdikleri mücadelelerin AKP’nin on yıllık iktidarlık döneminde versiyonunun değiştiğine dikkat çeken Çalağan, AKP döneminde yürüttükleri mücadelenin yasadışı ilan edilmeye çalışılarak aylara varan tutuklamalarla, mücadeleden alıkoyma, emekçilere ve topluma alt yapısında gözdağı verme mantığıyla 2009’dan bu yana çok yoğun saldırı altında olunduğunu söyledi. “Bunun şununla bağlantılı olduğunu düşünüyorum; KESK’in tüzüğünde de var. Emek mücadelesi demokrasi mücadelesinden ayrı düşünülemez. İkisi birbiriyle alakalı” diyen Çalağan demokrasi mücadelesi denildiğinde temel gündemlerden birinin de Kürt sorunu olduğunu ifade etti.

KESK BARIŞ DEDİĞİ İÇİN HEDEFTE

KESK’in içerde ve dışarıda her türlü savaşa karşı olduğunu belirten Çalağan, “Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümünden yana olduğumuzu söylüyoruz. Bu biçimiyle yıllardır söylediğimiz bizi biz yapan ilkelerimiz olmasına rağmen hükümet nezdinde sendikalara, özellikle Kürt emekçilere yönelik ya da savaşa karşı barış diyen, Kürt sorununda güvenlik-şiddet değil, diyalogu öneren, aktif sendika mücadelesi yürüten arkadaşlarımıza yönelik operasyon furyası var. Genel merkezlerimizin, şubelerimizin, aktivistlerimizin hani belli dönemlerle cezaevlerinde mücadeleden ayrı konulduğu dönemi yaşıyoruz. Son 3 yılda olduğu gibi bir yandan mücadeleyi yürütürken, bir yandan adliye önlerinde mücadele ettiğimiz bir yıl oldu 2012’de” diye konuştu.

KADINLARIN MÜCADELESİ HÜKÜMETİ ZORLUYOR

“Eğitim Sen’in son üç dönem kadın sekreterleri, ben, benden önceki KESK kadın sekreteri, bağlı sendikaların yöneticilerinin tamamı 13 Aralık itibariyle serbest kaldı” diyen Çalağan, şunları söyledi: “Kadınlara yoğun operasyonların yapılmasının KESK’in kadın mücadelesinin önemli bir bileşeni olmasıyla da alakalı olduğunu düşünüyorum. KESK her yerde örgütlü. Yürüttüğümüz mücadele yaygın olarak hükümeti zora sokuyor. Bu kadar cinsiyetçi söylemlerin öne çıktığı, bu kadar kadına yönelik şiddetin arttığı bir dönemde kadınların yürüttüğü mücadeleye tahammülsüzlüğün göstergesidir bu tutuklama ve gözaltı furyası. Yani biz 90’lardan bu yana benzer uygulamalarla karşı karşıya kaldık. Bununla gözdağı vermek, etkisizleştirmek, güçsüzleştirmekti niyet. Ama hedeflendiği gibi olmadı. Ne kadın ne emek ne de barış mücadelesi sona ermedi. Arkadaşlarımız eksikleri tamamlıyor. Biz de 9 aylık aradan sonra haklı ve meşru mücadelemize kaldığımız yerden devam ediyoruz.”

ASIL ÖNEMSEDİĞİMİZ HALKIN VİCDANINDAN TEMİZ ÇIKMAK

90’lardaki sürgünler, faili meçhullerin bu ülkenin tarihine kara bir leke olarak geçtiğini belirten Çalağan, 2009’dan bu yana emekçilerin yaşadıkları da böyle kara bir leke olarak Türkiye tarihine geçeceğini söyledi. Çalağan, kendilerinin halkın vicdanında yargılanmayı önemsediğini ifade ederek, “Oradan temiz çıkmayı önemsiyoruz. Yoksa bu tutuklamaların, cezaların çok da etkisi olduğunu düşünmüyoruz. Tarihsel süreçte nerede durduğumuz, sürecin geçeceğini, buna yetecek güce ve dayanışmayı oluşturduğumuzu düşünüyorum. Birçok farklı kesimden Türkiye’nin aynası KESK. Birçok cinsiyete, cinsel yönelimi, etnik kimliği, inanç farkı olanların bir araya gelerek oluşturduğu bir kimlik. Dolayısıyla emeğin hakları mücadelesinde en önemli aktörlerden bir tanesi kamu alanında. Bundan ötürüdür ki, diğer konfederasyonlara göre KESK’in gördüğü baskının yoğun oluşu. Bu yıl zorlu bir mücadele yılı oldu. Bundan sonrasına da varız” dedi.

AKP’NİN PİYASALAŞTIRMA AMACINA KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRÜYOR

Sendikalara ilişkin son düzenlemenin daha geri bir statüde olduğunu belirten Çalağan, “Yasalarla sınırlı bir örgüt olmadığımızı, emeğin fiili mücadelesini yürüttüğümüzü ifade ediyorduk. Evrensel haklarımızı bin yıllara varan geriye dönük emek mücadelesinin kazanımları anlamında tuttuğumuz yerin gerisine çekmeyeceğiz. Ancak 4688 sayılı kanun evrensel sendikal haklarla örtüşmeyen toplu sözleşme, grev hakkını zımni olarak elimizden alan bir düzenleme. Buna karşı bu yıl da yürüttüğümüz mücadelemiz devam ediyor. Bunun dışında konfederasyon düzeyinde iş güvencemize yönelik tehdit söz konusu. Hükümet, bu konuda pazarlıklar yürütmek niyetinde. Kamu emekçilerinin tabi oldukları 657’ye ilişkin eleştirilerimiz de var. Bir sosyal ve iş güvencesi tanımı vardır. Hükümetin buna ilişkin piyasalaşma, kamu alanlarını piyasaya açma, oradaki istihdamı performansa göre konumlandırma niyeti var. Bu alanlarda iş güvencesini ortadan kaldırmak istiyor. Bunun grev nedeni olduğunu, sonuna kadar direneceğimiz bir mücadele olduğunu açıkladık” ifadelerinde bulundu.

İŞ GÜVENCEMİZ TARTIŞMA KONUSU OLAMAZ

AKP’nin kamu alanındaki piyasalaştırma ve performansa dayalı bir iş ortamı yaratma hedefinin sadece sağlık alanında değil tüm alanlarda etkin kılmaya çalıştığını dile getiren Çalağan, “Hızla kamuda özelden hizmet satın alımı boyutu, taşeronlaştırma, güvencesiz çalıştırma yaygınlaştırılma başlandı. Performansa göre çalıştırma. Ürettiğiniz hizmetin hem de çalışma koşullarınızı yakından ilgilendiren düzenleme. Şimdi adım adım getirilen bu süreç, iş güvencesini tartışmaya kadar götürülüyor. Başından beri her türlü esnek, güvencesiz çalışma ile performansa dayalı ücretlendirmeye karşı mücadelemiz sürüyor. İş güvencesini tartışma konusu yapılamayacağını ifade ettik. Bu konudaki duruşumuz halen nettir. İş güvencemiz bizim açımızdan tartışma konusu değildir” diye belirtti.

2911 İLE MÜCADELE ALANLARI KAPATILMAK İSTENİYOR

KESK başta olmak üzere emek alanında sendikal mücadele yürütenlerin önüne konulan bir diğer engelin ise 2911sayılı yasa olduğunu vurgulayan Çalağan, “Bir sendikanın en temel görevi üyeleri için mücadele etme, barışçıl şiddet içermeyen alan mücadeleleri yürütmektir. Bizim bugün yaptığımız en küçük basın açıklamaları bile tamamen keyfi bir biçimde 2911’e muhalefet olarak değerlendiriliyor. Yüzlerce üyemize bundan ötürü davalar açıldı. 2009 yılının 8 Martı’nda sendika eylemine katıldıkları için iki arkadaşımız bu yüzden tutuklu. Hükümet bu yolla bize alanları kapatmak istiyor. Sokakta verdiğimiz mücadeleyi kapatmak istiyoruz. Bizim temel sloganımız vardır; hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır. Sokak bizim temel mücadele alanlarımızdan biri. Terk etmek niyetinde değiliz. Bu yasayla bizi durdurmak anlamsız. Biz bu suçu her gün çok daha etkili yaparak bu yasayı işlevsiz kılmak hedefini önümüze koyduk. Temel engellerden biri de budur KESK’in önüne çıkartılmak istenen” dedi.

TİS SÜRECİNDE HERŞEY ÖNCEDEN BELİRLENİYOR

Bu yıla da KESK’in taleplerinin damgasını vurduğu TİS süreçlerine de değinen Çalağan, şu hususlara dikkat çekti: “Ciddi bir yoksulluk, açlık sınırı altında yaşıyor emekçiler. Emeğimizin karşılığını alamadığımız gibi, her gün kesilen doğrudan ve dolaylı vergilerle hükümet göstermelik yaptığı sadaka zamlarıyla yılın ikinci yarısında vergi dilimleriyle geri alıyor. Dolayısıyla emekçilerin açlık ve yoksulluk sorunu devam ediyor. Bu sözleşmeler bizim açımızdan önemli. Toplu sözleşme ve grev hakkı. Bir sendikayı var eden budur. Bu mücadelemiz fiili olarak sürüyor. Her koşulda her şeye karşı değiliz. Hükümet bir yerde bizim için işveren konumunda. Ve biz işverenle karşı karşıya geldiğimizde toplu pazarlık masasında aynı koşullarda olduğumuzu söylüyoruz. Adı toplu sözleşme, kendi toplu görüşmedir. Her şey önceden belirleniyor. Sınırlı bir söz hakkınız var. Uzlaşıya girme şansımız yok. Temsil ettiğimiz bir emek tabanı var. O tabanın haklarını bu şekilde koruma şansımız yok. Toplu sözleşme gerçek anlamda kurulduğunda KESK kendi yerini alacaktır. Bugün yapılan mevcut yasayla toplu sözleşme değil, toplu görüşmeden de geri bir durumu içeriyor.”

SAVAŞA YAPILAN YATIRIM BİZİM EMEĞİMİZDEN FİNANSE EDİLİYOR

Yürüttükleri mücadelenin bu yıl ki bir başka boyutunun ise açlık ve yoksulluğa karşı da verildiğini ifade eden Çalağan, “Bu anlamda yürütülen savaş bizi çok ciddi etkiliyor. Emekçiler olarak kadınlar olarak etkiliyor. Bütçe açıklandı. Verilere baktığımızda en önemli gider kaynaklarını savaş harcamaları oluşturuyor. Biz açlık ve yoksulluk sınırında yaşarken bu ülkede savaşa yapılan yatırım ciddi biçimde bizim ürettiğimiz emekten finanse ediliyor. Ülkede sürekli savaşa yönelik güvenlik konseptiyle yürütülen süreç, şiddet olarak bize geri dönüyor” dedi.

EKONOMİK KAZANIMLAR DEMOKRASİ MÜCADELESİNDEN BAĞIMSIZ DEĞİL

Çalağan, gerek topluma gerekse de kadına yönelik bu şiddettin ciddi manada etkilerinin olduğunu bir kez daha vurgulayarak, “Militarizmin gündemde olduğu ülkelerde böyle. Kadınların uğradığı şiddet artıyor. Bizim özelde kadınlar olarak hem kadın, hem emek alanında uğradığımız şiddet, temel mücadele perspektiflerimiz kapsamında 2012 yılını belirleyen sorunlar. Bunlar artarak devam ediyor. Yeni yeni kulvarlar olarak önümüzde duruyor. Bütünlüklü bir ortak mücadelenin ancak diğer parçalarda hak kazanmak olarak da düşünüyoruz. Yani herhangi bir ekonomik kazanımınız demokrasi mücadelesinden asla bağımsız değil. Kadınların emek mücadelesinde görünür olması, emek alanından bağımsız değil. Bütünlüklü götürülürse kazanımlar mümkün olacak. KESK sadece ekonomik boyutuyla mücadele yürütmediği gibi bundan sonra da bu perspektifle yürütecek” ifadelerinde bulundu.

11'İ KADIN 68 KESK ÜYESİ HALEN TUTUKLU

Türkiye’nin farklı cezaevlerinde 11’i kadın 68 KESK üyesinin tutuklu olduğunu dile getiren Çalağan, “Bazılarının yıllardır tutuklu yargılanmaları sürüyor. Birçok arkadaşımız anadilde savunma yapma hakkı nedeniyle tutuklu yargılanmaya devam ediyor. Arkadaşlarımızı tek tek konfederasyon olarak sahiplenmeye devam edeceğiz. KESK’li kadın arkadaşlarımız KESK, kadın örgütleri, ulusal ve uluslararası örgütlerin dayanışması ile aramıza döndüler. Mücadelemize devam ediyoruz. Peyder pey cezaevlerindeki arkadaşlarımızı geri alarak, emek, demokrasi ve cinsiyet özgürlüğü mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz” dedi.

Türkiye’de her dört kişiden biri icralık


ANKARA - Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her dört kişiden birinin icralık olduğu bildirildi. İcralık olan kişilerin sayısı AKP iktidarı süresince ikiye katlandı.
Meclise sunulan bir soru önergesini yanıtlayan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Türkiye genelinde açılan icra dosyalarının sayılarına ilişkin verileri açıkladı.
Türkiye’de mahkeme kararıyla başlatılan icra takibi sayısı, AKP’nin iktidara geldiği 2002’de 611 bin 335 olarak hesaplanırken 10 yılda ikiye katlanarak 1 milyon 275 bin 810’a çıktı. Mahkeme kararı olmaksızın başlatılan icra takibi sayısı da 8 milyondan 17 milyona çıktı.
Özellikle 2008’in ardından icra takibi sayıları da rekor oranda arttı. 2009’da mahkeme kararıyla yapılan icra takibi sayısı 999 bin 812’ye çıkarak 1 milyona dayanırken ilamsız icra takibi sayısı da 14 milyon 901 bin 174 oldu.
2010’da mahkeme kararıyla 1 milyon 158 bin 910 icra takibi yapılırken ilamsız olarak 17 milyon 137 bin 272 icra takibi yapıldı. 2011’de toplam icra takibi sayısı 18 milyon 633 bin 606 oldu.

Roboski'nin direnişi Erdoğan’ı yargılayacak!


HAMİDE AKBAYIR */ KÖLN- 28 Aralık 2012'de tarihi bir direniş sergilendi Roboski’de. Acılar, direnişler, hak arama, sistemi sorgulama bir anda yaşandı. Bu görkemli direniş Erdoğan’ın yargı önüne çıkaracak nitelikteydi. Kürt halkı ve dostları 34 canın bir yıl önce bombalanarak katledildikleri Roboski’deydi. Dün Roboski'ye gidenler onların savunucuları olacaklarını, suçluların, en başta da Erdoğan’ın yargılanacağı günün geleceği sözünü verdiler.
Yıl 2011, 28.Aralık. Şırnak’ın Qilaban ilçesi Roboski köyünü büyük bir yas yaşadı. Türk Savaş uçaklarının gerçekleştirdiği bombardımanda 34 genç insan paramparça edilmişlerdi. Roboski köylüleri kan ağlarken, ne Türkiye yetkililerinden, ne de diğer siyasetçilerden bir ses çıkmamıştı. Katledilen insanların yakınları acıları ile baş başa bırakılmış, olay örtbas edilmek istenmişti. Medyaya susması emri verilmiş, AKP hükümeti ölenlerin "terörist grup" olduğu yalanını yaymıştı.
Bu yalana medyayı da yanına alarak kamuoyunu yanlış ve yalan haberlerle oyalayan Erdoğan bugüne kadar da Roboski halkından özür dilemedi. Gerçi Roboski halkı özür dilese bile özrün kabahatten büyük olduğunu da biliyordu. Avrupa medyası da sanki basit bir olaymış gibi bir kaç satırla Roboski'ye değindi.
Avrupa'da yaşayan biz siyasetçiler olayın ertesinde acil bir gözlemci heyeti kurarak bölgeye gittik. 30.Aralık 2011 günü eski Sol Parti milletvekilleri olarak 3 kişilik bir heyetle  Roboski'ye gittik. Onlarla dayanışmayı ve acılarını paylaşmayı bir insanı görev olarak bilmiştik. Aradan bir yıl geçti, Roboski halkının ve katledilen aile fertlerinin yaraları sarılmadı. Sadece BDP ve Kürt halkı bu konuyu gündemde tuttu.
Roboski halkına, olayı meclise götürecekleri sözünü veren Kılıçdaroğlu bu sözünde durmamış ve BDP Milletvekillerinin Roboski ile ilgili parlamentoya sundukları soru önergelerini bile desteklememişlerdir. Unutmayalım onların yaralarını ancak oradaki gerçek mücadele sarar. Bu bir yıl içinde bu tam anlamıyla ortaya çıktı.
Dün gün boyunca Roboskiyle ilgili haber ve görüntüleri izledim. Heyetimizin yaptığı gözlemleri tekrar bir film gibi gözlerimin önünden geçti. O günkü direnişte, tüm acılara rağmen katledilen 34 genç insanımızın aileleri nasıl ki dimdik ayaktaydılar bugün de aynı şekilde ayakta olduklarını gördüm.  Hatta daha güçlü bir şekilde taleplerini yinelediler, asla davalarından vazgeçmeyeceklerini haykırdılar. Erdoğan'ı yargılayabilecek tarihi bir direniş sergilediler.
Dünkü eyleminizde, bir yıl önce olduğu gibi duygularınızı tanık olmak ve haklı davanızın yanında olduğumu göstermek için sizinle çok olmak isterdim. Umudumuz haklı davanızın uluslararası arenalara taşınması ve katliamcıların, başta Erdoğan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde savaş suçlusu olarak yargılanmasıdır. Sizler bu davanızın arkasında oldukça, bu umudumuz büyüyecek ve suçlular bir gün yaptıkları katliamların hesabını vereceklerdir.
* NRW Eyaleti eski milletvekili ve Köln Sol Parti başkan yardımcısı

Strabourg’daki nöbeti bir grup genç devraldı


STRASBOURG - Avrupalıların Noel'den sonra yılbaşı hazırlıkları sürdürdükleri bugünlerde, Kürdistanlıların Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan için Avrupa Konseyi önünde 25 Haziran'dan beri başlattıkları süresiz nöbet eylemi devam ediyor.
Nöbet eylemini Stuttgart'ta yaşayan bir grup Kürdistanlı genç devraldı. Eylemciler adına açıklama yapan Rojbin Amed, "Burada bulunmamızın sebebi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a uygulanan tecridin kaldırılması veya tutukluluk koşullarının düzeltilmesi değil, Önderliğimizin Özgürlüğüdür" dedi.
Amed'in açıklaması devamında Kürt gençlerinin direnişine dikkat çekerek şöyle dedi: "Bugün AKP eliyle sürdürülen kirli politikalarla, Kürtler kendi gerçekliği ve kimliğine aykırı hareket etmeye zorlanıyor. Ancak biz bir halk olmanın bilinciyle, kadın, genç, erkek ve yaşlı demeden onurlu bir direniş sergiledik. Bu direnişle varlığımızı yarınlara taşıma başarısını gösterdik. Bize, ne dağlarda, ne zindanlarda, ne köylerde  ne de metropollerde istedikleri gibi şekil verebildiler. Kürt gençleri olarak bu mücadelenin dinamik gücüyüz. Örgütlü gücümüz karşısında kirli çıkar ve politikalar tutmayacaktır."

Fransa 2012: Umutlar çabuk soldu


Bedran Deniz-ANF/ PARİS- 2012 yılına, yeni, halktan yana, sosyal adaleti sağlayacak sol bir iktidar heyecanıyla giren Fransa umutları çabuk solduran bir yıl geçirdi. Ekonomik durgunluk ve Euro krizi bir yana, işsizlik ve yoksulluk oranları artarken, ‘çalışanları işverenlere ezdirmeyecek bir hükümet’ hayal oldu neredeyse. Gelenin gideni aratmadığı bir yıl oldu Fransa’da 2012.
Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (Insee) verilerine göre, Fransa ekonomisi 2012 yılında pekte olumlu bir performans sergilemedi. 2011 yılında yüzde 1,7’lik büyüme ve 1 trilyon 996 milyar Euro’luk Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile dünyanın 5’inci büyük ekonomisi olarak yerini koruyan Fransa’da 2012, ekonomik durgunluk, işsizlik ve yoksulluk artışı yılı oldu. Yıllık yüzde 0,3 olarak öngörülen büyüme hedefinin dahi tutturulamayacağı öngörülüyor.
Ocak 2012’de kamu derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s’un ülkenin kredi notunu 3A’dan aşağı çekmesinin ardından, Kasım ayında Moodys benzeri bir değerlendirmeye gitmişti. Bu da Fransa’da yabancı sermaye için çekim gücünü kaybetmesi anlamına geliyor. Eylül 2012 itibariyle ülkenin kamu borçları 14 milyarlık düşüşle, 1 trilyon 818 milyar Euro olsa da, bu GSYH’nin yüzde 89’una denk geliyor.
Öte yandan, son bir yılda ülkedeki işsizlerin sayısı 300 binlik bir artışla 3,1 milyonu geçti ve 2012 yılı sonu itibariyle yüzde 10,5 orana ulaşacak. Üstelik, bu rakamlar sadece A kategorisinde yer alan tüm gün işsizleri kapsıyor. Part time çalışanlar, 55 yaş üstü işsizler gibi diğer kategorilerin de eklenmesiyle, ülkede kısmen ya da tümüyle işsiz olanların sayısı Kasım 2012’de 5 milyon 240 bini aştı. Kasım 2011’de ise bu rakam 4,8 milyon idi.
SIRADIŞI SARKOZY GİTTİ, ‘NORMAL’ HOLLANDE GELDİ
Fransa’da 2012 yılının en önemli gelişmesi Mayıs ve Haziran aylarındaki cumhurbaşkanlığı ve ulusal meclis seçimleri sonucunda Nicolas Sarkozy’nin yerini Sosyalist Parti (PS) adayı François Hollande’a bırakmasıyla yaşanmıştı. 5 yıl boyunca özel yaşamından işveren kesimleri ile olan ‘aşırı derecedeki iyi dostluğuna’, Muhammer Kaddafi’den seçimler için mali yardım aldığı iddiasından göçmen karşıtı popülist politikalarına kadar bir çok konuda eleştirilen Sarkozy’nin yerine, ‘normal’ bir cumhurbaşkanı olmayı vaat eden Hollande seçildi. 
Seçimlerin ilk turunda aşırı sağcı Ulusal Cephe (FN) adayı Marine Le Pen’in yüzde 18 oy oranına ulaşarak üçüncü sıraya yükselmesi, Fransa’da giderek artan yabancı karşıtlığını gösterirken, Hollande yüzde 51,6 gibi bir skorla seçilmeyi başarabilmişti. Oysa seçimden bir iki ay öncesine kadar yapılan anketler yüzde 55 hatta daha fazlası bir skor öngörüyordu Hollande için.
Fransa’da cumhurbaşkanının başbakana göre oldukça fazla yetkilere sahip olması, Ulusal Meclis seçimlerinde de PS ve diğer sol partilerin öne geçmesini sağladı. Sol partiler, Ulusal Meclis, Senato, belediyeler ile il ve bölge meclislerinde aynı anda çoğunluğu elde ederek, Fransa’da 1958 yılından bu yana bir ilki gerçekleştirdiler.
HEYECEN YERİNİ HAYAL KIRIKLIĞINA BIRAKIYOR
Ancak, 10 yıl aradan sonra tekrar sosyalist bir cumhurbaşkanı ve hükümete kavuşan Fransa’da geniş halk yığınları için pek de bir değişiklik olmayacağı aşikar oldu. Hollande’ın ve partisi PS’nin iktidara gelmesinin ardından en çok da çalışanlar, dar gelirli ve yoksullar tarafından yaşanan heyecan kısa sürdü. Dar gelirlileri ve orta sınıfı ezdirmeme vaadiyle iktidara gelen Hollande, ekonomiyi ve üretimi canlandırmak için daha çok işverenlere maddi yardım öngören bir programla ortaya çıktı. Örneğin, teşvik programları çerçevesinde işverenlere 20 milyar Euro’luk sigorta primi ve vergi indirimi öngörülürken, milyonlarca çalışan için ise sadece 10 milyar euro ayrıldı.
François Hollande, 600’ü aşkın çalışanını işten çıkarmayı planlayan ArcelorMittal adlı demir-çelik devinin ‘kamulaştırılması’ fikrinden de, şirketin bazı yatırımlar yapması ve çalışanları işten çıkarmaması kaydıyla caymıştı. Ancak aynı şirket, Kasım ayında yapılan anlaşmadan sadece 3 hafta sonra bir başka fabrikasında çalışan 50 çalışanı işten çıkarmıştı. Yalnızca bu örnek bile Hollande’ın ve partisinin ülke genelinde binlerce başka çalışanın ‘kriz’ bahanesiyle işten çıkarılma tehlikesine karşı ne kadar aciz olduğunu göstermişti. 
ÇALIŞAN YOKLUĞA MAHKUMKEN, DEPARDİEU VATAN SEÇME DERDİNDEYDİ
Hollande’ın merkez sol ve liberallere yakın adamı Jean-Marc Ayrault başbakanlığındaki hükümet, ülkedeki 2,6 milyon çalışanı ilgilendiren asgari ücret için ise Temmuz 2012’de yüzde 2, Ocak 2013’ten itibaren ise sadece yüzde 0,3 oranında bir zam yaptı. Oysa işçi sendikaları ve muhalefetteki sol partilerin beklentisi, halen bin 100 euro olan asgari ücrete ilk aşamada yüzde 20’lere varan bir zam yapılması idi. Sosyalist Parti, 2,8 milyon insanın yararlandığı en düşük sosyal yardımı (aylık kişi başına 475 euro) sadece yüzde 1,8 oranında arttırarak, ‘yoksul kesimleri ezdirmeme’ sözünü de çabuk unuttu.
Sosyalist hükümetin 2012’deki kayda değer icraatlarının başında ise, kabineye yüzde 50 kadın bakan kotası getirmesi, göçmen kökenli bakanları kabineye alması, bakan maaşlarını yüzde 30 civarında düşürmesi ile 1 milyon euroyu aşan yıllık gelirlerin yüzde 75 oranında vergilendirilmesi geliyordu.
2012’nin son çeyreğinde,belki de en çok konuşulan konularından biri de, ünlü sinema oyuncusu, Fransızların ‘Obelix’i Gerard Depardieu’nun yüzde 75’lik vergi kanununa muhalefet için  Fransız pasaportunu iade edip, Belçika’ya taşınması oldu. İki arada bir derede kalan hükümet bu sayede ‘vatanseverlik’ siyasetine soyunarak, Depardieu gibi ‘vergiden kaçacak’ daha birçok zengini kaçırtmamaya çalışıyor. Ancak, kabinedeki bir çok bakanın eski sağ-liberal ve ya muhafazakar bakanlara göre daha fazla servetlerinin olması ise, sosyalist hükümetin ‘halka yakınlığının ve vatanseverliğinin ne derecede olduğunun da kanıtıydı. 
İÇ VE DIŞ POLİTİKADA SAĞ-EMPERYALİST ÇİZGİDE DEVAM
İç politikada Sarkozy döneminin göçmen karşıtı, sertlik yanlısı güvenlik politikasını daha da sertleştirerek sürdüren İçişleri Bakanı Manuel Valls, sosyalist hükümetin seçimden sadece aylar sonra eleştirilerin hedefine oturmasını sağlayan isimlerden. Valls, Kasım ayında siyasal yasaklı Bask partisi Batasuna üyesi Aurore Martin’i tutuklatıp, İspanya’ya iade etmekte sakınca görmemişti. Kamuoyundan yoğun tepki alan bu olayla, Bask Davası kapsamında ilk kez bir Fransız vatandaşı İspanya’ya iade edilmiş oldu.
Sosyalist hükümet dış politikada da, Sarkozy döneminin angajmanlarına ve doğal olarak Fransa’nın devlet politikalarına aynen sadık kalınacağını gösterdi. Sarkozy’nin Libya İç Savaşı’ndaki rolü daha hafızalardayken, Hollande’ın Dış İşleri bakanı Laurent Fabius, Suriye krizinde Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye ile aynı çizgide bir yol izledi. Suriye’ye askeri müdahale seçeneğini de dışlamayan Hollande ve Fabius’un, silahlı İslamcı grupları finanse eden Katar ve Suudi Arabistan ile olan yakınlaşması bir çok kesimden tepki alıyor.
Afganistan konusunda da, Fransa’nın küresel çıkarlarından taviz vermeyen Cumhurbaşkanı Hollande, 31 Aralık itibariyle sadece operasyonel güç olan 2 bin askerin geri çekilmesini ve bin 400 kişilik bir gücün ise yerinde bırakılmasını..

Êzîdîlerden kadına şiddet ile mücadele kararı


CELLE - Kurdistan'a Azad- Ol û Nasname Azad şiarıyla 8. Olağanüstü Kongresi’ni gerçekleştiren Federasyona Komalên Êzîdiyan-Êzîdî Dernekleri Federasyonu (FKE), başlık parası, kadına karşı şiddetle mücadele, eşbaşkanlık sistemi ve yüzde 40 cins kotası gibi önemli kararlara ulaştı. Kongre Êzîdî Kürt köylerine yeniden dönüşün sağlanması yönünde çağrıda bulundu.
25-26 Aralık tarihleri arasında Almanya'’nın Celle kentinde gerçekleştirilen kongreye Avrupa’nın bir çok ülkesinde yaşayan Êzîdîler katıldı. 250 delege ve 100 misafirin katıldığı kongrenin açılış konuşmasını Kürt siyasetçi Sakine Cansız yaptı. Cansız konuşmasında Kürdistan’da olağanüstü bir devrim sürecinden geçtiklerini belirterek, 8. Olağanüstü FKE kongresinin bu sürece cevap olmasının önemine dikkat çekti.
Avrupa'’da yaşayan Êzîdî halkının sorunlarına da değinen Cansız, başta Êzîdî gençliğinin karşı karşıya kaldığı asimilasyon, kadınların maruz kaldığı şiddete karşı da kongrenin güçlü bir perspektif ortaya koyması gerektiğini belirtti. 2013’te Kürt halkının özgürlük mücadelesinin daha da yükseleceğini kaydeden Cansız, Êzîdî halkına da mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundu. Fakir Kalo ve Peşimam Hasan da Êzîdî toplumunun temel güvencesinin toplumsal ve ulusal birlik olduğuna vurguda bulundular. Kongreye Türkiye'den katılan BDP Wan Milletvekili Nazmi Gür ise, Batı Kürdistan'’da yaşanan gelişmelere dikkat çekerek, Avrupa'’da yaşayan Êzîdî halkını da desteğe çağırdı.
KNK Yürütme Konseyi Üyesi Nilüfer Koç da, Êzîdî inancıyla bağdaşmayan kadına karşı şiddetle mücadele edilmesi için, Êzîdî ileri gelenlerine çağrı yaparak, FKE’'nin yeniden yapılandırılmasında kadın ve gençlerin katılımının önemli bir rol oynayacağını kaydetti. Kongreye ayrıca, Civaka İslami, Demokratik Alevi Federasyonu, Köln Kürt Enstitüsü, YEK-KOM, PYD, Şehit Aileleri Komitesi, Kürdistan Öğretmenler Birliği, KON-KURD, Kürt Êzîdî Sanatçılar Platformu, UTAMARA, Şengal, Ermenistan ve Batı Kürdistan Êzîdî kuruluşları adına mesaj sunuldu. Kongrede siyasal sürecin yanısıra federasyonun iki yıllık çalışmaları değerlendirildi. Yine eşbaşkanlık sistemi, yüzde 40 cins kotası, başlık parası ve kadına dönük şiddetle mücadele gibi konularda önemli kararlar alındı. Öte yandan kongre, Amed'de DTK öncülüğünde gerçekleşen 1. Êzîdî Konferansı ve alınan kararları da bağlayıcı olarak kabul ettiğini de duyurdu.
Alınan diğer önemli kararlar şunlar:
- Êzîdî kadınlara dönük UTAMARA tarzı bir kadın buluşma merkezinin açılması,
- Çarşema Sor festivalinin yapılması,
- Avrupa'’da yaşayan Êzîdî toplumunun yaşadığı sosyal ve toplumsal sorunlar gündemiyle Avrupa Êzîdî Konferansı’nın yapılması, bu konferans ile Êzîdî kimliğinin Avrupa'’da resmen tanınmasının hedeflenmesi,
- Êzîdî Kürt köylerine yeniden dönüşün sağlanması.

Almanya bakamadığı yaşlılarını ‘ihraç’ ediyor


BERLİN-Avrupa’nın ve dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip Almanya, bakım masrafları giderek artan emeklilerini yurtdışındaki daha az kaliteli ama ucuz huzur evleri ve ya bakım merkezlerine ‘ihrac ediyor’. Yüzbinlerce emeklinin ekonomik sıkıntılar çektiği ülkede bakımı yapılamayan onbinlerce yaşlı Alman Doğu Avrupa ve Asya ülkelerine gönderiliyor.
İngiliz The Guardian gazetesi Alman uzmanlara dayandırdığı araştırmasında, binlerce emekli Alman’ın daha ucuz tedavi imkanlarından yararlanmak için ülkesini terk etmek zorunda kaldığını duyurdu. ‘Almanya: yaşlı ve hastalarını başka bakım evlerine ihrac ediyor’ başlıklı haberde, bakım masraflarının yüksekliği ve hizmet kalitesinin giderek azalması nedeniyle bir çok Alman, Doğu Avrupa ve Asya’daki huzur evleri ve ya bakım merkezlerinde kalıyor.
2011 yılı itibariyle Macaristan’da 7 bin 146, Çek Cumhuriyeti’nde 3 bin, ve Slovakya’da 600 kadar emekli Alman vatandaşı huzur evlerinde kalıyor. Uzmanlara göre, tam sayısı bilinmese de Yunanistan, İspanya, Tayland gibi ülkelerdeki huzur evleri de yaşlı Almanların zorunlu tercihleri arasında yer alıyor.
Almanya’daki huzur evlerinde bir kişinin aylık oda masrafının 2 bin 900 ila 3 bin 400 euro arasında olduğunu kaydeden uzmanlar, bu miktarın her yıl ortalama yüzde 5 oranında arttığına dikkat çekiyorlar. Araştırmada, ir dönemler Doğu Avrupa’dan getirilen yaşlı bakıcılar ile tedavi ve bakım masraflarının düşürülmeye çalışıldığı ancak bunun yeterli olmadığının da altı çiziliyor.
 VdK: "İNSANLIK DIŞI BİR DURUM"
Konuyla ilgili görüşü alınan Almanya Sosyal Birliği (VdK) adlı sosyo-politik danışma kuruluşuna göre, emekli Almanların maliyetler gerekçe gösterilerek, yurt dışındaki daha düşük kalitedeki huzur evlerine mahkum edilmelerinin ortaya çıkardığı tehlikeye işaret edildi. VdK Genel Başkanı Ulrike Masher, "Zamanında Almanya’yı inşa etmiş bu insanların sürgün edilmelerine kayıtsız kalamayız. Bu insanlık dışı bir durum" diyerek tepkisini gösterdi.
The Guardian, Macaristan, Tayland ve Yunanistan gibi ülkelerdeki huzur evlerinde kalan Almanlarla yaptıkları görüşmelere dayanarak, emeklilerin kendilerini ‘çaresiz kalmış’ hissettiklerini kaydetti.
Avrupa’nın ve dünyanın en fazla yaşlı nüfusunu barındıran Almanya’da resmi rakamlara göre, halen 400 bin kadar emekli huzur evi için ödemesi gereken payı ödeyemiyor.

Duisburg ve Giessen’de Roboski yürüyüşü


DUİSBURG / GİESSEN - Roboski katliamı Almanya’nın Duisburg ve Giessen şehirlerinde düzenlenen yürüyüşlerle protesto edildi.
Giessen’de 100’ün üzerinde kişinin katıldığı yürüyüş Schiffenberger caddesinde başladı. Maraş ve Roboski katliamında yaşamını yitirenlerin resimlerinin taşındığı yürüyüşte sık sık Türk devletini kınayan sloganlar atıldı.
Şehir merkezindeki Kirchplatz Meydanında bir mitinge dönüşen eylemde okunan bildiride Almanya’nın Türkiye’ye Kürtlere karşı kullandığı silahları sağlamaya devam ettiğine dikkat çekildi. Bildiride Kürt halkının tüm katliam ve baskılara karşı direneceği de vurgulandı.
Bir diğer eylem ise Duisburg’ta gerçekleşti. Yüzlerce Kürdistanlının katıldığı yürüyüşte Maraş ve Roboski katliamları protesto edildi. Türk devletinin kınandığı eyleme YEK-KOM,DIDF,ATIK,ADHF,ÖDA destek verdi. 

30 Ağustos 2012 Perşembe

Mersin'de polis ÖDP'lilere saldırdı, 15 kişi gözaltında

MERSİN - Mersin'de harçları protesto eden bir grup ÖDP'liye polis saldırdı. Yaşanan arbede ardından aralarında ÖDP İl Başkanı'nın da bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı. 

İkinci öğretim harçlarının kaldırılmamasını protesto etmek amacıyla bir yürüyüş düzenlemek isteyen ÖDP'lilere polis saldırdı. Aralarında İl Başkanı Oktap Canpolat'ın da bulunduğu ÖDP'li grup Tevfik Sırrı Gür Lisesi'nden Taşbinaya yürümek istedi. Yürüyüşün yasadışı olduğunu ileri süren polis daha sonra yürüyüşçülere saldırdı. İl Başkanı Oktay Canpolat’ın bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı.

Cizre-Güçlükonak arasındaki 2 Süryani köyü ateşe verildi

Amed - Şırnak'ın Cizre ile Güçlükonak ilçeleri arasında yer alan Çîyayê Dera (Kilise Dağları) dağı eteklerinde bulunan ve 1990'yı yılların başında zorla boşaltılan iki köy Akdizgin Karakolu tarafından yapılan havan ve top atışları sonucu ateşe verildi. İki köyde çıkan yangın, Cizre ilçesinde çıplak gözle görülürken, dumanların tüm bölgeyi kapladığı görüldü. 

Alınan bilgilere göre, Cizre ile Güçlükonak ilçeleri arasında yer alan Çîyayê Dera dağı eteklerindeki Kanîya Basiftê ve Dera Xar köyleri ateşe verildi. 

İki köye yakın Akdizgin Karakolu tarafından yapılan havan ve top atışları sonucu köyler ve yakınlarındaki ormanlık alan yanarken, yangın Cizre ilçesinden de görülebiliyor. 

Askerler tarafından boşaltılan ve zaman zaman Avrupa'ya sığınmak zorunda kalan Süryanilerin gelip ziyaret ettiği iki köyde halen süryani mezarları bulunuyor. 

Bağ ve meyve bahçelerinin bulunduğu iki köyün ateşe verilmesi sonrasında çıkan yangına kimsenin müdahale etmediği ve yangının halen sürdüğü öğrenildi.

Amed Günleri'nde Kürt dili ve edebiyatı tartışıldı

DUHOK - Güney Kürdistan'ın Duhok kentinde düzenlenen "Amed Günleri Festivali" ikinci gününde. Festival'de bugün Kürt dili ve edebiyatı ile özgür basının durumu konulu 2 panel gerçekleştirildi.

Festival programı çerçevesinde Kürt dili ve edebiyatı üzerine bir panel gerçekleştirildi. TZP Kurdi sözcüsü Mehmet Şahin'in konuşmacı olarak katıldığı panelde Kürt dili ve edebiyatının yaşadığı sorunlar ve asimilasyon tartışıldı. Panelde Şahin, Kürt halkına yaşatılan asimlasyonun Kürt dili ve edebiyatında da büyük bir gerilemeye neden olduğunu belirterek, "Kürt Özgürlük Hareketi son kırk yıl içinde yürüttüğü mücadele bu asimilasyonu kırdı ve Kürt dili ve edebiyatının gelişmesinin önünü açtı" dedi. 

Bir başka panel ise, özgür basın tarihi ve basın kuruluşlarının durumu üzerine yapıldı. Dicle Haber Ajansı (DİHA) Kürtçe Haber Servisi Müdürü Mehmet Ali Ertaş’ın katıldığı panelde, özgür basın tarihinin anlatıldığı sinevizyon gösterildi. Sinevizyon sonrası konuşan Ertaş, "90’lı yıllarda Kürt gazeteciler öldürülerek susturulmak isteniyordu, şimdiyse hapislere atılarak susturulmak isteniyor. Basın özgürlüğü anlamında Türkiye’de çok ciddi bir gelişme yok" dedi. 

Yarın sona erecek festival, Diyarbakır Sur Belediyesi-Duhok Belediyesi ortaklığında gerçekleştiriliyor.